1 kilo kıymadan Sezen Aksu’ya: Faşizmle son bir şarkı

Türkiye’de ekonomik kriz derinleşirken, faşizmin kuşatması da gözle görülür biçimde büyüyor. Sezen Aksu’nun şarkısı, Gülşen’in sahne kostümü, tarikat yurdunda intihar eden Enes Kara için tepki veren Tarkan’ın iktidar medyasında eşcinsel olarak kriminalize edilmesi... Güncel tehditleri alt alta yazınca kadınlık ve eşcinsellik iki suç olarak dikkat çekiyor.

Bu gündemde Sedef Kabaş’ın gözaltına alınmasını, alınma biçimiyle birlikte atlamamak gerek. Sezen Aksu’ya alt ve üst perdeden tehditler de önemli.

Bütün bunlar olurken insanlar sosyal medyada elektrik ve doğalgaz faturalarını paylaşıyor. Samimi olarak ilk fatura paylaşımlarını bir miktar sosyal medya abartma payını gözeterek incelemiştim; Yaşadığımız evde ortalama 90 TL olan elektrik faturası 290 TL olarak gelene kadar.

Pazar ve marketlerdeki temel gıda ürünlerinin fiyatları herkes tarafından konuşuluyor. İstanbul’daki mahalle kasabında kıymanın kilosu 110 TL, geçen ay 100 TL’ydi, ondan önceki ay 90 TL, muhtemelen sonraki ay 120 TL olacak. Bununla birlikte marketlerde ya da küçük mahalle bakkallarındaki fiyat istikrarsızlığı da çok dikkat çekici; 1 litre kolayı mahalledeki orta boy marketten 6 liraya alabilirsiniz. Aynı mahalledeki bakkalda 8.5-9 lira arası bir fiyatla da karşılaşabilirsiniz.

Bu verilerle küçük esnafın silinmek üzere olduğunu, ücretlilerin yoksullaştığını, işsizliğin ve enflasyonun artacağını öngörmek için siyaset dehası olmaya gerek yok. Tarihteki bu tip gidişatların eşliğinde yozlaşmanın, yolsuzluğun, halka sopa gösteren ceberutluğun büyüdüğü bilinir.

Bu kadar daralmanın eşliğinde ortaya mutlaka bir sınıf öfkesi ve enerji çıkacaktır. Çıkmaması mümkün değil çünkü KPSS’ye çalışanlar, mülakatları geçenleri görüyor. İş arayanlar pudra şekeri kullanıcılarını görüyor. Böyle gidişatlarda büyük kitleler hızla yoksullaşırken küçük bir grup da hızla ve sebepsiz zenginleşir.

İşte dananın kuyruğunun kopma noktası da burası, bu sınıf öfkesi ve enerji Sezen Aksu’ya, Gülşen’e ya da Tarkan’a mı yönelecek yoksa sebepsiz zenginleşen küçük azınlığa mı? Soru burada, mücadele burada.

İktidar bu noktada öfkeli kalabalığa hedefler gösterecek ve anlattığı hikayeleri tekrar edecek; Hayat pahalılığının sebebi dış güçler ve onların işbirlikçileri hain Beyaz Türkler. Bol komplo teorisi ve hukuksuzluk yağacak. Ceza kanununda suç olarak tanımlanmayan ya da anayasal hak ve özgürlük olarak tanımlanan çoğu şey 'dini ve milli hassasiyetler' eşliğinde suç ilan edilecek. Buraya kadar olan kısım aslında çok da yeni değil, hepimiz aşağı yukarı biliyoruz bu filmi. (Film metaforu nedeniyle sinema emekçilerinden peşinen özür dilerim)

Burada kritik soru iktidarın ne yapacağı değil, o kısım aşağı yukarı belli. İktidarın çizdiği çerçeve dışında kalanların ne yapacağı önemli olan. Sandık önümüze gelene kadar olaylara karışmamak mı yoksa her gün her yerde siyaset mi?

Örneğin hayat pahalılığı ve zamlar için kitlesel protestolarla yola çıkmak mı yoksa Salı günleri muhalefet liderlerinin grup konuşmalarını beklemek mi?

Sezen Aksu’nun şarkı sözleri nedeniyle tehdit edilmesine hem sokakta hem de sosyal medyada tepki göstermek mi ya da muhalefet liderlerinin tweetlerini retweet ederek bir sonraki kurbanı beklemek mi?


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR