Helalleşme, geçmişle yüzleşme 

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu bir süredir, her hafta sonu farklı bir konuyu ele aldığı videolar yayınlıyor. Bunların seçimlere hazırlık sürecinde CHP politikasının köşe taşları olacağı görülüyor. 

Cumartesi günkü video siyasal helalleşme konusundaydı. Hayli ilgi çekti, tartışma yarattı. 

CHP, uzun yıllardır cumhuriyetin kurucu partisi olduğunu vurguluyordu, statüko koruyuculuğu yapıyordu. Ülkenin ana muhalefet partisi liderinin, derin bir kriz ortamında, böylesine ciddi ve tarihi öneme sahip bir konuda açılım sinyali vermesinin ilgi çekmesi, normal olsa gerek. 

CHP lideri, videoda söylediklerini yapacak mı/yapabilecek mi, bilemeyiz. Hatta Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme” diye ifade ettiğiyle, bizlerin, hak temelli mücadele yürüten sivil toplum örgütlerinin, akademisyen ve sol siyasi çevrelerin geçmişle yüzleşme olarak tanımladığımız, kuvvetle muhtemel aynı şey değil. Ancak bunlar, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun açılımının üzerinde ciddiyetle durmamanın bahanesi olamaz.  

Her şeyden önce bu bir arayış. CHP liderinin hangi ihtiyaçla, hangi amaçla bunu söylediğini tartışmak yerine, arayışın doğru temele oturması, ilerlemesi ve gerçekleşmesi için geçmişle yüzleşme talepleri ekseninde toplumsal duyarlığı ve mücadeleyi geliştirmek gerekir. Güçlü toplumsal basınç olmadığında bu tür çıkışların lafta kaldığını, kendi deneyimlerimizden biliyoruz.  

12 Ağustos 2005 tarihinde dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır’da TOKİ evlerinin açılış töreninde söylediği “Büyük devlet hatalarıyla yüzleşmesini bilen devlettir” sözü gibi, şimdi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “geçmişte yapılan hataların sorumluluğunu almak için helalleşmemiz gerekir” demesi, bir anlamda yüzleşme çağrısı yapması, bu konuda verilen mücadelenin sonucudur. Türkiye’nin, “günahlarını” taşımaya devam ederek başka bir Türkiye olabilmesinin, ihtimal dâhilinde olmadığının göstergesidir.

Daha önceki sürecin başarısızlıkla sonuçlanması, yeni arayışlara sırt dönmeyi veya hafife almayı gerektirmez. Bu tür büyük toplumsal gelişmeler zorlu süreçlerdir. Kesintilerle, çeşitli başarısız girişimler yaşanır ve bu deneyimler ışında olumlu sonuçlara ulaşılır.  Bu türden açılımları; niyet okuma ve güvensizliği temel alarak umutsuzluğu güçlendirmek yerine, mücadeleyi ve toplumsal talepleri artırmanın fırsatları olarak değerlendirmek gerekir. 

Yüzleşme arayışının, helalleşme gibi İslami değerlerle tanımlanması yerinde bir şey değil. Evrensel normlar yerine bunun tercih edilmesini, içinden geçilen sıkıntılı siyasal sürecin bir yansıması/savrulması olsa gerek.  

Sürecin arzuladığımız gibi gelişmesi için adalet ve yüzleşme taleplerinin somut içerikleriyle toplumsal basınç geliştirmeliyiz. Helalleşme kavramı cezasızlığı, suçların üstünün örtülmesini içeriyor veya öyle anlaşılan ve işlev gören bir kavram. 

Geçmişle yüzleşmenin evrensel kabulünde, geçmişin karanlık olaylarını, cinayetlerini, katliamlarını aydınlatmak esastır. Faillerin nasıl cezalandırılacağı hususu, bunun ardından gelen bir konudur.  

Faillerin cezasızlığı veya affedilmesine indirgenmiş geçmişle yüzleşme pratikleri toplumsal yaraların iyileşmesi sonucu doğurmaz. Bunun istisnalardan biri İspanya’dır. Bilindiği gibi İspanya’da “yeni bir cumhuriyet” ile cezasızlık uygulaması hayata geçirdi.   
Faille, “seni affettik veya önce cezanı çek” demek basitliğinde “hatamı kabul ediyorum” demek sığlığında geçmişle yüzleşme olamaz.

Bizim gibi geçmişi katliamlar, cinayetler, hatalar ve savaş küpü olan bir ülkede, yüzleşme süreci, hakikatin açığa çıkarılması, adaletin sağlanması ve çıkarılacak dersler ışığında demokratik yepyeni bir gelecek kurmakla sonuçlanmalı. 

Kılıçdaroğlu’nun videoda AK Parti hükümetini ve Recep Tayyip Erdoğan’ı yenmenin kendisine yetmediğini vurgulaması ve Türkiye’nin neden demokratikleşemediği sorgulaması bu noktada önem arz ediyor. 

Keza CHP Genel Başkan Yardımcısı Muhammer Erkek’in, Fikret Bila’ya ‘Genel Başkanının helalleşme yolculuğundan söz etmesini barış çağrısı olarak değerlendirmesi’ de bir kenara not edilmeli.  

Geçmişle yüzleşmek hakikate ulaşmaktır. Toplumsal hafızasını diri tutanlar hakikate ulaşırlar. Birleşmiş Milletler belgelerinde yer alan insanlığa karşı işlenen suçların ve savaş suçlularının siyasal kimliklerine, konumlarına ve pozisyonlarına bakılmaksızın yargılanmalarıyla sonuçlanacak bir süreç olmalı. Adalet ve hakikat geçmişle yüzleşmenin iki yüzüdür.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR