Yeşil yıkama: Dev markaların çevreciliği 'moda' haline getirme girişimleri

(Reuters)

İskoçya'nın Glasgow kentinde düzenlenen 2021 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) 12 Kasım'da sona ererken, geride tartışmalı birçok konu bıraktı. Bunlardan biri de fosil yakıt lobilerinin COP26'ya 503 delege göndererek, konferanstaki en büyük temsiliyeti elde etmesi oldu.

Glasgow sokaklarını dolduran binlerce iklim aktivistine önderlik eden Greta Thunberg, iklim krizinden en çok etkilenen güney ülkelerinin yeterince temsilci bulamadığı konferansa fosil yakıt lobilerinin damga vurmasını sert eleştirdi ve COP26'yı "yeşil yıkama festivali" diye niteledi. Böeylece iklim krizinin en tartışmalı konularından "yeşil yıkama" yeniden gündeme geldi.

Yeşil yıkama, yeşil göz boyama yeşil aklama, yeşil badana veya yeşil cila (greenwashing) diye de anılan bu kavram, iklim krizinde rol oynayan, başta fosil yakıt endüstrisine mensup büyük firmaların aldatıcı pazarlama teknikleriyle kendilerini doğa dostu gibi lanse etmesi anlamına geliyor.

Bu bağlamda dünyanın en büyük firmalarının yeşil yıkama faaliyetlerini ve bunu önlemeye yönelik çabaları ele aldık.

1988'den beri insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliğiyle ilgili veriler yayımlayan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), fosil yakıtlardan kaynaklanan emisyonların küresel ısınmanın baskın nedeni olduğunu söylüyor. Örneğin 2018 tarihli bir rapor, küresel karbon emisyonlarının yüzde 89'unun fosil yakıt endüstrisinden ve ürünlerinden kaynaklandığını göstermişti. Bu nedenle fosil yakıt sektörü iklim kriziyle mücadelenin odak noktası konumunda.

Endüstriye yönelik en büyük eleştiriler arasında firmaların iklim zirvelerindeki abartılı vaatlerine ters düşen faaliyetleri yer alıyor. Bu eleştiriyle karşı karşıya kalan dünyanın dört bir yanından çok sayıda fosil yakıt firması var. Ancak bunlardan birkaçı özellikle ürün pazarlamasında başvurdukları aldatıcı tekniklerle göze çarpıyor.

Endüstrinin son dönemde iklim çözümü diye lanse ederek yatırım yaptığı ürünler arasında mavi hidrojen göze çarpıyor. Öte yandan ABD'li bilim insanları, mavi hidrojenin evlerde ve ağır sanayide doğalgaz kullanımına kıyasla yüzde 20 daha fazla emisyona sebep olabileceğini belirtiyor.

Uzmanlar, yan ürün olarak sadece oksijenin ortaya çıktığı, yenilenebilir enerjiyle üretilen yeşil hidrojene odaklanılmasını öneriyor. Ancak yeşil hidrojen üretiminin daha maliyetli olması nedeniyle petrol şirketlerinin büyük kısmı buna yatırım yapmaktan kaçınıyor.

The Guardian'a göre mavi hidrojene yatırım yapan firmaların başında Norveç devletine ait petrol şirketi Equinor ve Birleşik Krallık'ın en büyük hidrojen tesisini kurmayı planlayan enerji devi BP geliyor. Öte yandan BP, 29 Kasım'da yaptığı açıklamada BK'de mavi hidrojen tesisinin yanı sıra büyük ölçekli bir yeşil hidrojen projesi de planladığını açıkladı.

Güney Koreli petrol firması Hyundai Oilbank de 2025'e kadar yıllık 100 bin ton üretim kapasitesine sahip bir mavi hidrojen ekosistemi kuracağını duyurmuştu.

Dünyanın en büyük enerji firmalarından BP, karbon ayakizi hesaplama kampanyası nedeniyle eleştiriliyor. 2004'te imajını geliştirme amacıyla halkla ilişkiler firması Ogilvy & Mather'le anlaşan enerji firması, "karbon ayakizi hesaplayıcısını" dünyaya tanıtmıştı. Kampanya bireyleri kendi faaliyetlerinden kaynaklanan karbon emisyonlarını hesaplamaya yöneltmişti.

Karbon ayak izi her bireyin enerji tüketimi veya satın aldığı her türlü ürün neticesinde atmosfere yayılmasına neden olduğu karbon miktarını temsil ediyor. Çevreciler arasında son derece popüler olan bu ölçü, genellikle bireylerin yaşam tarzlarını çevreyi kirletmeyecek şekilde değiştirmesi gerekliliğini ifade ediyor.

Buna eleştirel yaklaşan kesimler ise petrol ve gaz üreticilerinin söz konusu propaganda aracılığıyla sorumluluğu tüketicilere yıkmaya ve bireysel önlemlere indirgemeye çalıştığını savunuyor.

Zira 2017'de yayımlanan büyük ölçekli bir araştırma, BP'nin de aralarında bulunduğu 100 büyük şirketin 1980'lerden bu yana küresel emisyonların yaklaşık yüzde 70'inden sorumlu olduğunu ortaya koymuştu.

Ayrıca Greenpeace, BP'nin yatırımlarının neredeyse hepsini petrol ve gaza yaptığını vurguluyor:

BP, harcamalarının yüzde 96'sını petrol ve gaza yönlendirirken tüketicileri yenilenebilir bir şirket olduğunu düşünmeleri için yanıltıyor.

Birleşik Krallık-Hollanda merkezli petrol firması Shell de yeşil yıkama denince akla gelen ilk örneklerden. Örneğin firmanın Eylül 2021'de başlattığı bir reklam kampanyası, sansasyonel bir protestoya sahne olarak dünya gündemine oturmuştu. AB ülkelerinden 80 iklim aktivisti, Shell'in Hollanda'nın Rotterdam kentindeki ana limanında şirketin yeşil yıkama faaliyetlerini protesto etmişti.

Söz konusu kampanyada Shell, benzin ve mazot satın alanlara karbon dengelemesini finanse edecek ekstra bir ücret ödeme seçeneği sunmuştu.

Firmanın kendisi ise 2021 boyunca petrol ve doğalgaza 14 milyar euronun üzerinde yatırım yapmış yenilenebilir enerjiye ise sadece 2 milyar euro ayırmıştı. Birkaç yıl içinde doğalgaz işini de en az yüzde 20 büyütmeyi planlayan firmanın karbon dengelemesi için müşterilerden ekstra ücret beklemesi bu nedenle tepki çekmişti.

Hollanda merkezli gözetim kurumu Reklam Yasaları Komitesi, Shell'in bu kampanyasını yeşil yıkama diye nitelemişti. Ancak kurumun yasal bağlayıcılığı bulunmuyor.

Çukurova Üniversitesi'nde öğretim üyesi ve Mikroplastik Araştırma Grubu'nun kurucusu Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, Birleşik Krallık'taki ünlü Bilim Müzesi'nden aldığı teklifi petrol devlerinin yeşil yıkama faaliyetleri nedeniyle geri çevirdi.

Yeşil Gazete'den Elif Ünal'ın haberine göre akademisyen, plastik ithalatı sorununa dikkat çekmek amacıyla Birleşik Krallık'tan Türkiye'ye ithal edilen ve geri dönüşüm yerine Adana'nın yol kenarlarında ve dere yataklarında terk edilen plastik çöplerden oluşan sergisini önce talep üzerine müzeye vermeye karar vermişti.

Ancak Bilim Müzesi'nin başka bir iklim sergisi için petrol ve doğalgaz devleri Equinor, Shell ve BP'yle birlikte uluslararası maden şirketi Adani'den sponsorluk aldığını öğrenince kendi numunelerini geri çekti.

Independent Türkçe'ye konuşan Gündoğdu, "Plastik kirliliğiyle ilgili bir serginin içerisinde yer alıp müzeye numune sağlayacaktım. Serginin katılımcılarından biri olacaktım" ifadelerini kullandı.

"Önce gönderdiğim örnekler bir gümrük problemi nedeniyle yerine ulaşmadı. 800 bin ton çöp, ithal edilirken ülkeye girebiliyor ama sergi için gönderilen numuneler gümrüğe takılabiliyor. İşin bir de öyle bir ironik tarafı vardı" diyen Gündoğdu, numuneleri tekrar gönderme hazırlığındayken petrol firmalarının sponsorluğunu öğrendi:

Haberleri okuyunca bu petrol şirketlerinin serginin içeriklerine de müdahale ettiğini gördüm. 'Bizi kötüleyemezsiniz', 'İyi bahsedeceksiniz' gibi yönlendirmeler yaptıklarını gördüm.

Gündoğdu bunun ardından, projedeki diğer araştırmacılarla birlikte sergiden çekildi. Sonrasında akademisyenin de aralarında yer aldığı, dünya genelinden 40'tan fazla bilim insanı bir açık mektup yayımlayarak Bilim Müzesi'ne tepki gösterdi. Mektupta şu ifadeler yer aldı:

Bilim müzesi pozisyonunu ve ana sponsorlarını değiştirene kadar, vicdanen onlarla ortak olamayız.

Gündoğdu'nun aktarımına göre müze yetkilileri söz konusu bildiriyi yazan araştırmacılar arasında ayrım yapma stratejisine de başvurdu. Akademisyen, "Çok daha ünlü olan bilim insanlarına 'Bu konuyu görüşelim, siz çok kıymetlisiniz' gibi e-mailler attılar ve grubu bölme girişiminde bulundular" ifadelerini kullandı:

Kendi ortak e-mail grubumuzda bu karşı adıma karşı ortak bir açıklama yapıp, olası bir toplantının halka açık olmasını ve petrol şirketlerini eleştiren genç aktivistlerin de katılmasını teklif etmeyi tartışıyoruz.

 

Çevre örgütü Greenpeace'in bu yıl yayımlanan "Sözler Eylemlere Karşı" başlıklı raporunda Avrupalı 6 fosil yakıt firmasının yeşil yıkama faaliyetlerine mercek tutuldu.

Örgüt, Shell'in yanında Fransa merkezli Total Energies, İsveç merkezli Preem, İtalya merkezli Eni, Finlandiya merkezli Fortum ve İspanya merkezli Repsol'ün reklamlarını inceledi.

Raporda söz konusu firmaların reklamlarının yüzde 50'sinin iklim teması üzerine kurulduğu belirtildi. İncelenen firmalar arasındaki "en kötü yeşil yıkamacılar" Shell, Fortum ve Preem oldu. Söz konusu firmalar reklamlarının yüzde 81'ini yeşil yıkamaya ayırmıştı.

İklim krizi söz konusu olduğunda moda endüstrisi genellikle "çöp" üretimiyle anılıyor. Kar amacı gütmeyen çevreci moda derneği ReMake'e göre, dünya genelinde tüketicilerin kullanmaktan vazgeçtiği tekstil ürünlerinin yüzde 80'i yakılıyor veya çöpe atılıyor. Sadece yüzde 20'si yeniden kullanılıyor veya geri dönüştürülüyor.

Avustralya'daki Queensland Üniversitesi'nin verilerine göre, dünya genelinde yılda yaklaşık 80 milyar yeni giysi "tüketiliyor". Üstelik tüketim 20 yıl öncekine göre yüzde 400 arttı.

Çevreciler, bu kullan-at kültürünü, podyum trendlerini az maliyetle seri üretmeye dayalı "hızlı moda (fast fashion)" anlayışına dayandırıyor. İsveç merkezli moda markası H&M, bu akımın en önemli temsilcilerinden biri kabul ediliyor.

H&M son yıllarda giderek popülerlik kazanan "yeşil moda" trendinin de önde gelen örneklerinden. Marka 2019'da, "Bilinçli (Conscious)" adlı yeşil giyim serisini piyasaya sürmüştü. 2020'de ise İsveçli geri dönüşüm firması Re:newcell'le işbirliği yaptığını duyurmuştu.

Bu işbirliği kapsamında H&M'in sattığı ürünlerin yarısının, geri dönüştürülmüş pamuklu kumaştan elde edilen ve Re:newcell tarafından üretilen Circulose adlı malzemeden; diğer yarısının da ahşaptan elde edilen viskoz karışımı Circulose/Viskon'dan oluşacağı açıklanmıştı. Bu kampanyalar H&M'in dünyanın önde gelen sürdürülebilir moda markalarından biri olarak görülmesini sağlamıştı.

Haziran 2021'de yayımlanan bir yeşil yıkama raporu ise buzdağının görünmeyen kısmına işaret etmişti. Kar amacı gütmeyen Changing Markets Foundation'ın Avrupa merkezli moda markaların çevreci reklamlarını değerlendirdiği raporda H&M, yanlış iddiaların sayısı bakımından en ön sırada yer almıştı.

Raporda şirketin iddialarının yüzde 96'sının Birleşik Krallık'ın düzenleme kurumu Rekabet ve Piyasa Otoritesi'nin (CMA) yeşil yıkama yönergelerini çiğnediği ortaya çıkmıştı. H&M'i yüzde 89'la ASOS ve yüzde 88'le M&S izlemişti.

Raporun en şaşırtıcı verisi ise H&M'in Bilinçli Koleksiyon'unda kullanılan sentetik elyaf oranının, ana koleksiyondan daha yüksek olmasıydı. Ana koleksiyon yüzde 61, "çevreci" koleksiyon ise yüzde 72 oranında sentetik elyaf içeriyordu.

Uzmanlara göre petrol ürünleri gibi çeşitli kimyasalların sentezlenmesiyle üretilen kumaş çeşitlerinin de aralarında yer aldığı sentetik elyaflar, doğaya ve sağlığa en zararlı tekstil malzemelerinden biri.

Changing Markets Foundation'ın kampanya danışmanı George Harding-Rolls, söz konusu verilerle ilgili değerlendirmesinde, "Bunlar insanların güvendiği markalar" ifadelerini kullanmıştı:

Ancak moda endüstrisinde çok sayıda çevreci marka tanıtımına bakarsanız, bunların sadece dış görünüşü yansıttığını görürsünüz. Bunlar size herhangi bir bilgi vermez.

İspanya merkezli giyim markası Zara da iddialı sürdürülebilirlik hedefleriyle öne çıkıyor. Marka, özellikle "Join Life (Katıl Hayata)" başlıklı koleksiyonuyla çevre dostu bir imaj çiziyor.

Koleksiyonun açıklamasında ürünlerin kullanım ömrünü uzatan ve ömrü dolduğunda ham madde olarak yeniden üretim zincirine dahil olmalarını sağlayan döngüsel bir ekonomi modeli üzerinde çalışıldığı ifade ediliyor.

Marka yetkilileri ayrıca iki yıl önce yaptıkları bir açıklamada kıyafetlerinin 2023'e kadar tamamen sürdürülebilir kumaştan üretileceğini duyurmuştu.

Öte yandan 30 Kasım'da yayımlanan bir rapor Zara, H&M, Adidas, Nike'ın da aralarında yer aldığı bir dizi büyük giyim markasının Amazon'daki ormansızlaşmada rolü olabileceğini öne sürdü. Rapora göre bu rol, Amazon ormanlarındaki tahribatın nedenlerinden biri olan büyük baş hayvan derisi ticaretiyle ilgili.

Çevre örgütü Stand.earth’ün yürüttüğü araştırma, söz konusu markaların Brezilya’nın en büyük deri ihracatçısı JBS'le iş yaptıklarını ortaya koydu. 

Kar amacı gütmeyen çevreci kuruluş Slow Factory'nin raporla ilgili açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

Deri ayakkabı, deri kemer veya deri bir çanta taşıyorsanız, büyük olasılıkla Amazon yağmur ormanlarının yok edilmesine katkıda bulunan dana derisinden yapılmıştır.

İklim krizi, başta Elon Musk ve Jeff Bezos olmak üzere birçok teknoloji patronunun gündeminde üst sıraları işgal ediyor. Ancak çevreciler teknoloji girişimcilerinin iklim hassasiyetlerini PR amaçlı kullandığına inanıyor.

Teknoloji firması Amazon'la uzay firması Blue Origin'in kurucusu Jeff Bezos, 17 Şubat'ta, iklim krizini çözmek için çalışan bilim insanlarına, aktivistlere ve sivil toplum kuruluşlarına kendi servetinden 10 milyar dolar aktarma sözü vererek büyük bir PR hamlesi yaptı. Bunu COP26'da ağaç dikimi için 2 milyar dolar daha ayırma sözü izledi.

Öte yandan Amazon'un karbon emisyonlarını açıklamada isteksiz davranması nedeniyle Bezos'un taahhütlerine yönelik güvensizlik hakim. Eleştirmenler bu tür bağış kampanyalarını yeşil yıkama faaliyeti olarak görüyor.

Nisan 2019'da 8 bin 702 Amazon çalışanı, firmanın yönetim kuruluna imzalı bir mektup göndermişti. Şirketin fosil yakıtlara yaptığı yatırımların sorgulandığı mektupta karbon emisyonlarının açıklanması talep edilmişti. Baskıların sonucunda Amazon, çevre üzerindeki etkisini ayrıntılı açıklayan bir rapor yayımlamıştı. Raporda firmanın 2018'de atmosfere 44,4 milyon ton karbondioksit eşdeğeri yaydığı anlaşılmıştı. Bu miktar, kabaca Norveç'in yıllık emisyonlarına eşitti.

Amazon'un çevre raporu, iddialı taahhütleri de beraberinde getirmişti. Firma 2030'a kadar yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanma sözü vermişti. Ancak 20 Eylül'de yayımlanan bir başka rapor; Amazon, Apple, Alphabet, Facebook ve Microsoft'un Temmuz 2020 ile Haziran 2021 arasındaki milyonlarca dolarlık lobi faaliyetlerinin yalnızca yüzde 6'sının iklim politikalarıyla ilgili olduğunu ortaya koymuştu.

Dünyanın en zengin kişisi Elon Musk, elektrikli otomobil firması Tesla'yı sürdürülebilir bir gelecek için en önemli çözümlerden biri olarak lanse ediyor. Teknoloji milyarderi verdiği röportajlarda sıklıkla Tesla'nın sürdürülebilir enerji hamlelerinde yol aldığını vurguluyor.


Stratejistlere göre Tesla'nın yalnızca elektrikli araçlar üreterek ve onları çok iyi pazarlayarak otomobil endüstrisini altüst ettiğini inkar etmek mümkün değil. Zira Model 3 2017'de piyasaya sürüldüğünde Tesla; General Motors ve Ford'un başarısız olduğu elektrikli otomobil sektörünü kalkındırmayı başardı. Ancak çevre karnesi konusunda büyük şüpheler de var.

Çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim (ESG) diye bilinen sürdürülebilirlik kriterlerini baz alan varlık yönetim şirketi Arabesque, karbon emisyonlarını bildirmeyenler arasında öne çıkan şirketler sorulduğunda "Tesla" cevabını veriyor.

Üstelik şirket Tesla'nın şeffaflıkta Ford ve General Motors'un çok gerisinde kaldığını vurguluyor. Buna göre Tesla, karbon emisyonlarını yalnızca grafiklerle gösteriyor ve tam sayıları açıklamaktan kaçınıyor. Ayrıca, doğrudan ve dolaylı emisyonları veya bu grafiklerin kapsadığı operasyonların yüzdeleri gibi ayrıntıları da vermiyor.

Bunun yanı sıra Alman yetkililer, elektrikli otomobil firmasının eski bataryaları müşterilerden geri alma gibi yükümlülüklerini yerine getirmediğini açıklamıştı. Tesla, Nisan 2021'de bu yüzden 12 milyon euro para cezasına çarptırılmıştı.

Çevrecilere göre Bezos ve Musk'ın iklim krizine öncelik veren iş insanı imajı, iklim hedeflerine aykırı kişisel projelere harcadıkları çok daha büyük meblağların üstünü örtüyor. Örneğin, Musk'ın uzay firması SpaceX'in ve Bezos'un Blue Origin'inin turistik uzay uçuşları bu nedenle büyük eleştiri topluyor.

Teknoloji girişimcileri uzay turizminin bilimsel hedeflere de hizmet ettiğini savunsa da eleştirmenler turistik gezilere yapılan yüklü yatırımın çevresel amaçlar için kullanılabileceğini vurguluyor.

Örneğin Blue Origin'in Temmuz 2021'de gerçekleştirdiği 10 dakikalık turistik uçuş için yaklaşık 5,5 milyar dolar harcanmıştı. Bu parayla 5 milyar ağaç dikilebileceği, 37,5 milyon insanın açlıktan kurtulacağı ve yoksul ülkelere koronavirüs aşısı sağlayan COVAX girişiminin iki kez finanse edilebileceği belirtilmişti. Üstelik Bezos da bu eleştirileri büyük ölçüde haklı bulduğunu söylemişti.

Fırlatmaların atmosferde yarattığı tahribat da eleştirilerin odak noktasıydı. Roketlerden kaynaklanan karbon emisyonları şu anda havacılık endüstrisinden önemli ölçüde daha düşük. Ancak uzay yolculuğunu ticari hale getirmek yakın gelecekte bunu değiştirebilir.

Örneğin SpaceX, her yıl uzayda 395 uçuş yapmayı hedefliyor. Üstelik firmanın tek bir uçuşu toplam 278 kişinin karbon ayak izine eşdeğer. Falcon 9 motorunun yakıtı, yandığında çok fazla karbondioksit oluşturan gaz yağı ve sıvı oksijenden oluşuyor. Bu nedenle SpaceX, iki haftada bir fırlatma planlarına ulaşırsa yılda 4 bin ton karbondioksiti atmosfere salacak.

Blue Origin'in kullandığı yakıt türüyse sektördeki en temiz türlerden biri olarak kabul ediliyor. Sıvı hidrojen ve sıvı oksijeni birleştiren roket yakıtı karbondioksit yerine atmosfere su salıyor. Öte yandan bu da Blue Origin'in uzay uçuşlarının temiz olduğu anlamına gelmiyor.

University College London'dan hava kirliliği uzmanı Eloise Marais, "Blue Origin, bizi zararlı ultraviyole radyasyondan koruyan ozon tabakasını tüketen büyük miktarlarda kirletici (azot oksitler) ve su buharı yaydı" diye konuştu:

Yaydığı su buharı, üst atmosferde iklimi değiştiren bulutlar da oluşturuyor.

 

Tüm bu örnekler, "Reklam kampanyalarındaki yanıltıcı çevreci mesajları denetleyen kimse yok mu?" sorusunu akla getiriyor. İklim aktivizminin son yıllarda daha popüler hale gelmesiyle yeşil yıkamayı engelleme çabaları da kendini daha çok göstermeye başladı. Şikayetler karşısında reklamlarını geri çeken birçok firma mevcut. Bu nedenle bu başlıkta yukarıda bahsedemediğimiz diğer yeşil aklama girişimleri de yer alıyor.

Birleşik Krallık'ın Rekabet ve Piyasa Otoritesi (CMA), 20 Eylül 2021'de tüketicileri yanıltıcı çevresel iddialardan korumayı amaçlayan Yeşil İddialar Yasası'nı çıkardı.

Reklam, ürün etiketleme ve ambalajlama veya ürün adları için geçerli olan yasa kapsamında firmalar 2022'den itibaren denetlenmeye başlayacak. Yasalara uymayan markaların tüketicilere tazminat ödenmesini gerekecek.

Denetime tabi tutulacak sektörlerin başında moda ve tekstil endüstrisi geliyor.

Yeni yasalar öncesinde konuyla ilgili şikayetlerle ülkenin Reklam Standartları Kurumu (ASA) ilgileniyordu. Örneğin kurum, 2020'de petrol devi Aramco'nun "daha sürdürülebilir bir geleceğe güç vermekle" övündüğü, çevrimiçi bir reklam videosu hakkında ASA kurallarını ihlal ettiğine yönelik şikayetler almıştı. Bunun üzerine firma söz konusu reklamı geri çektiğini duyurmuş ve dosya kapanmıştı.

ABD'de ise yeşil yıkama yasalarının çıkışı çok daha eskiye dayanıyor. Federal Ticaret Komisyonu (FTC) "Yeşil Kılavuzları" ilk kez 1992'de yayımladı. Yeşil yıkamaya karşı etkin koruma amacıyla yönergeler 2012'de revize edildi.

Diğer ülkelerde ise yanıltıcı çevresel mesajlar reklam denetleme kurumlarının kontrolüne tabi. Örneğin 2020 başında İtalyan petrol devi Eni, ülkede yeşil yıkamadan yargılanan ilk kurum olarak tarihe geçmişti. İtalya'nın reklam denetim kurumu, hurma yağı bazlı dizel yakıtı "yeşil" diye lanse ettiği için firmayı 5 milyon euro para cezasına çarptırmıştı.

Kısa süre önce de Fransa'daki gözetim kurumu Reklam Etiği Jürisi de giyim markası Adidas'ı yeşil yıkama girişimlerinden dolayı suçlu bulmuştu. Markanın reklamlarında, Stan Smith serisindeki spor ayakkabılarının en az yüzde 50 oranında geri dönüştürülmüş malzemeden yapıldığı iddia edilmişti.

Fransız kurum ise bu iddianın net olarak açıklamadığı için "yanıltıcı olabileceği" sonucuna varmıştı. Ancak kurumun para cezası verme yetkisi bulunmuyor.

Öte yandan uzmanlar ülkelerdeki standart reklam denetiminin yeşil yıkama söz konusu olduğunda yetersiz kaldığını düşünüyor. Zira birçok gözetleme kurumunun yasal yaptırım yetkisi bulunmuyor. Bu nedenle uzmanlar yeşil yıkamaya odaklanan yasaların yaygınlaşmasını talep ediyor.

Birleşmiş Milletler de uluslararası arenada faaliyet gösterecek bir gözlemci örgütü kuracağını açıkladı. COP26'da ilan edilen Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu (ISSB) adlı bu organizasyon, endüstrilerin iklim taahhütlerini yerine getirip getirmediğini takip edecek.

Organizasyonun denetim standartlarını 2022'nin ikinci yarısında tartışmaya açması bekleniyor.

Türkiye'de yeşil yıkama denince akla ilk olarak termik santral şirketi YK Enerji (Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret Anonim Şirketi) geliyor. Firma, Muğla Belediyesi'nin kasım ortasında Milas'ta düzenlediği Zeytin Şenliği'nin sponsoru olmuş ve aktivistlerin tepkisini çekmişti.

Zira şirket, Akbelen Ormanları'nda maden ocağı açmak için binlerce ağacı kesmeyi hedefliyor. Geçen yıl, 740 dönümlük ormanlık alanda kömür madeni işletme iznini YK Enerji'ye veren bir kararın Tarım ve Orman Bakanı tarafından imzalandığı ortaya çıkmıştı. Tahsis kararının iptal edilmesi için dava açılırken bölge halkı aylardır ağaç kesiminin durdurulması için nöbet tutuyor.

İkizköy Çevre Komitesi‘nden Deniz Gümüşel, firmanın zeytin şenliğine sponsor olmasını bu nedenle protesto etmek istedi. Ancak aktivist 14 Kasım'da protesto sırasında gözaltına alındı.

Haberi duyuran İkizköy Çevre Komitesi, "Deniz Gümüşel, YK Enerji sponsorluğunda düzenlenen Milas Zeytin Şenliği'nde zeytinlerimizi verimsizleştiren ve 35 bin ağacımızı kesmek için biz köylülere yapmadığını bırakmayan iki yüzlü şirketi protesto ettiği için gözaltına alındı" ifadelerini kullandı.

Yakın tarihte yeşil yıkama diye nitelenen bir diğer örnek de Cengiz Holding'in 2020 tarihli reklam filmiydi.

İnşaat, enerji, maden, turizm, altyapı ve havalimanı gibi sektörlerde faaliyet gösteren holdingin kendisini tanıttığı "ağaç sevgisi" temalı reklam büyük tepki toplamıştı.

Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe, reklam filmini "imajlarını düzeltmek için kendilerini çevre dostu göstermek amacıyla yapılan propaganda" diye nitelemişti.

Evrensel'den Özer Akdemir'in haberine göre holdingin Murgul’daki bakır madeninin yanı sıra Artvin’in en önemli su ve yaşam kaynaklarından biri olan Cerattepe’deki madencilik faaliyetlerinin çevresel felakete yol açtığı öne sürülüyor.

Yeşil Artvin Derneği ise söz konusu faaliyetlere karşı yıllardır mücadele yürütüyor.

Kaz Dağı’nda organik tarım yapmaya çalışırken hemen yakınlarında, Cengiz Holding'in başlattığı Halilağa altın madeni projesine karşı mücadele eden yurttaşlardan Mustafa Alper Ülgen de reklam filmine tepki göstererek, şunları söylemişti:

İroniye bak ki yükselmek ve daha çok para kazanmak için milyonlarca ağacı kesmeye geldiler Kaz Dağı'na.

Independent Türkçe/ Çağla Üren 


PAYLAŞ