Eski ve yeni Florida’dan insan hikâyeleri

Lauren Groff, 2015’te yayımlanan ve deyim yerindeyse kendisine yazarlıkta eşik atlatan 'Yazgı ve Gazap' romanı sayesinde geniş kitlelerce tanınmıştı. Groff, romanlarıyla nam salsa da aynı zamanda iyi bir öykücü. Bu anlamda eleştirmenleri ikiye bölen ve romanlarının mı, yoksa öykülerinin mi bir boy öne konacağına dair tartışmalar başlatan yazarın 'Florida' isimli öykü kitabı okura bu bağlamda fikir verebilir.

Groff, kitabın sonundaki teşekkür metninde sarf ettiği “Eyaletlerin en güneşlisi ve tuhafı Florida’ya” ifadesi ise öykülere ilişkin bir ipucu âdeta.

KÖPEKLER, KIZ ÇOCUKLARI, HAYALETLER VE BİR PANTER
Groff, Florida’daki öykülerinde savrulanların hikâyeleriyle; “Devrilen ev gibi seri gerçekleşmeyen” değişimlerle buluşturuyor okuru. Zaman ve mekânların kaygan zemini ise bu değişimlerin fonunda yer alıyor.

Groff, mekânların ve insanların bir ömür içinde nasıl değiştiğini, bunun bazen sanıldığı kadar kötü ve korkutucu olmadığını anlatırken eski ve yeni Florida’da, alıştığı ve alışamadığı şeyleri sıralayan karakterler kurguluyor. Kalabalığın ortasındaki yalnızlığa gönderme yaptığı bu anlatı sırasında, yoksul ve evsiz beyaz ve siyahların arasından geçiriyor okuru.

Varsıllığın ve fakirliğin at başı gittiği mahalleler de pırıltılı sahiller de giriyor yazarın radarına. Sonra bir anda “fırtına geliyor ve sessizliği siliyor.” Fırtınadan evvel, eski günlerin “aydınlık ve şiddetli sevgisi”ne selam gönderen genç kızın hatıralarıyla yüzleşiyoruz. Bu da bir çeşit eski ve yeni Florida kıyası. Bu sırada, kendisini daima güvende hissedenlerin yaşadığı ve ardından bunun bir insan gibi geçip gittiği coğrafyaya dair cümlelere de rastlıyoruz. O coğrafyada kimi zaman köpekler, kız çocukları, hayaletler ve hatta bir panter sahne alıyor. Beri yandan, klasik bir anne ve eş olmayı reddeden bir kadınla da karşılaşıyoruz: “Ben yıllardır sadece ilgimi çeken şeylerde iyi olmuştum. İlgimi çeken şeyler de kitaplarım ve çocuklarımdan ibaret olduğu için hayatın geri kalanı benden adım adım uzaklaşmıştı. Çocukların, içinde insan kültürü büyüyen iki laboratuvar kabı gibi bitimsiz büyüleyici varlıklar olsa da annelik benim için hiç böyle değildi. Cinsiyete bağlı olarak baştan yükümlü sayılan şeyleri de küçük düşürücü oldukları için yapmıyordum. Giysi satın almıyor, yemek pişirmiyor, plan program yapmıyor, çocuklara arkadaşlarıyla oyun günü ayarlamıyordum. Asla. Annelik benim için oğlanları bir aylık Avrupa serüvenine götürmek, roket fırlatmayı, sırf şanı için yüzmeyi öğretmekti. Okumayı öğretirdim ama öğle yemeklerini kendileri hazırlamalılardı. Sarılmamı istedikleri sürece sarılırdım ama o da zaten insan olmanın bir parçasıydı. Eksikliğimin derinliklerini telafi etmekse ister istemez kocama düşüyordu.”

Tuhaf ilişkilerin anlatıcılığına da soyunuyor Groff; nice fırtına görmüş geçirmiş bir evdeki gerilimli iletişimin tarafları ve şüpheden zihni bulanan eşler çıkıyor karşımıza. Birbirinin kişiliğini çözümleyen ve birbirini özlemle anan karakterlerin yer aldığı öykülerin fonunda yine Florida manzaraları var.

İKİLİKLERLE VE METAFORLARLA ÖRÜLÜ BİR COĞRAFYA
Groff, Florida’nın bezdiren sıcağı ve fırtınalarının arasında, mutlu ve hüzünlü aile hikâyeleri anlatıyor; gideceklerin ve kalacakların çetelesini tutanlar, sakin ve güneşli sabahları, rüzgârlı öğleden sonraları, yağmurlu akşamları karşılarken kimi gençliğini anıyor kimi yaşlandıkça eli yüzü güzelleşen erkeklere gıpta ediyor. “Salvador” öyküsünün başkarakteri Helena ise erkekleri kıyasıya eleştiriyor: “Erkekler, kadınlar kadar disiplinli ya da akıllı değil, hemen her zaman ne sunuluyorsa onu alıyor, diye düşünüyordu Helena. İştahları fazla direnç göstermeyecek kadar kaba ve çiğdi. Çocuk gibiydiler; açgözlülüğünün sonuçlarını hesap etmeden şekerini bir kerede boğazına tıkan çocuklar gibi.”

Groff'un Florida’nın dünü ve bugünü arasında kurduğu köprü, bu zaman diliminde gelişen ve değişen ilişkiler, dönüşen mekânlar, tamamlanan ve yarım kalan her şey, öykülerde öne çıkan temalardan sadece birkaçı. Bunlarla birlikte, eski ve yeni korkularını, başarı ve başarısızlıklarını sıralayanlar, köprüdeki yerini alıyor. “Çiçek Avcıları” öyküsündeki Meg de onlardan biri: “Bir zamanlar yabancı bir yaşam olan şeyler, şimdi hayatının parçası hâline gelmişti. Her şeyden korkan o, artık sürüngenlerden korkmuyor. İklim değişiminden korkuyor ama. Bu yaz sıcaklıklar rekor kırdı ve her yerde bitkiler ölüyor. Dünkü yağmurla evinin güneydoğu köşesinde açılan ve belki çok daha büyük bir obruğun ilk keşifçi ve utangaç adımları olan küçük obruktan korkuyor (...) Dünyada katlanabildiği fazla insan kalmadığından korkuyor.”

Groff; özlemlerin, sümen altı edilen nefretlerin, kuyruğu dik tutarak affedişlerin, geçmişte bırakılanların ve bir türlü bırakılamayanların, acısını içine atan ve onu sonuna kadar yaşayanların, hayata tutunup iyileşmeye uğraşanların öykülerini kaleme almış.

Yazar, modern yaşamın kenarından köşesinden sızan yabanıllığı, ışıltılı ve güneşli hayatın ardına gizlenen hüzünleri, yüzüne bakılmadan geçilen insanların dolu dolu hikâyelerini, kalabalığın ötesinde yalnız yol alanları, mutluluğu yüzünden okunan ve mutsuzluğuyla baş başa kalanları; kısacası açmazlara sürüklenen ve son bir umutla yaşama sarılanları çıkarıyor karşımıza. Her iki durumun da hayatın bir cilvesi olduğunu hatırlatıyor.

Florida ise bu ikiliği ya da çelişkiyi, hem coğrafi hem de yaşamsal bağlamda, aynı anda barındıran; kasırgaları ve güneşiyle meşhur, bunların birer metafora da dönüşebildiği bir mekân olarak yerini alıyor Groff’un öykülerinde.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR