Sarı öküz nerede verildi?

Oldukça anormal bir durum yaşıyor Fenerbahçe. Anormal olan ise anormal olan süreçlerin, artık normalleşmesi.

Artık transfer yapmak ve teknik adam değiştirmek, rutin bir duruma dönüşürken, bu rutin durum bir alışkanlık yaratıyor sarı lacivertli kulüpte.

Oyundan ve başarıdan beslenmeden, bu hareketlilikten heyecan yaşanıyor. Ve kimin teknik adam olacağı, kimin transfer edileceği, artık oyunun kendisinden daha fazla çekici oluyor.

Bunla beraber, rakiplerinin yaşadığı krizlerden farklı oluyor sarı lacivertlilerin krizi. Benzer krizlerde tesir gücü daha yüksek, yayılımı hızlı ve refleksleri daha zayıflatan, krizler oluyor Fenerbahçe'de. 

Taraftar olan yorumcular, yorumcu olan taraftarlar ve keskin bir şekilde taraftarı manipüle edebilen sosyal medya hesapları ile kriz zamanlarında herkesin katkısının ortaya çıktı bir süreç yaşanıyor.

Ve bu süreçler artık, yönetilemeyen krizlere dönüşüyor.

Sonuç olarak, sürekli istifaya davet edilen yönetim ve ıslıklanan takım ile sağlıklı karar alma mekanizması bozuk, karıncalanmış bir görüntü ortaya çıkarıyor.

Peki güzel başlayan bu hikâye, buraya neden geldi?

Ali Koç ve yönetimi, yaratılan rasyonel olmayan beklenti ile uluslararası bir sistem hayali ile başladı göreve.

Fenerbahçe camiası, o kadar fazla beklenti yüklemişti ki Ali Koç'a, adeta bir devrim bekleniyordu kendisinden.

Fakat uygulamayı düşündüğü sistem ilk arızayı verdiğinde, tribünler kendisine Ersun Yanal isteği ile karşılık verdi. Bir de buna, yorumcuların yoğun eleştirileri eklenmiş ve ortaya bir baskı ortamı çıkmıştı.

Ve genç Fenerbahçe yönetimi, ilk olarak o meşhur sarı öküzü, o dönem verdi aslında. Sonrasında daha edilgen ve daha çabuk enfekte olmaya başladı kulüp.

Sürekli etkileşim gücü yüksek sosyal medya hesapları ile taraftarın yarattığı sosyal medya baskısı, kulübe yakın yorumcular ile kulüp medyası ile ortak yönetilen bir süreç çıktı ortaya.

Tüketilecek bir şey kalmayınca istifa sesleri artıyor

Ersun Yanal'ın gelişi ve gidişi, Erol Bulut tercihi, Mesut Özil transferindeki taraftar arzusu ve baskısı, Emre Belezoğlu'nun transfer sürecindeki daha fazla transfer, daha fazla transfer popülizmi, Fenerbahçe yönetimin aslında rasyonellikten uzaklaştığı dönemlerdi.

Son olarak Vitor Pereira'nın, özellikle medya tarafından diziliş üzerinden itibarsızlaştırılması da benzer baskı ortamlarını yarattı. Ve bu dönemlerde, sağlıklı karar alma mekanizmasının çarkları, dönmemeye başladı.

Gelen her teknik adam ile yapılan sayısız transferin değersizleştiği ve tüketildiği bir sürecin sonuna geldi Ali Koç ve yönetimi. Çünkü tüketilecek bir şey kalmadı artık.

Taraftarın beğenisinden güç arayan ve yorumcuların çok fazla müdahil olduğu bir yönetim tarzı ile tüketim tuzağına düşüldü. Bu yüzdendir ki tüketilecek bir şey kalmayınca, istifa sesleri artıyor artık.

Ve yine klasik bir durum yaşanıyor medyada ve sosyal medyada. Herkes bir teknik adam seçiyor Fenerbahçe'ye. Hatta varyasyonlu seçimler ile kulüp yönetimine sesini duyurmaya çalışıyor kimileri.

İyi bir teknik adam Fenerbahçe'nin krizini çözer mi?

Bakıldığında bu krizden çıkış yolu, iyi bir teknik adamın gelişi ile bulunmuş olmayacak. Çünkü önce, sportif hafızasını unutması gerekiyor Fenerbahçe'nin.

Çünkü bu hafızada kim varsa, onlara gidip, onları tüketiyor düzenli olarak. 

Fenerbahçe öncelikle, sonuç odaklı olmadan, hedef odaklı yapmalı tercihlerini belki de. Hedef vadesini baştan belirlemeli ve başarı tanımını yeniden yapmalı. 

Ve yerel çözümlerden, uzak durulması gerekiyor sancılı süreçlerde. Çünkü bu yerel çözümler, ağrıyı kesen ağrıkesici gibi kısa vadeli oluyor. Ve ayrıca yerel çözümler hem takımı hem de yönetimleri, daha açık hale getirerek, ilişkiler mekaniğinde sorunlar yaratıyor.

Sonuç olarak; yaşanan kriz, sportif değil Fenerbahçe'de. Bu yönetimin yaşadığı yönetme krizi aslında. İletişim açısından yaşanan süreç de bundan kaynaklanıyor. Çünkü içerik olmadığı için iletişimi de yapılamıyor.

Dolayısı ile böyle bir ortamda gelecek her teknik adam, bu sefer de başka baskı ortamına maruz kalabilir. 

Çünkü sarı öküz verildi bir kere.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Hbaer'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR