Lozan Antlaşması, Kürt milletvekilleri ve Hasan Hayri Bey (10)

Yeni Türkiye Birinci Dünya Savaşı'nın galibi müttefik devletler tarafından 1922'de Lozan'da düzenlenen toplantıya katılıyor.

Lozan'a İstanbul Hükümeti de çağrılıyor. Bu durum karşısında Ankara, Meclis içi muhalefetin de desteğiyle 1 Kasım 1922'de saltanatı kaldırıyor.

Lozan saltanatın kaldırılması için bir fırsat olurken, bu arada halifeliğin de kaldırabileceği halde kaldırılmaması, İslami girişimlerin etkisizleştirilmesi için, Lozan da dahil bir süre daha kullanılacağına işaret ediyordu.

İkinci Grup üyeleri ile Birinci Grup arasında Lozan heyetinin nasıl oluşturulacağına ilişkin görüş ayrılığına karşın, Mustafa Kemal'in görüşleri çerçevesinde İsmet Paşa'nın başkanlığında Lozan'a gidecek diplomatik heyet seçiliyor.

Kürt milletvekilleri Kürdistan'ın daha fazla bölünmemesi, Kürtlerin hak ve özgürlüklerini yaşayabilmesi için olmalı, Musul-Kerkük-Süleymaniye'nin Misak-ı Milli içinde kalmasına özel bir önem veriyorlar.  

Kürtlerin Türklerden ayrılmayacakları konusunun Kürt mebuslarının konuşmalarında sık sık öne çıkmasının böyle bir yanı da var.

Mustafa Kemal, Kürt milletvekillerinin bu tutumuna pek de sahip çıkmıyor. Gerçi Büyük Millet Meclisi Musul'un statüsünün Misak-ı Milli içinde olduğunu ilan ediyor ama bu konu Lozan'da başka uluslararası ilişkileri yumuşatma ve pazarlık argümanı olmaktan öte gitmiyor.

Lozan sonrasında yaşanan gelişmelerden anlaşıldığı kadarıyla Mustafa Kemal'in içerdeki Kürtlerin güçlenmesinden ve Birleşik Kürdistan'a giden yolun açılmasından duyduğu kaygı nedeniyle Süleymaniye, Kerkük ve Musul, Misak-ı Milli'ye dahil etme tutumundan özellikle kaçınıyor.

Lozan Antlaşması'nda en fazla tartışma yaratan konulardan biri Türkiye'deki gayrimüslim azınlıklar sorununun yanı sıra bir ölçüde Kürt sorunu oluyor.  

Müttefikler, azınlık olmanın kıstasını "soy, dil, din azınlıkları" olarak koyuyor.

Osmanlı'da gayrimüslimleri halkları azınlık görüyordu. Yanı sıra azınlık haklarının Osmanlı'nın iç işlerine müdahale için istismar edildiğini düşünmek ile birlikte, sonunda uluslararası garanti altındaki azınlık haklarını yalnızca gayrimüslimlere tanıyacaktı.  

Lozan'da Türk diplomatik heyeti Türkiye'de ırki ve lisani azınlıkların bulunmadığını ve Kürtlerin "asli unsur" olduğundan söz ediyor. Yani ana tema "Biz Türkler ve Kürtler"dir.

Hasan Hayri Bey'in Meclis'teki diğer Kürt milletvekilleri ile aynı görüşte olduğu 3 Ekim 1921'de Meclis'te yapmış olduğu konuşmasından anlaşılıyor:  
 

…Sonra görüyorsunuz, Fransız ve İngilizler birtakım tezvirler yapıyorlar. Kürdistan'a bir şekil vermelidir, böyle olmalıdır diyorlar. Bunlar sırf Kürtleri Türklerden ayırmak, ikisini de boğmaktır. Başka bir fikir değildir. Bugün Kürt Türk'ten ayrılsa pek fena olur. Bilmiyorum Beyefendi başka Kürtleri bilmem, fakat Dersim'in vaziyeti böyledir.


Lozan görüşmeleri esnasında Hasan Hayri Bey, Mustafa Kemal'in isteği üzerine Kürt milli kıyafetlerini giyerek Lozan'a telgraf gönderiyor.

Bu konuda Hasan Hayri Bey'in anlatımını Nuri Dersimi şöyle aktarıyor:

Bir gün, Hasan Hayri, Dersim aşiret liderleri ve ben Xozat'ın Ferhadan aşiret lideri Cemşid'in evinde bir toplantı yapmıştık. Bu toplantıda Hasan Hayri söz alarak şunları anlatmıştı: Lozan Barış Konferansı'nda Sevres Antlaşması söz konusu olurken, Kürtlerin Türklerden ayrılmak isteyip istemedikleri konusunda bir soru ortaya atılmıştı. Bu konu 1922'de bir telgrafla Millet Meclisi'nden soruldu.

Akdedilen gizli bir oturumda, Mustafa Kemal Kürt mebuslarının fikrini öğrenmek istemişti. Ben söz aldım ve Kürtlerin Türklerden ayrılmayacaklarını kesin bir dille açıklayarak, bu sözlerimi Hz. Muaviye'den bugüne kadar cereyan eden olayları sayarak tarihen ispata çalıştım.

Bu sözlerimden son derece memnun kalan Mustafa Kemal'in sevincinden ayaklarını yere vuruyor ve beni çılgınca alkışlıyordu. Hatta ertesi gün Kürt milli kıyafetiyle meclise gelmemi benden rica etti. Ben ve diğer Kürt mebus arkadaşlarım, ertesi gün Kürt milli kıyafetiyle meclise geldik ve Lozan Konferansı'na telgraflar çekerek Kürtlerin Türklerden ayrılmayacağını bildirdik.


Eleştiri, birlik iyi de ya her şey taktikse…

Hasan Hayri Bey bir yandan Koçgiri'de halka yapılan zulmü ve Mustafa Kemal'in devlet etme yetkilerini elinde toplamasını eleştiriyor, öte yandan Mustafa Kemal'in isteği üzerine Kürt milli kıyafetleriyle meclise katılıyor ve Lozan'a Kürtlerin ve Türklerin birliği üzerine mesaj gönderiyor.

Kanaatimce Hasan Hayri Bey'in bu tutumunun Kürtlerin, Türkler ve diğer Müslüman halklarla birlikte hala Birinci Meclis içinde olmaları, iplerin kopmaması ile ilgisi var.

Kürt inkârı ve asimilasyonu tarihin o zaman diliminde gündemde değil… 1919-22'de Kurtuluş Savaşı'na katılmış, Kürt kimliği tartışılmayan Müslüman bir halk. Bu ilk anayasa kabul edilen Amasya Tamimi, Sivas ve Erzurum Kongreleri tutanaklarında çok açık

Cumhuriyetin ilk anayasal belgesi kabul edilen "Amasya Protokolü", Kurtuluş Savaşı'nın temel taşları olan Erzurum ve Sivas Kongreleri tutanakları ve sonuç bildirileri, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Nizamnamesi gibi belgelerde "Türk ve Kürt Kardeşliği" işleniyor, İslami unsurların birbirlerinin ırki, içtimai ve coğrafi koşullarına saygılı olunacağı  yazıyor.

Koçgiri İsyanının bastırılması sonrasında, 10 Şubat 1922'de de beş milletvekilinin önerisiyle gündeme getirilen Kürdistan'ın özerkliğine dair bir yasa tasarısı, Büyük Millet Meclisi'nin gizli oturumunda 64'e karşılık 373 oyla kabul ediliyor.

Büyük Millet Meclisi, geniş anlamda Dersim bölgesini kapsayan (Sivas, Malatya, Elâzığ, Tunceli, Erzincan) bölge ile Van- Bitlis ve Diyarbakır'ı "Kürdistan" addederek, buraya özerklik vermeyi kabul ediyor.

Asli rejim bu kararları ciddiye alıp uyguladı mı, uygulamadı…

Anlaşılan Birinci Meclis'in süren etkisi, Koçgiri tenkili ve kırımının yarattığı tepki, Lozan arifesinde uluslararası ilişkilerde yaşanan ve yaşanabilecek sorunlar vb. nedenlerle, rejim zaman kazanmak için böyle bir oyalama taktiği kullanma yoluna gitmiş

Yani her şey taktik …

Bu ayrı… Ama Hasan Hayri Bey ve diğer Kürt milletvekillerinin Lozan'la ilgili "birlik" düşüncesi içinde olmalarını nedenleri ve sonuçlarıyla, bütün bunlarla bir bütünlük içinde düşünmek ve çözümlemek daha doğru olacaktır…

 
Muhalefetsiz II. Meclis ve Lozan Antlaşması

Konferansta kimi önemli konularda anlaşma sağlanamadığı için 4 Şubat 1923'te görüşmeler kesiliyor ve heyet Türkiye'ye geri dönüyor. Meclis'te iki hafta süren gizli oturumlar yapılıyor ve bu süre içinde muhalefet Lozan'da Misak-ı Milli'den tavizkar davranıldığı için heyete sert eleştiriler yöneltiyor.

Görüşmeler 23 Nisan 1923'te yeniden başlıyor. Birinci Grup, Lozan görüşmeleri sonunda imzalanacak olan anlaşmanın bu Meclis çatısı altında kabul edilemeyeceğini fark ediyor ve yeniden seçim yapılarak meclisin yenilenmesini gündeme getiriyor.  

Kurtuluş mücadelesini yürüten ve yeni rejimin temellerini atan, Türkiye tarihinin gördüğü ve hala göremediği en demokratik meclis olan Birinci Meclis 1 Nisan 1923'te seçim kararı alıyor, 16 Nisan 1923'te son toplantısını yapıyor ve dağılıyor.

Birinci Grup 1923 seçimlerine tek başına katılıyor ve aday gösterilen kişilerin tümünün milletvekili olması sağlanıyor.

Yeni meclis bileşiminde muhalefetten hiçbir mebus yer alamıyor. Tümü Birinci Grup'tan oluşan milletvekilleri adayları özenle seçiliyor.

Birinci Grup adaylarından oluşan İkinci Meclis 11 Ağustos 1923'te açılıyor

Lozan Antlaşması 23 Ağustos 1923'te muhalefetsiz olan bu yeni mecliste kabul ediliyor.

 
Cumhuriyet'in ilanı, ulus-devlet inşası ve Kürtler
 

Lozan Antlaşması'nın İkinci Meclis tarafından kabulünden hemen sonra, daha önce yayımlanan ve "Dokuz İlke" olarak ifade edilen siyasi prensipler çerçevesinde Halk Fırkası resmen kuruluyor.

29 Ekim 1923'te TBMM, Türkiye Cumhuriyeti'ni ilan ediyor.

3 Mart 1924 tarihinde halifeliğin kaldırılması ile birlikte politik ortam daha bir gerginleşiyor.

Birinci Meclis döneminde Kürtlerin Ankara ile bağlantısını sağlayan sınırlı araçlardan birisi olan hilafetin kaldırılması, Kürtlerin merkezi rejimle zaten zayıf olan siyasi ve toplumsal bağlarının daha bir zayıflamasını getiriyor.

Hilafeti koruma taktiği de bitmiştir.

Şimdi herkesin bildiği gizli ajandayı faş etme zamanıdır.

Artık ulus-devlet biçiminin inşası pek de zor olmayacaktır, ancak yeni rejimin bu teşebbüsünün sıkıntılı yanı, İslam'ın bin yıl yıl kolektif kimlik olduğu bir toplumsallığa, milletin/milliyetçiliğin temel kolektif kimlik olarak nasıl yedirileceğidir…

Bu tarihten sonra yukarıdan aşağıya modern ulus-devlet inşası, devletin ideolojik ve baskı aygıtları devreye sokularak tüm hızıyla devam ediyor. 1924 Anayasası ile devlet Türk milliyetçiliği kimliğini kuşanıyor

1923 seçimleri sonrasında Cumhuriyet yönetiminin Dersim'e bakışı açısı Osmanlı mirası ile buluşuyor. Artık Dersim Birinci Meclis döneminde olduğu gibi mecliste yerelden doğru temsil edilmesi gereken bir vilayet değil, halkı baskı altına alınması ve bastırılması gereken bir "şer" odağıdır.

İkinci Meclis ise bir parti meclisi oluyor. Dersim mebusları Hasan Hayri Bey (Kango) ve Abdülhak Tevkif Bey'e (Gençtürk) İkinci Meclis'te yer verilmiyor.

Nüfusa göre mebus sayısının belirlenmesi ile beraber Dersim bölgesinin mebus sayısı iki 'ye düşürülüyor ve Dersim'liler de kendi memleketlerinde milletvekili olamıyor.  

II. Meclis'e seçilen mebuslardan Ahmet Şükrü Bey, Çarsancak doğumlu, Feridun Fikri Düşünsel ise İstanbul doğumludur. II. dönemde Dersim mebusluğu yapan Feridun

Fikri sonrasında, VI, VII, VIII, IX. dönem Bingöl'de de milletvekilliği yapıyor.

 
Hasan Hayri Bey Dersim'de

Hasan Hayri Bey, 1923'te yapılan yeni seçimler esnasında Ankara'da değildir.

Dersim'de Hasan Hayri Bey yerine Feridun Fikri aday gösteriliyor.

Hasan Hayri Bey yerine Feridun Fikri'nin aday gösterilmesi, Dersim'de tepkilere neden oluyor.

Seyit Rıza diğer aşiret milislerini toplayıp kalabalık bir grupla Hozat'a geliyor, olaylar çıkıyor, o sırada Hozat'ta bulunan Feridun Fikri yaralanarak Elâzığ'a kaçıyor.

Karar büyük yerden… Kaçsa da göçse de Feridun Fikri, Dersim milletvekili yapılıyor…

Hasan Hayri Bey ise yakını Abbas Tan'ın anlatımına göre, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'na yöneliyor.

 

(Devam edecek...)

 

 

Kaynak:

1. İsmail Göldaş, Lozan"Biz Türkler ve Kürtler", Avesta yayınları,1999-Diyarbakır
2. Altan Tan, Kürt Sorunu, Timaş, İstanbul-2009
3. TBMM Gizli Celse, 3 Ekim 1921
4. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Dilan Yayınevi, 1992, Diyarbakır
5. Mesut Yeğen, Müstakbel Türk'ten Sözde Vatandaşa, İletişim yayınları, 1992-İstanbul
6. Ahmet Demirel, Tek Partinin İktidarı, Türkiye'de Seçimler ve Siyaset, İletişim yayınları, 2014-İstanbul
7. Erik Jan Zürcher, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (1924-1925) İletişim yayınları, 2003-İstanbul
8. Mesut Yeğen, Devlet Söyleminde Kürt Sorunu, İletişim yayınları, İstanbul-2003
9. Dilan Konak, Kangozade Hasan Hayri Bey'in Yaşamı ve Siyasi Faaliyetleri, Yıldız Üniversitesi, İİBF 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR