Türkiye’nin yeni üçlemesi: Yoksullaşma, yabancılaşma ve özgüven kaybı

Bu yazıyı yazmaya karar verirken Nevşin Mengü’nün YouTube yayınında iktisatçı Enes Özkan’ı dinliyordum. Etrafındaki yeni mezunların, işe yeni başlayanların ya da bir süredir çalışanların uğradığı özgüven kaybından bahsediyordu. Alınan ücretlerin yol ve yemeğe ucu ucuna yetmeye başladığı, çalışarak büyükşehirde bir ev kiralamanın mümkün olmadığı, çalışmaya başlamasına rağmen aile evinden çıkamayan gençlerin uğradığı özgüven kaybı.

Düşününce aslında bu yazıya Enes Özkan’dan da önce Meriç Şenyüz’ün Twitter flood’unu okurken karar vermişim; Meriç Şenyüz’ü arkadaşım olduğu için fazla övmemeye çalışarak özetlemek gerekirse iyi bir politika editörü, çevirmen yani disiplinlerarası bir gazeteci. Bugün mesleğe başladığından çok daha deneyimli, Twitter’daki flood’unda mesleğe başladığındaki ücretinin alım gücüyle bugünü karşılaştırıyor ve bugün mesleğe başladığındaki alım gücüne ulaşması çok uzak bir ihtimal görünüyor.

Reklam sektöründen başka bir arkadaşım, acemi bir reklam yazarı olarak başladığı günlerdeki ücretinin alım gücüyle bugün yaratıcı ekibin başındaki durumunu karşılaştırıyor ve mesleğe başladığı gün koşulları daha iyi.

İnsanın yaptığı işte deneyim kazanırken, ustalaşırken alım gücünde geriye doğru gidiyor olması o işe de hayatın kendisine de yabancılaşmasını tetiklemez mi?

Bugün herhangi bir arkadaşınızla bir restoranda ikişer bira içmenin maliyeti 200 lirayı geçti, rakı içmek ise 500 lira ve üstünden başlıyor. Büyükşehirlerde yaşayanlar için çok zorken daha küçük şehirlerde artık böyle bir hizmet de muhtemelen olmayacak. Sosyal olarak bir çölleşmenin tam ortasında yabancılaşma daha da yakıcı hale gelecektir.

Bu noktada yabancılaşma kavramından daha basit bir tanımıyla bahsedelim. Yabancılaşma; bireyin, kendi ürettiği nesnelerin, emek ürünlerinin boyunduruğu, egemenliği altına girerek kendi sorunlarına, bulunduğu ortama, toplumsal, insani olana yabancı duruma gelmesi, emek ürünlerinin bağımsız ve ezici ekonomik bir güç olarak belirmesi. Edebiyattaki en bilinen ve çarpıcı örneğiyle Kafka kendi yabancılaşmasını ‘Dönüşüm’ adlı kitabında Gregor Samsa karakterini hamam böceğine dönüştürerek anlatır. Bunu neden bu kadar uzun anlatıyorum; yabancılaşma ve özgüven kaybı açlık ve yoksullaşma kadar önemli bir sorun mudur ya da açlık ve yoksullaşma bu kadar konuşulurken yabancılaşma ve özgüven kaybı listede yer bulur mu, bence bu soruların cevabı evet. Çünkü bu kavramlar birbirinin karşısında değil, birbiriyle eş zamanlı yükseliyor.

Ben yabancılaşma konusu nasıl daha çarpıcı anlatılır diye düşünürken Ayşen Şahin’in bir tweeti önüme düştü ki Ayşen içinde bulunduğumuz durumda en pozitif ve çalışkan örneklerden biridir. Tweeti sizinle de paylaşıyorum bu bağlamda sayfalarca derdi özetliyor: 

“Varoluşumu sürdürülebilir kılmak için bulduğum doğal çözümlerin, yakıtsız enerjinin, atıksız tüketimimin, toksik olmayan ortamlarımın sonuna gelmiş, dibini sıyırmış gibi hissediyorum.

Yaşadığımı pek hissedemiyorum artık.

Daha ocağın dördü…”

Topluma seslenen herhangi bir örgütlü politik yapı - sorunların ortaya çıkmasına sebep olan örgütlü yapıları dışarıda bırakarak konuşalım - mesajlarında yabancılaşma ve özgüven kaybına çare aramalıdır. Asgari ücret toplumunda elbette ücret politikasını değiştirmek yabancılaşma ve özgüven kaybı ile mücadele için ilk adım olacaktır ama tek başına yeterli değildir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR