Hollywood'un perde arkası: Sıfırkent

Steve Erickson, Amerikan edebiyatının önemli yazarlarından biri olarak anılmaktadır. Sinema ve gazetecilik üzerine eğitim gören Erickson, farklı gazete ve dergilerde yazdığı makalelerin yanı sıra, birçok romana imza atmış ve eserleri onlarca ödüle layık görülmüştür.

Erickson’ın Türkçeye çevrilmiş iki kitabı var. Yakınlaşmalar ismini taşıyan romanı Efe Pötöy tarafından çevrildi ve Ayrıntı Yayınları etiketiyle raflara girdi. Geçtiğimiz günlerdeyse Erickson’ın Sıfırkent adlı yeni romanı, Yedi Yayınları tarafından  Sanem Erdem çevirisiyle yayımlandı. 

'HOLLYWOOD’DA KİMSE FİLMDEN ANLAMIYOR'
1969 Ağustos’unda Philadelphia’dan Hollywood’a enteresan bir adam gelir. Ike Vikar Jerome adındaki, 24 yaşındaki bu adamın en dikkat çeken yanı usturalı kafası ve kafasının arkasına yaptırdığı dövmedir. Elizabeth Taylor’la Montgomery Clift’in oynadığı, 1951 yapımı A Place in the Sun filminden bir kareyi gördüğümüz bu dövmede Taylor ve Clift yanak yanağadır.

Ne var ki Vikar’ın hayranlık duyduğu bu film hemen herkes tarafından yanlış tahmin edilir. En çok da James Dean’le Natalie Wood’un oynadığı 1955 yapımı Rebel Without a Cause ile karıştırılır. Vikar Hollywood’a geldiği ilk gün, yanlış tahminde bulunan birinin kafasına bir yemek tepsisini fırlatır. İkinci yanlış tahminde bulunanlar ise polislerdir. Haliyle onlara benzer bir tepki veremez.

Evet, Vikar Hollywood’a adım attıktan birkaç gün sonra gözaltına alınır. Herkesi kendine hayran bırakan bu rüyalar kenti Ağustos 1969’da bir anda cehenneme dönmüştür çünkü. Charles Manson çetesi bir gecede yedi kişiyi acımasızca öldürmüştür. Aralarında ünlü yönetmen Roman Polanski’nin sekiz buçuk aylık hamile olan eşi Sharon Tate’in de bulunduğu yedi kişinin ölümü, Hollywood’un belli bölgelerinde kömünal halde yaşayan hippi gruplarının da sık sık taciz edilmesine sebep olmuştur. Usturalı kafası ve alışılmışın dışında dövmesi, hal ve hareketleriyle dikkat çeken Vikar da Manson ailesinden sanılarak sıkı bir sorgudan geçirilir.

Vikar’ın Hollywood’la tanışmasının yarattığı sarsıntılardan bir diğeri de otel görevlisiyle yaşadığı diyalogda açığa çıkar. Vikar, Clift’in vaktiyle yaşadığı Roosevelt Oteli’ndeki 928 numaralı odada kalmak ister. Görevli ise Clift’in kim olduğunu bile bilmez.

Vikar, Hollywood’da filmlerden anlayan kimse olmadığını düşünmeye başlarken, yeni taşındığı evine bir gece siyah bir hırsız girer. Hırsızı bayıltıp bağlayan ve polisi arayan Vikar küçük televizyonundan film izlerken hırsız kendine gelir ve ikili bir anda 1940’ların filmlerinden açtıkları sohbetlerini 1970’lerin dönüşen Hollywood’una kadar getirirler. Hırsız tam bir sinefildir. Oyunculardan yönetmene, film müziklerinden kostümlere, dekorlardan sanat tasarımına kadar pek çok şey üzerinden film eleştirisine başlar. Hatta Vikar adamı affedip çözdüğünde bile hırsız televizyondaki filmi izleyip öyle gitmek istediğini söyler.

Vikar’ın genel anlamda yaşadığı zorlukların başında da film sektörünün dönüşen haliyle yaşadığı irili ufaklı çatışmalar gelir. Genç/yeni yapımcıların film anlayışları ve bunun getirisi olan dayatmalar, Vikar’ın set çalışanından, sanat grubuna, oradan da kurgu stüdyosuna kadar uzanan iş hayatında, ucu geçmişe dek uzanan birtakım varoluşsal krizlere sebep olur. Bir de bunlara aşk ve dostluk ilişkilileri eklenince işler hepten karışır.

'YILIN EN İYİ KİTABI ÖDÜLÜ'
Romanda üç yüzden fazla filmin adı geçtiğinden Sıfırkent’in bir film cenneti olduğu söylenebilir. (Bu filmler kitabın sonunda listelenmiş durumda.) Bu yüzden kitabı bitirdiğinizde, başta A Place in the Sun olmak üzere pek çok filmi izleme ihtiyacı hissedebilirsiniz.

Bunun nedenlerinden biri de romanda bir sürü yönetmen ve oyuncuyla tanışmamızdır kuşkusuz. Hatta bazı sayfalarda ileride ünlü olacak kimi isimleri de görürüz:

“Vikar kadar az konuşan biri daha var sadece; yirmili yaşlarını sonunda esmer, gergin bir adam, kanepede gözlerini Vikar’dan, özellikle de kafasından ayırmadan oturuyor; tuhaf bir gülümsemesi var. Vikar bu adamı ve kafasına diktiği bakışları beş yıl sonra, delirip herkesi öldüren bir taksi şoförü hakkındaki bir filmde, kafasını mohawk tarzı kazıtmış olarak görünce hatırlayacak.”

Erickson’ın bu romanla “Yılın En İyi Kitabı” ödülünü almasının nedenlerinden biri de sanıyorum küçüklüğüyle, ailesiyle alakalı. Erickson’un eski bir oyuncu olan annesi, tam da romanın geçtiği yıllarda, yani Erickson’ın çocukluğunda, Los Angeles’ta bir tiyatronun işletmeciliğini yapmış; babası da fotoğrafçıymış. Yani Erickson hem Los Angeles’ta büyümüş hem de ailesinin işi nedeniyle sinemayla iç içe bir hayat geçirmiş. Dolayısıyla nereyi, nasıl anlattığının farkında.

'ŞİMDİ HER ŞEY SIFIRLANDI'
Sıfırkent’in biçimsel olarak kısa bölümlerden ibaret olduğunu da söylemek gerek. Bazen bir paragraftan, bazen bir cümleden ibaret olan bölümler Vikar’ın montajladığı film rulolarını andırır. Erickson da Vikar gibi montaj makinesinin başına oturur, bazı kareleri atıp, bazılarını birleştirir; bazılarını uzatıp bazılarını kısaltır sanki. Bazı bölümlerin yarım kalmış iki cümleyle bağlanması/devam etmesi de bundan olsa gerek.

Ayrıca kitabın ortalarında yer alan 227. Bölüm ise romana ve karaktere keskin bir sınır çizer. “Vikar bunu bilmiyor ama şimdi her şey sıfırlandı.” cümlesinden ibaret olan bölüm, bu noktadan sonra geriye sarmaya başlar ve biz 226, 225, 224 olarak kitabı okumaya devam ederiz. Bu keskin dönemeç Vikar için de büyük çatışmaların habercisidir.

Bitirmeden Sıfırkent’in Zeroville adıyla, James Franco’nun yönetmenliğini ve başrolünü üstlendiği bir yapımla 2019’da filme uyarlandığını da söyleyelim. Aslında film 2011’de duyurulmuş olsa da yaşanan birçok aksilikten sonra 2019’da ancak dağıtıma çıkabildi. Ancak film beklenenin aksine olumsuz eleştirilerin hedefi oldu. Yine de romanı bitirdikten sonra merak edilmiyor değil.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR