Kedi Işığı Yaktı

“Kedi Işığı Yaktı” 2.5 yaşındaki oğlum Ege’yle aramızdaki yeni heyecan verici parolanın adı. YouTube’un çocuklar için geliştirilmiş versiyonunda arama butonu fonu renkli ve minimal bir animasyonla açılıyor. Dalgıç kıyafetiyle bir kedi, denizin altında elindeki feneri yakmış, yanından balıklar geçiyor. Bu küçük animasyon oğlumu çoğu çizgi filmden daha çok heyecanlandırdı. 2000’lerin başında Ekşi Sözlük ile tanışanlar “aramaya inanmak” başlığını bilir. Gerçeği aramak, gerçeği bulma umudu, bilimsel veri analizi, data madenciliği gibi kavramlar ile güç kazandıysa da gerçeğin karşısındaki cephe hafife alınacak türden değil.

Zaten gerçek ile yalanın savaşı bugün de başlamamıştır. Muaviye’nin deve hikayesi çok anlatılmıştır hatta bu aralar çok konuşulan Netflix’teki “Dont Look Up” filminin öncüsüdür bu hikaye. Küfe’den Şam’a devesiyle gelen bir tüccar, mahkemeye düşer. Mahkemeyi 10 binden fazla insan izlemektedir. Küfeli tüccara ait erkek devenin Muaviye’nin kararıyla dişi olduğuna ve Küfeli tüccara değil bir Şamlı’ya ait olduğuna karar verilir. Mahkemeyi izleyen 10 binden fazla insan da devenin dişi olduğunu ve Şamlı’ya ait olduğunu onaylar. Mahkemenin sonunda Muaviye, Küfeli’ye der ki; “Ey Küfeli, dinle! Sen de ben de biliyoruz ki, bu deve senindir ve dişi değil, erkektir. Ama sen Küfe'ye dönünce gördüklerini Ali'ye anlat ve de ki: "Ey Ali, Muaviye'nin, dişi deveyi erkekten ayırt edemeyen, o ne derse evet diyen 10 bin adamı var! Ayağını denk al!"

Dişi deveyi erkekten ayırt edemeyen, yukarıya baktığında göktaşını görse de ABD Başkanı’na inanmayı tercih eden, Halk Ekmek kuyruklarını görse de bunun film seti olduğunu söyleyen, sokak röportajlarında sıkışınca gençlere “cebindeki telefonu çıkar” diyen insanlar; geçmişten bugüne aşağıya çekmek için her zaman yeni nesillerin paçasındaydılar.
 
Yazıya 2.5 yaşındaki oğlumun “kedi ışığı yaktı” heyecanıyla başladım çünkü arama heyecanının mesela evrim karşıtı köktenci Protestan çevirileriyle Adnan Hocacı bir grup ya da iktidarın siyasi ikbali için yeniden tarih yazımıyla üretilmiş bir TRT dizisi tarafından törpülenmesini istemiyorum. Aslında anlıyorum ki sağlıklı her insan neden diye sorar ve gerçeği ararken heyecanlanır fakat zamanla yerleşik ahlak, gelenekler, özcülük ve çıkar çevrelerinin yalan/yanlış bilgi bombardımanları insanları mental olarak hasta eder.

Dün Twitter’da bir alıntı üstüne biraz durup düşündüm; özetle kılı kıpırdamadan yalan söyleyebilen bir siyasetçiye öfkelenen bir yurttaşın tweetiydi. Yalan söylerkenki rahatlığa ve bunun normalleşmesine isyan ediyordu. Çok önemli bir öfke ve isyan; çocuklarımızı buna alıştırmamalıyız. Miting meydanlarında elinde dini kitaplar sallayarak yalan söyleyen siyasetçileri çocuklarımız görmemeli.

Gerçekle yalan arasındaki savaşta gerçek tarafındakilerin yolu uzun çünkü bilimsel yöntemler ve veriler tek bir hikayede insanlara dünyanın sırrını veremiyor. Bilimsel yöntemler, çalışmalar, veriler güncel duruma göre değişebiliyor. Bu hem pek rahatlatıcı değil hem de bir ölçüde korkutucu. Çünkü karşı tarafın tek seferde dünyadaki bütün sorulara, yalan da olsa cevap veren hikayeleri var. İnsanları hasta etse de önce rahatlatıyor ve güvende hissetmelerini sağlıyor.

“Duşakabinoğulları” performansını herkes hatırlar; karikatür de olsa “post truth” yönteminin mental olarak sakatladığı insanlara kendilerini büyük ve önemli hissettirdiğini göstermişti.

Peki bu mücadelede her şey bizim için karanlık mı; bence değil. Geçen hafta Şili’de Pinochet’ci adaya karşı gerçeğin tarafındakiler kazandı. Türkiye’de, Macaristan’da, Brezilya’da, ABD’de mücadele devam ediyor, edecek. Çocuklarımıza böyle bir mücadele borcumuz var.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR