Şeyh Bedreddin zamanı...

Şu yakında üst üste gelen iki güzel şey oldu: Birincisi bir albüm, diğeri ise bir film.

Bulutsuzluk Özlemi'nin, kendi adıma uzun süredir beklediğim albümü Bedreddin nihayet çıktı.

Nazım Hikmet'in 'Şeyh Bedreddin Destanı' adlı kitabının tamamının bestelendiği dev bir eser bu.

Ve Şeyh Bedreddin ile müritleri Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal'i anlatan 'Hakikat' adlı film gösterime girdi.

Hem albüme, hem filme daha sonra döneceğiz...

"Dünyadaki her zerreciğin içinde iki zıt yön vardır" diyordu Simavna Kadısı oğlu Şeyh Bedreddin...

Bilim ile tasavvufun iç içe geçtiği o çağa ait sınırlı bilimsel bilgiyle ulaşmıştı bu sonuca. On yıllara yayılan bilgi, gözlem ve düşüncenin bu özeti Şeyh'in derinliğini göstermeye yeter aslında.

Evet, Şeyh Bedreddin çok derindir.

Anadolu'daki alimlerin tamamını dolaşmış, öğrenebileceklerinin hepsini öğrenmiş, Anadolu'dan Kudüs'e geçmiş, oradaki "eğitim"i bittikten sonra ise Kahire'ye kadar gitmiş...

Rivayet odur ki, Anadolu'dan Kahire ve Tebriz'e kadar tüm alimlerden öğrene öğrene ilerleyen Şeyh Bedreddin, bir gün Nil Nehri'nin kıyısına oturdu, bir süredir kafasını kemiren derin düşüncelere daldı ve ani bir kararla onca yılın birikimini topladığı 40 kadar el yazması eserini Nil'in sularına fırlattı...

Ve sonra Anadolu'ya döndü...

Evreni, evreni oluşturan "zerrecikler"i, varoluşu anlamaya çalışan herkes, nihayetinde insanı ve toplumu anlamaya da itelenir. Kaçınılmazdır.

"Bazı insanlar birbirilerine ibadet eder veya dirhem ve dinarlara, paralara , yiyeceklere, övünç ve kibirliliğe bilmeden ibadet edip, Allah'a ibadet ettiklerini sanırlar" diyordu Şeyh.

O, başka değerleri, başka bir 'hakikat'i savunuyor, bunu felsefi -tasavvufi de diyebiliriz- bir temele dayandırıyordu.

Timur tarafından dağıtılmış, Fetret Devri'ne girmiş Anadolu'yu, Rumeli'ni dolaşıyor, anlatıyordu. Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal'le yolu öyle kesişti.

Her ikisi de birer Bedreddin gibi anlatmaya başladılar 'hakikat'i...

Kısa keselim, I. Bayezid'in oğulları arasındaki taht kavgası sırasında Musa Çelebi o sırada Edirne'ye geçmiş olan Şeyh Bedreddin'e Kazaskerlik -bir çeşit baş danışman- teklif etmişti.

Çelebi Mehmet daha 25 yaşındaki kardeşi Musa Çelebi'yi öldürüp tahtı ele geçirdikten sonra Şeyh'i İznik'e sürdü...

Sonrası zulme isyandır.

Osmanlı'nın insanı "kul", padişahı ise tüm memleketin sahibi varsayan anlayışına isyan...

Börklüce Mustafa, Şeyh'inin öğretileriyle Karaburun'dan Aydın'a kadar uzanan topraklarda, ekinin, toprağın, suyun, derdin, tasanın, sevincin, mutluluğun paylaşıldığı bir ortakçı toplum yaratmaya başlamıştı.

Tarihte eşine ender rastlanır bir düzen... "Kula kulluk edilmeyen", sömürünün olmadığı bir düzen...

Osmanlı vergi, haraç vermeyen bu düzene tahammül edebilir miydi? Asla!..

Ordular yolladı Börklüce Mustafa'nın üzerine. Börklüce o orduları yendikçe isyan büyüyor, Torlak Kemal de Manisa'da huruç eyliyordu.

Şeyh Bedreddin ise bugün Bulgaristan topraklarında bulunan Deliorman bölgesinde Türkmenleri etrafında topluyordu...

Osmanlı'nın gaddar paşaları üst üste ordularla geldiler. Yoksul köylüleri katlederek ilerlediler. Halkı katletmek padişaha haktı!

Ve suçları "kula kulluk etmemek" olan Börklüce Mustafa'nın yoldaşları daha fazla dayanamadı. Binlercesi kılıçtan geçirildi. Börklüce'yi İsa gibi bir çarmıha çivileyerek öldürdüler.

Torlak Kemal bir süre daha dayandı ama ne fayda. Onu da yakalayıp astılar.

Ve nihayet Şeyh Bedreddin'i de Deliorman tarafında ele geçirdiler. Serez'e getirip Çelebi Mehmet'in huzurunda idam ettiler...

1924'teki nüfus mübadelesi sırasında çinko bir kutuda Şeyh'in kemiklerini de İstanbul'a getirdiler. Yıllarca o kutuda sakladılar.

Sonra 1961'de kemikler, kaderin acı cilvesi, Çelebi Mehmet'in torunu II. Mahmut'un türbesinin bulunduğu bahçeye gömüldü!..

Ne hazin...

Üzerinde tek bir mezar taşı bile olmadan yıllarca orada "isimsiz" olarak gömülü kaldı Şeyh'in kemikleri.
Nihayet 1998'de başına bir mezar taşı diktiler...

Katledilen, unutturulmaya çalışılan Şeyh Bedreddin unutulmadı. Bu topraklarda bir özgürlük ve eşitlik umudu var olduysa, onun payı büyüktür.

Nazım'ın ölümsüz eseri Şeyh Bedreddin Destanı onun adını bambaşka bir boyuta taşıdı, hakkını teslim edelim.

Ve Bulutsuzluk Özlemi, tüm bir şiir kitabını albüm haline getirdi: Bedreddin...

Nejat Yavaşoğulları, arkasında dev bir orkestra ve koro... Arada şiir olarak okunuyor kitap, seslendiren Fırat Tanış...

Bu albümü uzun süredir bekliyordum çünkü Nejat Abi her denize açıldığımızda bir bölümünü dinletiyordu kayıtlardan.

Bu arada, Neja Yavaşoğulları'nın usta bir balıkçı olduğunu, ilk gitarını lüfer akını sırasında üniversiteden kaydını dondurup balık tutarak aldığını yazayım...

Başka bir zaman, belki bir söyleşiyle gerisini de aktarırım...

Ve tesadüf, 'Hakikat' filmi gösterime girdi aynı zamanda. Bir filme bütün 'hakikat'i sığdırmak mümkün değil ama "Şeyh Bedreddin'i anlamaya giriş" olarak çok güzel çekilmiş bir sinema filmi.

Yönetmenliği üstlenen ve senaryosunu yazan Hakan Alak, hikaye Ali Şahin'in...

Şeyh Bedreddin'i Suavi, Börklüce Mustafa'yı Bülent Emrah Parlak, Torlak Kemal'i Saygın Soysal canlandırıyor. Hepsinin emeğine sağlık.

Filmde daha pek çok tanınmış isim var, siyaset dünyasından isimler dahil. Onlar da izleyeceklere sürpriz olsun...

Aslında bu hafta iktisadi kriz içinde debelene debelene dibe sürüklenen Türkiye'deki muhtemel gelişmeler üzerine bir yazı yazacaktım.

Beni mazur görün, bir albüm ile bir film bütün planı değiştirdi.

Gerçi, kim bilir, belki de bugün içinde bulunduğumuz bu sefil halden çıkışın yolu Bedreddin'in felsefesinde, Börklüce'nin temellerini attığı toplumsal yapıda ve Torlak Kemal'in dizginlenemez cesaretindedir.

Bence bu fikri ciddiye almakta fayda var...

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR