Metin Yeğin: Grev filmi politik bir eyleme dönüştü

1910’da Bursa’da ipek işçiliği yapan kadın işçilerin çalışma koşullarına karşı verdikleri mücadeleyi konu alan Grev filminin yönetmeni ve senaristi Metin Yeğin'le Grev'in hikayesini konuştuk.

Çekimleri Türkiye ve İspanya'da tamamlanan ve başrollerinde Itziar Ituño Martínez, Tansel Öngel, Pelin Batu, Orhan Alkaya ve Nihan Aşıcı'nın yer aldığı filmini anlatan Yeğin, "Brecht'in bir sözü var; 'Nasıl yendiydi Galyalılar'ı Sezar? E bir aşçı olsun yok muydu yanında?'... Biz de aşçıların öykülerini yaptık. Osmanlı padişahlarının öne çıktığı filmler yapılıyor. Biz, sarayları yapanların filmini yaptık.” diyor.

'GREV ARTIK BİZDEN ÇIKTI VE POLİTİK BİR EYLEME DÖNÜŞTÜ'

- Osmanlı deyince, padişah filmleri ve dizilerine alışık olduğumuz bir dönemde Osmanlı’nın aslında padişahlar ve saraydan ibaret olmadığını gösteren, ezilenlere, işçilere ve kadınlara odaklanan bir film yaptınız. Film nasıl karşılandı? Nasıl tepkiler aldınız?

"Brecht'in bir sözü var; 'Nasıl yendiydi Galyalılar'ı Sezar? E bir aşçı olsun yok muydu yanında?'... Biz de aslında aşçıların öykülerini yaptık. Osmanlı padişahlarının öne çıktığı filmler yapılıyor. Biz, sarayları yapan insanların filmini yaptık.

Olmayan bir şey yaptık. Bir tane de değil, üç dört tane olmayan bir şey yaptık. Birincisi; filmin adı 'Grev', rahatsız edici. Rahatsız olun diye yapıyoruz. İkincisi; bir kadın grevi ve bu daha da dertli. Üçüncüsü; solun bile bu zamana kadar yok saydığı Ermeni ve Rum işçiler... 

'Grev' artık bizden çıktı ve politik bir eyleme dönüştü. İşçiler, 'Grev bizi örgütlüyor, biz Grev'i' yazan pankartlarla sinemaya gidiyorlar. Sağlık emekçileri, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Eğitim Sen, metal işçileri, belediye işçileri, grevde olan her işçi gitti filme. Grev; Ankara'da, İstanbul'da, İzmir'de, Bergama'da, Ayvalık'ta seyredildiği gibi Nusaybin'de, Bingöl'de, Van'da, Mardin'de, Kızıltepe'de de seyredildi. Yani sayabileceğiniz her yerde dolu salonlarda seyredildi. Bu nedenle çok mutluyuz, onur duyuyoruz. Çünkü; esas istediğimiz yere ulaştığını düşünüyoruz. Grev, insanların çığlığının buluşma alanına dönüştü.
Benim izlediğim bazı seanslarda filmin birkaç yerinde mutlaka bir alkış kopuyor. 'Film sinemada alkış mı alır?' dersiniz. İnsanların sinemada olduğunu unutup bu şekilde coşkuya kapılması bana göre filmin en harika göstergesi.  İnsanların filmi örgütlemesi ve filmin insanları örgütlemesi çok önemli. Grev, bütün grevler gibi birleştirici oldu ve sadece bir film değil, onun dışına çıktı."

'ŞENLİKLİ BİR DAYANIŞMADAN OLUŞTURDUK FİLMİ'

- La Casa de Papel dizisinde Lizbon karakterini canlandıran Itziar Ituño Martínez nasıl dahil oldu projeye?

"Biz, şenlikli bir dayanışmadan oluşturduk filmi. Türkiye'de böyle bir şey yoktu. Dünyaca ünlü olan oyuncular, Türkiye'de en az on yıl sonra oynarlar. Martínez, dünyaca ünlü oyunculardan birisi ve bir filmde şuradan şuraya geçse 500 bin dolar kaşesi. Martínez, bizim filmimizde vardı. Çünkü; Martínez, bizim filmimizi sevdi. Diğer oyuncularımız da öyle, bizim filmimizde filmi sevmeyen oyuncu yok. Oyuncular, filmi sevdikleri ve filmin o aykırı neşesini sevdikleri için katıldılar. Bu nedenle çok zenginiz biz. Bu dünyada çok az insanın sahip olduğu güzel bir dayanışmaya sahibiz."

'ERMENİLER VE RUMLAR, BU FİLMDE ÖZNE OLARAK YER ALDILAR'

- 1910 Osmanlısı’nda bir grev yaşanıyor ve bu grevi gerçekleştirenler kadınlar. Oysa böyle bir şey yaşandığını bu topraklarda çok az kişi biliyordu. Bu kadar önemli bir şey neden bu kadar az biliniyordu sizce? 

"Ermeniler ve Rumlar, bu filmde özne olarak yer aldılar. Köşede sevimli bir bakkal olarak da değil, bir özne olarak filmde yer aldılar. Bu biraz toplu bir inkar, solun da çok yakın bir zamana kadar yok saydığı bir şey. 1880'lerden 1920'lere kadar bir sürü grev var, 1 Mayıs da kutlanmış. Sonra 1960'lara kadar hiçbir şey yok. Çünkü; Ermeni tehciri ve Rum mübadelesi ile birlikte sadece insani olarak bir kaybımız yok. Aynı zamanda işçi sınıfı mücadelesi de kaybetti. Mesela Yunanistan’da komünist partisini kuranlar hep İstanbullu Rum. Atina ne ki, Atina taşra. Bursa'daki bu grev yok sayılıyor. Kadın oldukları için, Ermeni ve Rum oldukları için... Başka şeylerimiz de var aslında duyulmayan. 1900'lerin başında bu ülkede sadece kadınların çalıştığı, matbaasında bile kadınların çalıştığı kadın dergisi çıktı. Yüzlerce sayının çıktığı dergiler var... Anılmayanı anmaya çalıştığımız bir film."

'SEANS SEANS, KOLTUK KOLTUK KAVGA ETTİK'

- Bazı şehirlerde işçilerin organize olarak filmi izlediğini gördük. Nasıl örnekler var bu konuda? Siz bir röportajda “Grev seyircisini örgütledi, seyirci ‘Grev’i örgütledi” demiştiniz. Sosyal medyada #greviseyretmekistiyoruz hashtagi yapıldı, askıda bilet konusu vardı. Film geniş çevrelere ulaşabildi mi? 

"Film, her şeye rağmen geniş çevrelere ulaştı. Tabiri caizse seans seans, koltuk koltuk kavga ettik. Safranbolu'da, Niğde'de, Konya'da, Karaman'da oynadı Grev. Film, Karaman'da 100 kişiye oynadı mesela, ummadığımız ve sanmadığımız şeyler oldu. Film, Kadıköy'de, Beşiktaş'ta, Bakırköy'de yok...

Seans alıyoruz ama biletleri satışa açılmıyor. İnsanlar filme bilet almak istediğinde 'Böyle bir film yok' deniliyor. Afiş, zaten yok. Her şeye rağmen inatla ve ısrarla seyrediliyor film. Twitter'dan ve Facebook'tan çok duyulduk.

Askıda bilet diye bir şey başladı. Çünkü; bizim seyircimiz yoksullar daha çok. Öğrenciler, işsizler, grevdeki işçiler, KHK'liler, kredi kartı mağdurları... Kimseye de bir şey sormuyoruz zaten. Onlar bize gitmek istedikleri seansı söylediler, biz de onlara bilet gönderdik."

'GREV'İN BİR FİLM OLMAKTAN ÇIKMASI, TAKSİM MEYDANI'NA DÖNÜŞMESİ HALİ VAR'

- İşçiler bugün de oldukça sıkıntılı koşullarda çalışıyor ve zor bir yaşam mücadelesi veriyor. 1910’da kadın işçilerin yaşamlarına ve mücadelelerine odaklanmış bu filmi yapan biri olarak ne görüyorsunuz o günden bugüne bakınca? Çok şey değişti mi sizce işçiler için?

"Filmin kalabalık sahnelerinde, fabrika sahnelerinde yardımcı oyuncu kullandık. Sahneden önce arkadaşlara, 'Aranızda daha önce işçilik yapan var mı?' diye sordum, herkes elini kaldırdı. 'Aranızda daha önce greve katılan var mı?' dedim, kimse yok. 1910'lardaki koşullar bazen daha iyi. Marx, fabrikaları 'cehennem' olarak tanımlıyor. Sonra eve gidiyorsunuz ve fabrikadan kurtultyorsunuz. Şimdi öyle değil, üretim ilişkisi zerre zerre her yerde. Evinizde 'buzdolabı bozuldu mu?' diye baktığınızda telefonunuza buzdolabı reklamı düşüyor. Üretim ilişkisinin zerre zerre her yerde olduğu bir zamanda daha zor işimiz. Travma büyük olduğu için nereye tekme atarsanız travmaya denk geliyor. Bu yüzden başka türlü bir biçimde var şu anda. Grev'in bir film olmaktan çıkması, bir politik eyleme dönüşmesi, bir Taksim Meydanı'na dönüşmesi hali var şimdi."

'BU ÜLKEDE İŞÇİ FİLMİ, KADIN FİLMİ YAPILIR'

- Türkiye çok sayıda işçinin yaşadığı, zor koşullarda çalıştığı, sınıf mücadeleleri açısından da tarihi olan bir ülke. Ama işçilere onların yaşam ve mücadelesine odaklanan film ya da dizi göremiyoruz çok fazla. Sizce neden bu alanda bu kadar büyük bir boşluk var? Neden işçi filmi yapılmıyor bu ülkede?

"Biz, çıkmamaya çalıştık dağıtımdan. Şunu kanıtlamaya çalışıyoruz; bu ülkede bir işçi filmi yapılabilir ve bu ülkede işçi filmi seyredilir. Grev, şu anda her gün en fazla 10-15 sinemada gösterilse bile 57 sinemanın içerisinde 14'üncü, hele salon sayısına böldüğünüzde birinciyiz. Bu ülkede işçi filmi, kadın filmi yapılır. Kadınların sadece birilerinin sevgilileri oldukları için bir filmde varolması değil, kendi öykülerinin anlatıldığı filmler... Ve bunlar da seyredilir diye düşünüyoruz, iddia ediyoruz."

'PROLETARYA OLMAK İÇİN BİR FABRİKADA ÇARKIN BAŞINA GEÇMEK GEREKMİYOR'

- ‘Sınıf mücadeleleri bitti, sınıfsal ayrımlar ortadan kalktı’, ‘artık insanlığın başka sorunları var’ şeklindeki özellikle 90’ların başında güçlenen propaganda bugün de sürüyor. Osmanlı’daki sınıf mücadelesinin filmini yapmış biri olarak ne dersiniz? Sınıf karşıtlıkları ve sınıf mücadelesi eski bir meseleydi ve 1900’lerin başında sonlandı mı? 

"Grev'de; 'proletarya', 'işçi sınıfı' deniliyor. İnsalar, 'beylik laflar kullanıyorsunuz' diyorlar. Hikaye bu, neden kullanmayalım? İktidarın zerre zerre her yerde her tarafta olması, bizim sürekli bir nesneye dönüşmemiz, üretim ilişkisinin bir parçası haline dönüşmemiz... Proletaryanın dik alasıyız biz. Proletarya olmak için bir fabrikada çarkın başına geçmek gerekmiyor. Çünkü; çark, o fabrikadan dışarı çıktı. Çarkın içinde yaşıyoruz. Dolayısıyla tabii ki böyle sözler söyleyeceğiz. Bizim için halen sınıf var ve bunun sınırları çok genişledi, her yeri kapladı."

'FİLMDE ÇOK FAZLA ÇELİŞKİ VAR'

- Filmde İngiliz kadın, kadınların seçme ve seçilme hakkı için, Bursa'daki kadınlar ise ölmemek için mücadele ediyor. Bu durum bile sınıfsal aslında...

"Tabii. Çok da spoiler vermeden anlatmaya çalışayım, filmde çok fazla çelişki var. Filmde çok kötü hiç yok neredeyse, bir kişi var. Bütün dünyanın sokakları bana şunu öğretti; dünyanın her yerinde beyaz ve siyah yok sadece. Çelişkilerin iç içe olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Böyle bir ikili çelişki olduğu kanısındayım."

'EN AZINDAN BİZİ ALIP 'AYKIRI' RAFA YERLEŞTİREBİLECEKLERİ BİR DURUMA GELDİK'

- Dağıtım, sinema sayısı, seans gibi konularda nasıl sorunlarla karşılaştınız? Böyle bir film yapan yönetmenler nasıl sorunlar yaşıyor?

"Birçok film, bu şekilde gösterilemiyor. Çok az olanağımız olmasına rağmen herkes bir taraftan tutmaya çalıştı. Filme giden de hoşnut çıktı, sevdikleri ile paylaştıkları bir şeye dönüştü. Dağıtım tekel ve sinema endüstrisi çok büyük, dünyayı ayakta tutan endüstri. Bu anlamda yeldeğirmenine saldırmış oluyoruz. Çok mantıklı değil ama aştık şu anda. En azından bizi alıp bir rafa yerleştirelebilecekleri, 'aykırı' rafa yerleştirebilecekleri bir duruma geldik."

 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR