Sosyalist gençlik örgütleri anlattı | Tarikat ve cemaat yurtları gençler arasında nasıl örgütleniyor?

TÜKENMEZ HABER – Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Enes Kara, ‘cemaat yurdunda yaşadığı baskıları ve gelecek kaygısı yaşadığını’ anlattığı video mesajından sonra intihar etti.

Yaklaşık bir ay önce kaydettiği videoda Kara, kendisini ateist olarak tanımlıyor aile baskısıyla kaldığı Nur Cemaatine ait yurtta yerine getirmek zorunda kaldığı dini ibadetler yüzünden yaşadığı bunalımı anlatmıştı.

Kara, "Özgür hissetmiyorum, 24 saatte kendime ayırabildiğim 3 saat falan. Buna ek olarak dönem sonlarında okuma programları oluyor ve bir hafta boyunca sabahtan akşama kadar buradaki kitaplardan okuyorsun, telefonuna falan da el koyuyorlar" demişti.

Antalya’da Aralık 2021’de İlim ve Kültür Derneğine ait kaçak yurtta yaşanan cinayetin ardından, Kara’nın intiharıyla cemaat ve tarikat yurtları yeniden gündeme geldi.

Üniversitelerde ‘cemaat ve tarikat yurtlarının kapatılması' talebiyle kampanyalar düzenleyen, eylemler yapan sol ve sosyalist gençlik örgütleriyle konuştuk.

Emek Gençliği MYK üyesi Zehra Özöcal, Türkiye Komünist Gençliği Sözcüsü Mert Doğan, İstanbul Üniversitesi Öğrenci Kolektifleri'nden Cihan Çiçek, Sol Genç’ten Sarya Toprak ve Burkay Avcı'ya 'cemaat yurtlarının gençler arasında nasıl yayıldığını, cemaat yurtlarındaki eğitimlerin gençlerin psikolojisini nasıl etkilediğini ve gençlerinin barınma sorununun çözümüne ilişkin önerilerini' sorduk.

Sol ve sosyalist gençlik örgütlerinin yanıtları şöyle

SOL GENÇ/ Sarya Toprak ve Burkay Avcı

Öncelikle üzüntümüzü dile getirmemiz gerekiyor, bir sıra arkadaşımızı daha bu sistem aramızdan aldı. Enes’in intiharı elbette toplumsaldır ve toplumsal bir sorumluluktur. Sorularınıza geçmeden önce kısaca bugünlere nasıl gelindi, bundan bahsetmek isteriz.

‘İKTİDAR GENÇLERİ TARİKAT YURTLARINA MECBUR BIRAKIYOR’

KYK yurtları kapasite bakımından çok yetersiz. Özel yurtlar ve evler ise bir öğrencinin karşılayamayacağı kadar pahalı. Öğrencilerin en temel haklarından biri olan barınma hakkını karşılamayan iktidar, öğrencileri bu tarikat cemaat yurtlarına mecbur bırakıyor. Bunu ‘bilerek’ yapıyor aslında. Tüm bunlara aile baskısı da eklenince öğrenciler bu yurtlara gitmek zorunda kalıyor. Bu AKP’nin bir yönetme biçimi.

‘AKP, GENÇLİĞE DOĞRUDAN SAVAŞ AÇTI’

AKP'nin yıllarca bahsettiği dindar-kindar nesil meselesi ne kadar uğraşsalar da tutmadı. Bu toplum, bu gençlik gericiliğe teslim olmadı. Üniversiteler her daim laik, kamusal eğitimin savunulduğu alanlar oldu. AKP, bu sebeple aslında gençliğe doğrudan bir savaş açtı. Gericilik sosuna bir türlü bulayamadığı gençliği kalacak yerle, bursla terbiye etmeye çalıştı. Cemaat yurtlarında kalan öğrenciler, bu gericiliğin en yakın gözlemcilerinden tabii ki.

Okullardaki zorunlu din dersleri buralarda bir hayat zorunluluğuna neden oluyor. Tarikat yurtlarında fiili bir şeriat işliyor. Sohbetlere, ibadete inanmadıkları şeyleri dinlemek zorunda bırakılıyorlar.

‘TARİKAT YURTLARI KAMULAŞTIRILMALI’

Öncelikle tüm tarikat yurtları kamulaştırılmalı. Bu tarikatlara ait tüm mal varlıkları kamuya devredilmeli. Bu bütçe ile de öğrencilere yeterli sayıda yurt yapılmalı. Ev kiralarına da bir üst sınır getirilmeli.

Sanki Türkiye de yeterince bina yokmuş, ev yokmuş gibi davranılıyor. Türkiye de her şeyden, herkese yetecek kadar var. Kamulaştırma bugün Türkiye’nin önündeki zorunlu bir çözüm.

Biz SOL GENÇ olarak yıllardır bu yapılara karşı mücadele ediyoruz 2011’de Gülen Cemaatinin üniversite sorularını çalmasından, laik eğitim mitinglerine, Ensar protestolarına kadar. Daha yakın zamanda TÜGVA’yı protesto ettiğimiz için hakkımızda soruşturma başlatıldı. Biz bu mücadeleden yılmayacağız.

Bugün suya sabuna dokunmadan, tarikatları ve cemaatleri kapatmadan, bunların tüm mal varlıkları kamulaştırmadan bir çözüm yolu mümkün değil. Helalleşmeyen, hesaplaşan; tüm tarikatları ve cemaatleri, tüm sömürücü karanlığı dağıtabilecek bir politikaya ihtiyaç var. Bunların düzen içinden gelmeyeceğini ancak sol ve halkçı güçlerin bunları başarabileceğini biliyoruz.

Türkiye Komünist Gençliği/ Mert Doğan

‘CEMAAT YURTLARININ ÖĞRENCİLERİN ÖNÜNE ÇIKMASI HÜKÜMET POLİTİKASIDIR’

Öncelikle cemaat yurt ve evlerinin gençlerin önüne çıkması bir hükümet politikasıdır. Ortada ekonomik koşullardan dolayı devletin yetişemediği bir alanın cemaatlerce karşılandığı bir durumdan ziyade, hükümetin kasıtlı olarak bazı tarikatlara bıraktığı bir alan mevzubahis. Bu nedenle tarikat ve cemaatlerin bu yurtları açması ve öğrencilerin bu yurtlara yönlendirilmesi çok açık bir şekilde gerçekleşiyor.

‘YURTLARDA VERİLEN EĞİTİMLER GENÇLERİ PSİKOLOJİK RAHATSIZLIKLARA İTİYOR’

Yurtlar bir anlamda gericilik üretim merkezleri görevi görüyor. Gençlere düzenli olarak dinci gerici öğretiler ve siyasal İslam külliyatı anlatılmakta. Çeşitli tarikatların yöntemleri arasında fiziki şiddet dahi mevcut. Tarikat yurduna giden gençlerin hayatlarına dair sınırlar çizilmekte ve bu sınırların dışında kalan bir yaşama karşı ciddi tepki ve psikolojik saldırılar organize edilmekte. Bu sorunlar bu yurtlarda kalmak zorunda kalan gençlerin hayata dair umutlarını karartmakta, yer yer korkutarak onları psikolojik rahatsızlıklara itmektedir.

‘BÜTÜN YURTLAR DEVLETLEŞTİRİLMELİ’

Bugün Türkiye’nin bütün doğal kaynakları büyük sermaye gruplarına ve rant zengini patronlara peşkeş çekiliyor. Devlet; eğitimin temel ihtiyacı olan barınma sorununa karşı duyarsız kalmakta, kamu harcamaları gençlerin temel ihtiyaçlarına değil bir avuç sermayedarın kişisel çıkarının hizmetine sunulmaktadır. Sorunun en pratik çözümü en net olanı aslında bütün yurtlar devletleştirilmeli ve gerici yuvaları olan tarikatlar dağıtılmalıdır.

Son olarak TKG adına bir çağrıyı yapmayı önemli buluyorum. Bu memleketin gençleri olarak kendi ülkemizi savunmaya devam edeceğiz. Bu ve benzeri tarikat yurtlarında zorla tutulan bütün arkadaşlarımıza sesleniyoruz: Bize ulaşın, birlikte bu memleketi gerici yuvalardan temizleyelim!

İstanbul Üniversitesi Öğrenci Kolektifleri / Cihan Çiçek

‘DİNDAR VE KİNDAR NESİL FİKRİNİN İDEOLOJİK KARAKOLLARI YARATILIYOR’

Tarikat ve cemaat ağları bu ülkede yeni ortaya çıkmış değil. Sağcı iktidarlar tarafından sürekli korunan kollanan, alan açılan hatta AKP iktidarıyla birlikte devlet içinde kadrolaşmak için referans olan yapılardan bahsediyoruz.

Bu öğrenim yılının başında gerçekleşen ve ülkede toplumun da büyük çapta ilgisini çeken Yurtsuzlar ve Barınamıyoruz hareketlerinin eylemleri gerçekleşmişti. O süreçlerde gençlerin, bir talebi daha vardı, o da Cemaat ve Tarikat yurtlarının kamulaştırılması talebiydi.

Gerici dernek, vakıflar ve cemaat aracılığıyla üniversitelilerin devlet tarafından karşılanmayan ihtiyaçları hem ucuza karşılanmış oluyor hem de Erdoğan'ın dilinden düşürmediği ‘kindar ve dindar nesil’ yaratma fikrinin ideolojik karakolları yaratılıyor. Her geçen gün daha da yoksullaştırdıkları halkın çocuklarını görece uygun olan tarikat yurtlarında kalmaya mecbur bırakıyorlar.

Bugün KYK yurtlarında dahi psikolojik danışman yerine, Manevi Rehber dedikleri şahıslar var. Görece yurtta etkisi az ama orada iktidarın ideolojik bir aygıtı olarak duruyor. Bir de bunu açıktan ve yoğun bir şekilde işleten tarikat yurtlarını düşünelim. Dayatılan dini okuma kitaplarından zorla sabah namazına kaldırılmaya kadar bir sistematik dayatmaya maruz bırakılıyor üniversiteliler.

‘BARINMA KRİZİ, EKONOMİK KRİZDEN BAĞIMSIZ DEĞİL’

Barınma krizinin çözümü için toptan bir kamulaştırma talebinin örgütlenmesi gerekiyor. Her geçen gün bir sıra arkadaşımızı yitiriyoruz. Yalnızlığa itildiğimiz ve sesimizin kısılmaya çalışıldığı bugünlerde dayanışmayı ve mücadeleyi kararlı bir şekilde bizim üniversiteliler olarak sürdürmemiz gerekiyor.

Emek Gençliği/ Zehra Özöçal

‘YOKSUL AİLELER BU YURTLARI TERCİH ETMEK ZORUNDA KALIYOR'’

Özellikle yoksul işçi emekçi ailelerinin bu yurtları tercih etmek zorunda kaldığını görüyoruz. Mesela İstanbul Üniversitesi çevresinde, tarikat yurtlarının çok yoğun olduğu bir kampüs. Özellikle genç kadın öğrenciler kaldıkları yurdun hangi cemaatin olduğunu bilmiyor, hatta öğrenmek için özel bir çaba göstermiyor bile denebilir. Barınma hakkının tesis edilmesinde yaşanan gaspların bir neticesi bu.

Bunun yanında birçok farklı nedeni kapsamakla birlikte ailelerinin çocuklarına özellikle kadın öğrencilere bu yurtlarda kalmayı şart koştuğu, buralardaki “sorumlulara” adeta teslim ettiği söyleyebiliriz.

İmam hatip liseli öğrenciler, ailesi dolayısıyla bu türden cemaat tarikat çevreleriyle temas eden etmek zorunda kalan gençler Enes’in videosunda anlattığı koşulların hiçbirine şaşırmıyor. Türkiye’deki hemen hemen her gencin cemaatlere dair kendisinin başına gelen, bir arkadaşının başına gelen bir anısı, baskı ve şiddeti anlatan bir hikayesi var. Enes Kara’ya dair öğrencilerin tartışmalarında, bu anıların ve korkutma çabalarının etkilerini gördük.

Tüm bu tabloyu düşününce fiili olarak bu yurtlarda kalmaları bir tercih değil başta devletin din, aile ve eğitim olmak üzere laiklik ifade özgürlüğü gibi tüm temel haklara saldıran tek adam yönetimi politikalarının doğurduğu bir zorunluluk. Aynı zamanda sınıfsal bir zorunluluk.

En fazla işçi ve emekçi ailelerin çocukları dinci gerici saldırıların hedefi oluyor. Antalya’da Mehmet Sami Tuğrul, bir cemaat yurdundaki aşçı tarafından katledildi, Enes Kaya’nın kaldığı yer Nur cemaatinin olduğu iddia edilen bir öğrenci evi. İkisinin de aileleri bu yerlerde kalmalarından memnun olduklarını ifade ediyor. Bu elbette tesadüf değil. Tarikatlar başta sunduğu ekonomik imkanlar ile aileler için cazip hale gelirken bunun yanında devletin gençliği aile kurumunun muhafaza edilmesi üzerinden kendi siyasetine yedeklemek, ‘kindar dindar’ nesil projesinin en kapsamlı formu.

‘GENÇLERİN KENDİ İRADESİYLE SOSYALLEŞME SAATLERİ YOK DENECEK KADAR AZ’

Enes'in bahsettiği derslerin birçoğu cemaat yurtlarında zorunlu. Bu yurtların giriş saatleri 8-9 arası değişiyor. Yani dersler dışında dışarıda geçirebilecekleri vakitleri yok denecek kadar az. Tüm bir sosyalleşme alanlarının bu yurtlar ve cemaat etkinlikleri olması bu yurtlarda kalan genç kadın bir arkadaşımızın ifadesiyle “İnanmayan ya da katılmak istemeyen bir genç için korkunç oluyor. Sürekli cehennem ve ceza korkusu verilmeye çalışılıyor.” Sözleriyle ifade ediliyor.

‘GENÇLİĞİN SÖZ YETKİ VE KARAR GÜCÜ VAR’

Okulların açıldığı dönemde ortaya çıkan tepkilere tek adam yönetiminden gelen cevap yurt sorunun olmadığı varsa bile abartılıyor olduğuydu. Dolayısıyla en başta devletin bu sorunu kabul dahi etmediği koşullarla karşı karşıyayız.

Gençlik kesimlerinin birbirine ve taleplerinin arkasında birikerek oluşturacakları güce her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız olan bir dönemden geçiyoruz. Devletin ‘kriz yok’ dediği, enflasyon rakamlarına bir hafta köpük bir hafta şişkinlik diye görülmemiş betimler tarif ettiği bir gündemde KYK yurt yönetimleri, okul yönetimleri bütçe sorunundan dem vuruyor. Hükümetin gençlikten ve eğitimden yana başta yerel belediyelerinde olmak üzere ayırdığı bütçe kalemleri bahsettiğimiz vakıf ve derneklere gidiyor. Yani bütçe hem var hem yok. Bunun anlamı gençliğin eğitim hakkının sağlanması için mücadele ederken aynı zamanda iktidarın temel haklara ve laiklik talebine saldırısıyla iç içe geçen istikrarlı bir mücadelenin gerekli olduğu.

Emek Gençliği olarak acil barınma talepleri etrafında 8 maddelik bir çağrıyı dönem başında yayınladık.  Burada da ifade ettiğimiz gibi, devlet tarafından yeterli kapasitede, ücretsiz ve nitelikli yurt sağlanmalıdır. Cemaat ve tarikat yurtları kapatılmadır. Prefabrik yurt inşası, boş konut stoklarının, özel pansiyon ve otellerin devlet denetiminde öğrencilere açılması, tüm yerel yönetimlerin, kurum ve kuruluşların pansiyonlarının devlet yurtları yapılana kadar öğrencilere tesis edilmesi gerekiyor. Bir gün daha öğrencilerin tarikat cemaat yurtlarında kalması, öğrencilerin sosyal ve fiziksel bütünlüğünün tehlikeye atılmasını kabul etmiyoruz.

Emek Gençliği olarak tüm Türkiye gençliğini bilimsel laik ve demokratik bir eğitim talebi etrafında örgütlenmeye, bulunduğu alanların örgütlü gücü olmaya, tek adam tek parti yönetimi karşısında kendi alternatifini yaratmaya çağırıyoruz.

 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR