Erdoğan, Bay Kemal’i sevmemekte çok haklı

Kılıçdaroğlu, cumhuriyetinin kurucularının Kurtuluş Savaşı’nı yürüten Meclis’te yapabildiğini ancak savaştan sonra da bir daha bir araya gelemeyen üç ana akımı, ne yaptı etti, bir masanın etrafında toplamayı başardı.

Recep Tayyip Erdoğan’ın neden “Bay Kemal” ile yatıp, “Bay Kemal” ile kalktığını merak edenler için en açıklayıcı yanıt, bir tek kare fotoğraftan ibaretmiş, bunu cumartesi akşamı anladık.

Fotoğraf, Çankaya Belediyesi’nin sosyal tesislerinde bir küçük salonda çekildi.

Saray şatafatından uzak, Anadolu’nun her kentinde benzerine kolayca rastlanabilecek kadar mütevazı bir yuvarlak masanın etrafında altı siyasi partinin, altı genel başkanı!

Yazarken son derece kolay görünüyor, sanırım okurken de öyle: Altı siyasi partinin, genel başkanları bir akşam yemeğinde bir araya gelmişler!

Bu son derece kolay görünen şey, aslına bakarsanız bugünkü Türkiye’de gerçekleşmesi siyaseten en zor şeydi.

Bir masanın etrafına toplanmış altı genel başkan, Türkiye’de siyasetin üç ana akımını temsil ediyor.

Bildiğimiz normal Türkiye’de bu üç akımın, ikişerli gruplar halinde bir arada olduğunu çok gördük.

Milliyetçiler ile Kemalistler, muhafazakâr İslamcılar ile milliyetçiler, muhafazakâr İslamcılar ile Kemalistler.

Farklı koalisyonlar altında bu ana akımlar ikişer ikişer bir arada olabildiler, siyaset yapabildiler, hükûmet kurabildiler.

Ancak üçünün bir araya gelmesine ilk kez tanık oluyoruz ve kuşkusuz ki bu masanın mimarı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan başkası değil.

Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Bay Kemal” ile olan sorununun psikolojik kökenlerini burada bulabilirsiniz.

Kılıçdaroğlu, cumhuriyetinin kurucularının Kurtuluş Savaşı’nı yürüten Meclis’te yapabildiğini ancak savaştan sonra da bir daha bir araya gelemeyen üç ana akımı, ne yaptı etti, bir masanın etrafında toplamayı başardı.

Kuşkusuz ki bu harcın çimentosunu oluşturan faktörlerden en önemlisi Recep Tayyip Erdoğan.

Onun tek adamlık hevesleri olmasaydı, Temel Karamollaoğlu, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nu böyle bir masanın etrafına toplayabilmek mümkün olamazdı.

Aynı şekilde Devlet Bahçeli’nin “partimi kaptıracağıma, kolumu Erdoğan’a kaptırırım” politikası olmasaydı, Meral Akşener de kolayca o masada oturuyor olmazdı.

Bunu başaran Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüttüğü ince diplomasiyi de içeren politikasıdır, bu köşede Kılıçdaroğlu’nu sıkça eleştiren bir gazeteci olarak önce yiğidin hakkını teslim edeyim.

Ve şunu söylemeliyim ki bu tablo, Türkiye’nin Erdoğan rejimi tarafından bile isteye sürüklendiği bölünmüşlüğünü günün birinde sona erdirme ümidini de bizlere veriyor.

Bu ilk toplantının, “güçlendirilmiş parlamenter sistem” adı verilen kapsamlı bir Anayasa değişikliğini hedeflemek için gerçekleşmiş olması ayrıca önemli.

Birbirinden tamamen farklı sosyal tabanlara dayanan bu üç ana siyasi akımın, böyle temel bir konuda uzlaşabilmesi, Anayasa değişikliğine göre daha tali görünen sorunlarımızın çözümünde de uzlaşabilme ümidini taşımamızı sağlıyor.

Daha önce de yazmıştım: Türkiye’nin temel sorunu güçler ayrılığı sorunudur.

Bunu parlamenter sistem içinde de yapabilirsiniz, başkanlık sistemi içinde de.

Ancak Türkiye’nin yüz yıldan fazla süren parlamenter sistem deneyimini yok saymamak da gerek.

Onun için bu altı partinin parlamenter sistem için ortak irade beyan etmesi önemli.

Önemli ancak iş burada bitmiyor!

Bunun için önce TBMM’de bu değişikliği yapabilecek çoğunluğa sahip olmak gerekiyor.

Bugünkü tabloda bunun önümüzdeki seçimde mümkün olabilme ihtimali de neredeyse hiç yok.

Daha önce yazdığım gibi bu ittifakın hayal dünyasından, Türkiye’nin gerçeklerine dönmesi gerekiyor.

Önümüzdeki seçimde bu ittifak kendi Cumhurbaşkanı adayını seçtirebilir ve ona rahat bir icraat olanağı sağlamak için TBMM’de kritik de olsa bir çoğunluk sağlayabilir.

Hesaplanması ve bugünden planlanması gereken, böyle bir tabloda 5 yıl kavgasız dövüşsüz bir icraat ile halkın temel sorunlarının nasıl çözülebileceğini düşünmektir.

Önümüzdeki günlerde bu konuda sohbete devam edeceğiz.

Bugün için böyle bir toplumsal uzlaşmanın ilk adımının tadını çıkarın derim.

***

Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, büyük alicenaplık gösterdi.

“Elektrik ve doğalgaz konusunda vatandaşımızı rahatlatacak indirimleri sürdüreceğiz”dedi.

Çok ilginç bir durum.

“Elektrik ve doğalgaz konusunda vatandaşı rahatsız eden bindirimleri” kimin yaptığını düşünüyor acaba?

Bir ihtimal bir gece Bay Kemal Saray’a sızdı ve Recep Tayyip Erdoğan maskesi takarak emirler verip, zamları yaptırdı.

Şimdi Erdoğan da Cumhurbaşkanı yetkilerini kullanıp, fiyatları indirecek ki vatandaş rahatlasın!

Erdoğan’ın bu sözleriyle Galatasaray Teknik Direktörü Torrent’in “gol atamadığımız için maçı kazanamadık” sözleri gazetelerde aynı gün yayımlandı.

Hangisine daha çok gülmeliyiz bilemedim.

Erdoğan’ın gıda maddelerindeki KDV indirimi ve yukarıya aktardığım sözlerinde şöyle bir hava da var: Bir tarafta Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi mülkü zannettiği devlet, diğer tarafta da hep bir şeyler isteyen, bunun için yaygara koparan bir halk.

Ve o da o kadar yüce gönüllü ki kesesinden çıkarıp, bizlere yardım edecek, fiyatı indirecek.

Türkiye’de elektrik üreten bütün büyük tesisler, halktan toplanan vergiler ile kuruldu.

Birçok yerde tabiatı mahveden HES’ler ve rüzgâr, güneş enerjisi santrallerini çıkarın, büyük barajların, termal santrallerin hepsini biz kurduk.

Buralarda üretilen elektriğin bütün ülkeye dağıtılmasını sağlayan elektrik nakil hatlarını da yine vergilerimizle biz kurduk.

Bize ait olanı, yandaş zenginlere satıp, alınan parayla saraylar yaptıran, özel uçaklar alan, parayı verimsiz beton yığınlarına gömen ise kendisi.

Ve şimdi yüce gönüllülük gösteriyor. İndirimleri sürdürecekmiş!

İndirimi bırak, bindirimden önceki haline dönelim yeter.

BU YAZI T24'TEN ALINMIŞTIR

 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR