'Cezasızlık politikası ve haksız tahrik indirimleri erkek şiddetiyle mücadeleye ket vuruyor'

HDP Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran önergenin gerekçesinde kadın cinayetlerinin sayısının Türkiye'de 2000'li yıllarda geçmiş yıllara göre büyük artış gösterdiğini, 474 kadının öldürüldüğü 2019 yılının ülkede son 10 yılda en fazla kadının öldürüldüğü yıl olduğunu, 2010-2019 yılları arasında kadın cinayetlerinin sayısında sadece, İstanbul Sözleşmesinin imzalandığı yıl olan 2011 yılında düşüş görüldüğünü belirtti.

Başaran Bianet'in verilerini aktararak; 2021'in ilk 10 ayında 285 kadınının katletildiğini, 396 kadının taciz edildiğini, 160 çocuğun istismara, 87 kadının tecavüze maruz bırakıldığını, en az 711 kadının şiddete maruz kaldığını ve yaralandığını, 183 kadının ise ölümünün basına "şüpheli" olarak yansıdığını ve en az 27 çocuğun öldürüldüğünü hatırlatttı.

'CEZASIZLIK POLİTİKASI, İYİ HAL İNDİRİMLERİ ŞİDDETİ ARTIRIYOR'

Başaran önergesinde kadınlara yönelik şiddeti ve yoksulluğun boyutlarını şu ifadelerle aktardı:

"Bununla birlikte erkek şiddeti yargılamalarında izlenen cezasızlık politikası, faillere yönelik iyi hal ve haksız tahrik indirimleri kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadeleye ket vurmakta, İstanbul Sözleşmesi gibi kazanımların hedef haline getirilmesi erkek şiddetinin artmasında önemli bir rol oynamaktadır.

Gülistan Doku’nun kaybedilmesinin baş şüphelisi Zaynal Abarakov ülke dışına çıkmıştır, İpek Er’in intihar etmesinden sorumlu olan Musa Orhan ise hala tutuksuz yargılanmaktadır.

Ülkede adeta bir kadın kırımı yaşatılırken cezasızlık politikası kadar öz-savunmanın suç kabul edilmesi de durumu etkilemektedir. Son olarak Çilem Doğan, öz-savunmasını gerçekleştirdiği için 15 yıl ceza almıştır. Hemen ardından Başak Cengiz isimli genç kadının “savunmasız göründüğü için” katledilmesi, kadınlara dair yaratılan algının bir sonucu olarak vuku bulmuştur.

Trans cinayetleri ise raporlanmamakta, 2008’den bu yana Türkiye’de 54 transın katledildiği bilinmektedir. Şüpheli ölümler, intiharlar ve bilinmeyen/bildirilmeyen ölümler hem Türkiye hem dünya çapındaki istatistikleri ciddi anlamda etkilemektedir.

Bir yandan fiziksel şiddet ayyuka çıkmışken, kadınlara diğer yandan ekonomik ve dolayısıyla psikolojik bir şiddet uygulanmaktadır. HDP Kadın Meclisi olarak gerçekleştirdiğimiz “Kadın Yoksulluğuna Hayır” çalışmamızda da tanık olduğumuz üzere kadınlar çok düşük ücretlerle güvencesiz, kayıtsız çalıştırılmakta; çoğu zaman kazandığı parayı erkeğe vermek zorunda bırakılmakta ve ekonomik kriz sebebiyle geçinememektedir. Pandemi sürecinde kapanma ile beraber müzisyen kadınlardan seyyar satıcı kadınlara birçok kadın işinden olurken, ofisi eve taşımak zorunda kalan kadınlar esnek çalışma düzeni ile daha fazla yük almak zorunda bırakılmıştır. Yine sendikal haklarını kullanan kadınlar, Kod-29 ve türevleri ile ilk işten atılanlar olmuştur. Birçok kadın işçi bugün grev hakkını kullanarak işe iadesini ve insanı çalışma koşullarını talep etmektedir.

Ayrıca birçok kadın etnik kökeni sebebiyle ayrımcılığa uğramakta ve yoksulluğa mahkûm edilmek istenmektedir. Örneğin çalışmamız kapsamında İzmir’de buluştuğumuz midye temizleyen üniversite mezunu genç bir kadın, torpili olmayan kimsenin iş bulamadığını ve kendisinin bulduğu tek işte de Kürtçe olan isminin değiştirilmek istenmesi üzerine işe devam etmediğini dile getirmiştir. Yine Sıfır Ayrımcılık Derneği tarafından yapılan bir araştırmaya göre Adana’da pazarcılık yapan Roman kadınlar tezgâhlarına el konularak darp edilmiş, sosyal yardım ihtiyacı olan birçok Roman kadın ise “çalışmayı sevmedikleri, tembel oldukları, yardımlar ile yaşamayı tercih ettikleri” yönünde ırkçı gerekçelerle sosyal yardımlardan faydalanamamıştır. Yerel yönetimlerde ve kamu kurum ve kuruluşlarında ilgili personel sağlanan gıda yardımlarını satacakları gerekçesiyle Romanlara vermekten imtina etmiştir.

Kadınlara yönelik bu çok yönlü şiddetin sebeplerinin araştırılması ve çözüme kavuşturulması elzemdir. Bu amaçla bir Meclis araştırmasının açılmasını talep ediyoruz."


PAYLAŞ