Emek güçleri artık topyekün mücadele dışında bir seçeneğe sahip değil

Cumhurbaşkanı Erdoğan, pazartesi günü Türkmenistan’dan dönerken uçakta, yanında taşıdığı gazetecilere artık dünyaca ünlenen “tezini” yineledi.

“İktidara geldiğimiz ilk günden bu yana ben devamlı ‘Faiz sebep, enflasyon neticedir’ demişimdir. Bugün de aynı tezi savunuyorum ve buna inanıyorum” diyen Erdoğan, “Eğer ben de ekonomi tahsili görmüşsem ve bu ekonomi tahsilinden de öte bazı değerler silsilesi içerisinde de inandıklarım, bilgim varsa, faiz sebeptir, enflasyon neticedir” iddiasında bir kez daha “iktisat eğitimi” ile “değerler sistemi ve inançlarını” kanıt göstererek savundu.

Bu sefer Cumhurbaşkanı Erdoğan bu kadarla da yetinmedi. “Şu anda küresel ekonominin egemen olduğu dünyada, Amerika’ya, Avrupa’ya, İsrail’e,…baktığımız zaman bizim tezimizin doğru olduğunu görüyoruz” diyerek, artık “Erdoğan doktrini” denmeyi hak eden tezinin doğrulandığını da daha bir yüksek sesle iddia etmeyi de ekledi.

Bu konuşmanın duyulmasından sonra, 12.40’larda seyreden dolar, 12.80’lere tırmandı.

Dün öğle saatlerinde de doların yükselişini sürdürerek 13 TL’yi aştığını gördük! 

TÜRKİYE SPEKÜLATÖRLER İÇİN BİR CENNETE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

Böyle bir konuşmanın TL’de yeni yeni bir değer kaybına yol açacağını herkes biliyor. Herhalde Cumhurbaşkanı da bunu biliyor. Ama bu açıklamalarını ısrarla sürdürüyor.

Bundan da açıkça anlıyoruz ki iktidar, TL’nin değer kaybının böyle yüksek bir düzeye varmasından rahatsız değil. Tersine Erdoğan ve etrafındaki “ekonomi uleması”, TL’deki değer kaybının varabildiği yere vardıktan sonra bir “istikrara” kavuşacağını iddia ediyor. En azından beklentilerinin böyle olduğu anlaşılıyor.  

Gazetecilerin sorusu üzerine Erdoğan, bu “yeni ekonomik deneyi”ni, 15 günde bir malum kanalların ortak yayınına çıkarak açıklayacağını, bazı danışmanlarının da TV kanallarına çakarak “Erdoğan’ın yeni ekonomi deneyini” savunacaklarını da söyledi.

Bundan da anlıyoruz ki, önümüzdeki günlerde dolar, avro başta olmak üzere yabancı paralar karşısında TL’nin değer yitirmesi, doların zirveden zirveye koşması Cumhurbaşkanının konuşmalarıyla kışkırtılan ataklarla sürecektir!

Enflasyonu TÜİK eliyle yüzde 20’ler düzeyinde tutan Erdoğan yönetimi,

Doların fiyatını kontrol edemiyor.

Öte yandan gelişmeleri izleyen iktisatçılar dolardaki her yüzde 10’luk artışın enflasyonu da 4-5 puan dolayında yükselteceğini hesaplıyor.

Dolayısıyla, dolardaki her artış, enflasyonu da yükselterek ülkeyi, kur-faiz-enflasyon kıskacına çekmiş bulunmaktadır. Bu da spekülatörler için Türkiye’yi bir cennete çevirmiştir. Gün içinde yüzde 3’lük-5’lik dalgalarla sörf yapan “dolar lobisi”, “faiz lobisine karşı mücadele” iddialarının duldasında her gün servetlerine servet katmaktadır.

İKTİDAR KRİZİN YÜKÜNÜ HALKA YIKMAK İÇİN ‘YEDEKLERİ’ DE SAHAYA SÜRÜYOR

Doların böyle ataklarla yükselmesinden spekülatörleri suçlayan iktidar, tam da böyle durumlara müdahale etmekle görevli olan Merkez Bankası (MB), spekülatörlerin işlerini zorlaştırarak spekülasyondan caydırması gerekirken parmağını oynatmamaktadır.

Tersine MB, piyasadaki en büyük dolar alıcısı olarak spekülatörler için alanı boşaltmaktadır.

Oluşan bu sefalet tablosunu Erdoğan ve Erdoğanofiller, ülkenin şahlanışı olarak gösteriyorlar. Ama öte yandan dönüp, eldeki “son yedeği” de cepheye sürüyorlar.

Konu ekonomi olunca “son yedek”; herhalde “asker” yani burada Genelkurmay Başkanı, kara, deniz ve hava kuvvetleri komutanlarının içinde olduğu MGK’dir!

Geçtiğimiz perşembe günü yapılan MGK toplantısından sonra yayımlanan bildiride, “Türkiye’nin hedeflerine uygun şekilde yatırım, üretim, istihdam ve ihracat odaklı ekonomi politikalarını hayata geçirme sürecinde karşılaştığı ve karşılaşabileceği sınamalar ile tehditler değerlendirilmiş” denilerek, iktidarın ekonomik politikalarının arkasında durulması gürülmüş bir şey değildir.

Çünkü iktidarın ekonomi politikalarına verilen bu desteğin anlamı, bu politikaları eleştiren iktisatçıları, muhalefet partilerini, bu politikalar karşısına kendi talepleriyle çıkan işçi sınıfı ve emekçilerin MGK tarafından “milli güvenlik tehdidi” olarak ilan edilmesidir. Ki; iktidarın ekonomik politikalarına karşı çıkanların “milli güvenlik tehdidi” olarak gösterilmesine kadar gelinmesi, tek adam yönetiminin bu ekonomik politikaların hayata geçirilmesi için elindeki her gücü sefer edeceğidir.

Uçakta Erdoğan, enflasyonun düşmesi müjdesini de vermiş.

Erdoğan’ın enflasyon için verdiği tarihten anlıyoruz ki, iktidar “kur-faiz-enflasyon” denklemindeki dalgalanmaları seçim öncesine kadar sürmesini bekliyor.

Erdoğan’ın verdiği tarih ve bu tarihe kadar “Şunlar olacak” demesi ne kadar geçek olur bunlar tartışılabilir. Ama iktidarın ekonomik politikalarıyla ilgili yaptığı girişimlerinin MGK’yi de sahaya çekmeye kadar götürdüğü dikkate alındığında açıkça görülmektedir ki, Erdoğan yönetimi; ekonomik kriz ve pandeminin yol açtığı yıkımın faturasını işçi sınıfı ve halka yıkmak için elindeki bütün güçleri harekete geçirmek üzere seferber etmek için hazırlanmaktadır.

Bu seferberlikte amaç, işçi sınıfı ve halkın bu politikalara karşı her tür direnişin, haklarını savunmak için yapacağı girişimleri bastırmaktır.

Bu yüzden de emek güçleri, emekten yana güçlerin sendika ve emek örgütleri, sadece olup biteni açıklamanın ötesine geçerek, bu politikaların hedefi olan işçi sınıfı emekçi halk kesimlerinin harekete geçirilmesi için topyekün bir mücadele için adımlar atmakla karşı karşıyadır.

Üstelik emek cephesi artık gelinen aşamada bir seçeneğe de sahip değildir.

Asgari ücret mücadelesi, böyle bir mücadelenin adımı olarak değerlendirildiği ölçüde anlamlı olacaktır.

Bu yazı Evrensel'den alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR