Mültecilere saldırılarda çetelere dikkat!

Göçmen ve mültecilere yönelik saldırılar tırmanışa geçti. İzmir, Ankara, İstanbul’dan linç, galeyan ve cinayet haberleri geliyor. Bu vakalar ne adli ne de münferit. Derin yoksulluğun girdabında çırpınan yerli ve göçmen emekçiler aslanın ağzındaki lokmayı kapmak için rekabete zorlanıyor. Göçün 10’uncu yılında geleceği hala belirsiz olan 4 milyon Suriyeliden 800 bini Türkiye’de doğdu. Vatansız ve kimliksiz yaşayan bu çocuklar ucuz emek gücü olarak kullanırken mafyatik şebekelerin de iştahını kabartıyor.

Geçtiğimiz hafta İstanbul’un Esenyurt ilçesinde kalabalık bir grubun saldırısına uğrayan Suriyelilerden yaralananlar oldu. Konuya dair inceleme yapan Esenyurt Kent Konseyi bileşenleri ve Göç Meclisi ile görüşmelerde bulunduk. Sahadan gelen bilgiler çetelerin de bu işleri kışkırttığı, provokasyondan yararlanmaya çalıştığı yönünde.    

İKİ YILDA DOKUZUNCU SALDIRI

Konsey bileşenlerinin verdiği bilgiye göre Esenyurt’ta son iki yılda 9 saldırı tespit edildi. 8 Ocak günü bir AVM’nin taşlanmasıyla gerçekleşen son saldırıda 5 Suriyeli kadın yaralandı. Gidişat öyle vahim ki, Göç Meclisi’ne konuşan mülteci kadınlardan biri "Tanınmamak için sağır, dilsiz numarası yapıyorum” diyor.

Olayın iki genç arasında sigara tartışmasıyla başladığı ifade ediliyor. Ama çetelerin bunu sıklıkla kavga çıkarmak için bir yöntem olarak kullandıkları belirtiliyor. Kavga, bünyesine çocukları da alarak linç girişimine dönüyor. Aktarılan bilgiye göre; 4 çevik aracının bulunduğu mobil karakol olay yerine 200 metre uzakta. Ama 2 saat sonra müdahale geliyor! Cezasızlık politikası bir başka dert. Suriyeli mültecilerde "Biz de kendi güvenliğimizi alırız” söylemleri var. İlçede konuşulan mevzulardan biri de sosyal medya paylaşımları. Suriyelileri, Kürtleri, Pakistanlı ve Afganistanları açık hedef alan ırkçı propagandalar gerilim, korku ve çetelere biat duygusunu perçinliyor. Herkes daha sert çatışmalardan korkuyor. Kavga, çatışma ortamı sadece yerli çetelere değil, göçmen çetelere de alan açıyor. Son olayın şans eseri daha kanlı bir sonuca gitmediği belirtiliyor. Sadece göçmenler değil Türk-Kürt yerli esnaflar da çeteler nedeniyle güvenlik kaygısı yaşıyor.       

NEDEN ESENYURT? 

İlçe nüfusu 57 ili geride bırakıyor. 300 bin civarında göçmen/mültecinin yaşadığı ifade ediliyor. Bunlardan 120 bini Suriyeli. İlçe üç sanayi sitesinin ortasında yer alıyor. Güvencesiz ve düşük ücretle çalışanların pilot bölgesi. Esenyurt sadece dış göç değil iç göçler de alıyor. Tarımı çökertilen köylüler, baskılar nedeniyle Kürtler, Anadolu’dan işsiz gençler buraya geliyor. Tercih nedenlerinden biri ucuz konut imkânı. İlçede binaların çoğu eski, rutubetli. Kömürlük, sığınak diye geçen bodrum katlar da kiraya veriliyor. Bir diğer tercih nedeni ise ilçenin üç büyük sanayi sitesinin ortasında bulunması. Çocukların çalıştığı merdiven altı üretim de yaygın. 

Dış göçle gelen göçmen ve mülteciler, iç göçle gelenlerle işte bu yoksul havzalarda buluşuyor. En alt kattaki “sığınakları” kiralamak ya da en alttaki işlerde ekmek kapmak üzere karşı karşıya getiriliyorlar. İşçi simsarları, patronlar ve emlak borsası bu rekabetten muazzam kazanç elde ediyor.

ÇETELER İKAMETGÂH BORSASINDA

Yeni düzenlemeyle Esenyurt’a göçmen girişleri resmi olarak sınırlandırıldı. Bunu fırsat bilen şebekeler ikamet belgesi olmadan da göçmenlere kiralık ev buluyor. Aile başına elde ettikleri para ise 100 dolar. Sitelerde yerli ve yabancı şebekelerin iç içe geçtiği rant grupları oluştu.  Daha da vahimi daireleri gezen şebekeye bağlı adamlar göçmen kadınlara imam nikâhı teklif ediyor. Kabul etmeyenlerden site dışına atılanlar oluyor. Kabul edenler ise her tür istismara açık hale geliyor.

SINIFSAL UÇURUM NASIL ÇARPITILIYOR?

Esenyurt Kent Konseyi aktarıyor: "Vatandaşlık adeta pazara çıkmış! Gelen Suriyeli ve 500 bin doları varsa devlet hemen vatandaş yapıyor. Ama yoksulsan sana vatandaşlık yok! Burada bile sınıf uçurumu var. Rezidanslarda, lüks otellerde kalan zengin göçmenler göze batıyor. Bunların oranı yüzde 3 bile değil. Önyargıyı kaşıyanlar, bodrumlarda ölen yoksul mültecileri değil işte rezidanslarda yaşayanları gösteriyor."

Esenyurt’ta bodrum katlarda feci ölümler gerçekleşti. Birinde 4 çocuk yanarak can verdi. Çünkü ısınmak için elektrik sobası kullanmıştı çocuklar. Anneleri o gün işteydi. Öz bakım yapamayan çocukların evde bebek bakmak zorunda oldukları sefil bir yaşam bu. Şebekelerin ağına düşmüş baba o feci gün cezaevindeydi! Ve çocuklardan bazıları işçiydi. Göç Meclisi'ne konuşan anne şöyle demiş: "Suriye’den babamı getirsinler. Ben artık oraya dönemem, çocuklarımın mezarı burada!” Esenyurt’ta yakın zamanda yine bir yağmur baskınında o bodrum katlarda göçmenler can vermişti.

Konsey üyelerinden bir başka çarpıcı not: "Akşam mahallesinde ‘Suriyeli istemiyorum’ diye konuşan müteahhitler, atölye sahipleri gündüz ucuz göçmen işçi çalıştırıyorlar."

Bu sınıfsal uçurumu tersine çevirmek de mümkün: yerli ve göçmen emekçilerin ortak hak mücadelesini örgütlemek, kardeşliği tesis etmek. Esenyurt’ta emek örgütlerine, sendikalara, sınıftan yana aydınlara her zamankinden çok ihtiyaç olduğu gözleniyor.

Göç Meclisi, ilçede yoksulluk haritasının çıkarılmasının ve Göç İzleme Merkezi’nin kurulmasının şart olduğunu söylüyor. Ayrıca 30 Ocak’ta genel kurulunda göç, sorunlar ve çözüm önerilerine dair 11 ilçenin davetli olduğu önemli bir tartışma yapılacak. İstanbul’un bütün ilçeleri ve Anadolu’nun bütün kentleri bu tartışmaları başlatmalı. Daha geç olmadan.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR