'Romanlar pandemi döneminde yoksulluk ve borç sarmalına itildi'

Fotoğraf: Özlem TEMENA

TÜKENMEZ HABER - Sıfır Ayrımcılık Derneği ve Roman Diyalog Ağı’nın birlikte hazırladığı 'COVID-19’un Türkiye’deki Roman Toplulukları Üzerindeki Sosyoekonomik Etki Araştırması'nın sonuçları bugün Postane İstanbul'da düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.

Ağustos-Aralık 2021 tarihleri arasında, Artvin, İzmir, Edirne, Gaziantep ve Şanlıurfa’da gerçekleştirilen görüşmelerinde yer aldığı çalışmanın yürütücülüğünü Boğaziçili akademisyen Prof. Dr. Fikret Adaman ve araştırma ekibi Baran Alp Uncu, Gökçe Yeniev, İsa Ali Demir üstlendi.

Araştırmada 130’u yetişkin ve 48’i çocuk olmak üzere toplamda 178 Romanla görüşüldü. 5 şehirde yapılan görüşmelerde pandemi döneminde Romanların maruz kaldığı sosyal ve ekonomik sorunların yayında; yerel ve merkezi yönetimler için çözüm önerileri de sıralandı.

Pandemi koşullarında ilan edilen önlemler nedeniyle Romanların daha fazla iş ve gelir kaybına uğradığının altını çizen Fikret Adaman, “Romanların çoğu kayıt dışı ya da sigortasız alanlarda istihdam edildiğinden devletin sağladığı ‘kısa çalışma ödeneği ya da destek’ gibi yardımlardan faydalanamadı” bilgisini paylaştı.

‘SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI DÖNEMLERİNDE ROMANLARIN ÇOĞU GELİR KAYBINA UĞRADI’

‘Sokağa çıkma yasakları nedeniyle çok sayıda Romanın mesleklerini yapamadığını’ vurgulayan Fikret Adaman şöyle devam etti;

“Örneğin salgının en sert zamanlarında çok sayıda Roman işini yapamamış, kayıt dışı çalıştığı için de yardımlardan faydalanamamıştır. Romanların birçoğu atık ve hurda toplayıcılığı, çiçekçilik ya da müzikle uğraşıyor. Ancak sokağa çıkma yasakları döneminde hurda toplamaya ya da çiçek satmaya çıkamadılar. Mekanlar kapalı olduğu dönemde müzisyenler de evde oturmak zorunda kaldı”

‘BİR MÜZİSYEN EVE ELİ KOLU DOLU GELİRDİ ŞİMDİ HİÇBİR ŞEY GETİREMİYOR’

Yine raporda yer alan bilgiye göre; sokaklarda düğün ve kutlamaların da yasaklanması Romanların işsiz kalmasına neden oldu.

Rapora göre İzmir’de yaşayan bir Roman yaşadıklarını şöyle anlattı;

“Eşim müzisyen; 1,5 sene pandemiden dolayı hiç çalışamadı. Bazen sokaklarda çaldı, grup olarak ara ara, insanlar balkondan para attı onlara. (…) Bu pandemi döneminde, ben kredi çektim, pandemi kredisinin yanında başka kredi de çektim. Sürekli açılma bekledik o dönem, açılma olmadıkça doğru düzgün gelir elde edemedik. Pandemi döneminde restoranlar kapatılınca bütün müzisyenler açıkta kaldı; daha önce herkesi eğlendiren müzisyenler şu an kendine bakamıyor. Bir müzisyen eve gelirken eli kolu dolu gelirdi; şimdi hiçbir şey getiremiyor.” (İzmir, 30’lu yaşlarda kadın)

Öte yandan raporda görüşlerine yer verilen Romanlar, yasakların kültürel olarak değişim yarattığına da vurgu yapıyor;

 “Artık düğünlerde tefli mevlit okunuyor; davul ve zurnanın günah olduğu inancı yaygınlaşmış.”

‘ROMANLAR YARDIMLARA BAŞVURU SÜREÇLERİNDE DE SIKINTI YAŞADI’

Fikret Adaman, internet okur yazarlığının eksik olmasının Romanların yardıma başvuru süreçlerini etkilediğini de belirtti.

Adaman şöyle devam etti;

“Romanlar ‘başvuru esnasında formları doldurmakta zorluk yaşadıkları için yardımlardan yeterli biçimde faydalanamadılar. Yine ‘yoksulluğun tespiti sırasında’ yapılan görüşmelerde dışlanmaya maruz kaldıkları için yardımlara erişemediler”

‘BİZ BİZE YETERİZ TÜRKİYEM’ KAMPANYASINDA FAYDALANAMADILAR’

'COVID-19’un Türkiye’deki Roman Toplulukları Üzerindeki Sosyoekonomik Etki Araştırması'nda ise yardımlara ilişkin şu bilgiler yer aldı;

“Biz Bize Yeteriz Türkiye’m” Kampanyası kapsamında verilen yardımlara genelde ulaşılmadığı bilgisi aktarılmıştır. Bu durumun önemli bir kısmının başvuru esnasında karşılaşılan zorluklardan ve değerlendirmeler sonucunda “ihtiyaç sahibi” olarak nitelendirilmemiş olmalarından kaynaklandığı bilgisi verilmiştir. Yapılan sosyal yardımlar için yoksulluğun tespiti sırasında bir kere daha sosyal dışlanmaya maruz kalındığı anlatılırken, evde buzdolabı, LCD ekran televizyon sahibi olmanın ya da hurda toplama işi için kullanılan döküntü bir aracın sosyal yardımlara ulaşma sırasında bir engel teşkil ettiği söylenmiştir.”

Artvin’de yaşayan bir Roman vatandaşı da yardımlar hakkında şu yorumda bulunuyor;

“Başvurdu ama olmadı. Ne eşine çıktı, ne etraftakilere. (…) Sormadılar insanlara. Mesela bu vatandaş çalışıyor mu? Evli mi? Çoluk çocuğu var mı? Aile geçindiriyor. Böyle bir şey sorulmadı. Sıradan işine gelene verdiler. İşine gelmeyene şu bu gerekçe. Şeffaf değil yani. Yok yok yok. (…) Hiçbir şeyden faydalanamadı. (…) Gerçekten mağdur insanlara verseler ya; çok güzel olur ama vermiyor ki adamlar. Çıkıyor kafasına göre dağıtıyor yani. Bir de siyaseti buraya soktular mı? Bu iş olmuyor yani. İhtiyacı varsa buna vereceksin. Bu budur şu şudur soramazsın. (…) Yanlış. Nasıl bir yöntem izlediklerini yardımlarını dağıtırken bilmiyoruz; yanlış yöntemler bunlar. Haksız. Yönetiyorsun ama haksızca.

‘ROMAN AİLELER BORÇ SARMALINDA’

Fikret Adaman, aynı zamanda Romanların yaşadığı borç sarmalına da vurgu yaptı. ‘Yardımların yeterli olmaması ve işsizlik nedeniyle Romanların borç sarmalına girdiğini’ vurgulayan Fikret Adaman, “Çok sayıda aile borç sarmalına girdi. Aileler borcu borçla kapatma yolunu tercih ediyor. Kimi zaman üçüncü krediyle borç kapatmaya çalışan aileler var.” diye konuştu.

‘DÜŞÜK GELİRLİ AİLELER AĞİTİM MASRAFLARINI KARŞILAYAMIYOR’

Pandemide Roman aileler, gençler ve çocukları en çok ayrımcılığa uğramasına neden olan alanlardan birisi de eğitim oldu; "Araştırma sürecinde görüşülen hanelerin hemen hepsinde okula devamsızlık yapıldığı tespit edilmiş. Roman çocukları, yasaklar döneminde geçilen uzaktan eğitime erişecek imkanlardan mahrum kalmaları nedeniyle, yaşıtlarından geri kaldıkları da ortaya çıkmıştır."

Ailelerin gelirinin düşük olmasının eğitimin önündeki en büyük engellerden olduğunun altını çizen 'Fikret Adaman, “Ailelerin çocukların eğitim araç gereklerini karşılayamaması, çocuklarını yemek, servis gibi konularda destekleyememesi eğitimin önündeki engeller olmuştur” dedi.

‘DERSLERE ÇOK ARA VERDİĞİMİZ İÇİN KONULARI UNUTTUK’

Yine araştırmada görüşülen Roman çocuklar eğitime yaşadıkları fırsat eşitsizliğini şöyle anlatıyor;

“Pandemi olmasaydı daha iyi olabilecekti sonuçta. Okula gidebilecektik. Arkadaşlarımızı görebilecektik. Arkadaşlarımızla oyun oynayabilecektik. Ama pandemi olduğu için online ders ile yapıyoruz. Ama derslerde çok ara verildiği için unuttuk konuları biraz. Bundan dolayı da kafam, kafamıza iyi şeyler girmedi. (...) Bu arada, benim kardeşim de birinci sınıfa başlayacak. Evde de bir tane telefon var. Ne yapacağımızı da bilmiyoruz.” (Artvin, Liseye giden kız çocuğu)

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ NEDİR?

Fikret Adaman, olası yeni bir kriz karşısında atılacak adımlar için hem merkezi yönetimi hem de yerel yönetimleri işaret etti.

Adaman’a göre, “Güvencesiz ve kayıt dışı çalışmanın önlenmesi, vatandaşlık geliri uygulamasının başlatılması, hanelerde gider düşürücü önlemlerin alınması, çocukların eğitime erişme olanaklarının güçlendirilmesiyle yoksulluk zincirinin kırılması, mahallelerde öğrenci etüt merkezlerinin kurulması, kadın ve çocuk sağlığına ilişkin bilgilendirici çalışmaların yapılması, STK ve yerel yönetimlerle katılımcı demokrasinin sağlanmasıyla sorunların önüne geçilebilir”

ARAŞTIRMADA YER ALAN DETAYLI ÖNERİLER

'COVID-19’un Türkiye’deki Roman Toplulukları Üzerindeki Sosyoekonomik Etki Araştırması'nın detaylı biçimde sıraladığı çözüm önerileri ise şöyle;

Kayıtlı çalışmaya geçiş: İşsizlik sorunuyla ilintili olarak bahsedilmiş olan yapısal sorunlardan biri, kayıt dışı kesimin varlığıdır. Bu konu, kendi içinde de çocuk emeğinin yüksek oranda kullanımı, çalışma koşullarının sağlıksız ve güvensiz olması, ücretlerin düşük belirlenmesi, kısa dönemli güvencenin uzun dönemli güvenceye tercih edilmesi gibi sorunları barındırdığından itinayla ele alınmalıdır. Kayıt dışı çalışma ile mücadele kapsamında şu an uygulanmakta olan (polisiye olmaktan öteye gidemeyen) yöntemler yerine, gerek hukuksal düzenlemeler gerek makro düzeyde planlamalar ile sorunun kaynağına (işsizlik, eğitim olanaklarındaki engeller, vb. gibi) ilişkin çözümlerin üretilmesi gerekmektedir. 

Eğitim ve sağlıkta hak-temelli yaklaşımın gerçek anlamda uygulanması: Kayıt dışı istihdamda yer alan kişilerin çocuklarının iyi bir eğitim sonunda yüksek bir beşerî sermayeye ulaşmalarının ve yoksulluk zincirini kırmalarının önünde engeller bulunmaktadır. Dolayısıyla, buradaki sarmalı görmek ve bunu düzeltecek mekanizmalar tasarlamak gerekmektedir. Yoksulluk sarmalının kırılması için, formal istihdam koşullarını sağlamanın yanı sıra, kamunun sosyal devlet sorumluluğuyla hareket etmesi ve önceliklerini buna göre belirlemesi gerekmektedir. Bu bağlamda, eğitim ve sağlık hizmetlerinin bir “hak” düzeyinde değerlendirilip bu konudaki temel ihtiyaçların insanları bürokratik cenderelere (ve dolayısıyla tanıdık bulma telaşına) sokmadan, kaliteli hizmet verilerek, adil ve eşitlikçi bir şekilde (bölgesel farklar da dikkate alınarak) çözülmesi gerekmektedir. Bu konuda ileriye yönelik nitel ve nicel hedeflerin (örneğin doktor başına düşen hasta sayısının, okullaşma oranlarının belirlenmesi gibi) konması söz konusu gerekliliklerin hayata geçirilmesinde yardımcı olacaktır.

Vatandaşlık geliri: Yardımların ihtiyaç saptaması yapılarak sunulması beraberinde bürokratik aksaklıklar ve sosyal dışlanmanın yeniden beslenmesi gibi ciddi sıkıntılar ortaya çıkarmaktadır. Bu tür yardımlar yerine “vatandaşlık geliri”ne (basic income) geçilmesi ile yaşanmakta olan bir dizi sorun tanım gereği ortadan kalkacaktır. Parçalı halde olan mevcut yardımların yerini, tüm toplumda yaşayanları, çalışma durumuna bakmaksızın, yoksulluk sınırı üzerinde tutacak düzenli bir meblağ ödenmesi alternatifiyle değiştirmek projesi üzerine düşünülmesinde yarar bulunmaktadır. Kuşkusuz, bu uygulama, içinde bulunulan bağlamın koşul ve dinamiklerine göre farklılık gösterebilir. Bununla birlikte, hakkaniyetin sağlanabilmesi için Romanlarda olduğu gibi toplulukların geçmişten gelen eşitsiz koşul ve konumların da hesaba katılması da önemli bir husustur. Romanların da hem genel olarak hem de pandemi ve benzeri kriz anlarında ekonomik durumlarına olumlu katkı yapacak vatandaşlık gelirinin oluşturulması ve uygulamaya konulabilmesi için ulusal, bölgesel ve yerel düzeydeki farklı kurum, kuruluş ve aktörlerin bir araya gelerek yöntem ve içeriğe dair kapsamlı bir çalışma yapması gerekli bir ilk adım olacaktır. 

Gider düşürücü önlemler: Yukarıda açıklanan gelir artırıcı eylem ve politikaların yanı sıra özellikle pandemi ve diğer kriz anlarında Romanların geçimini sağlayabilmeleri için giderlerini düşürmeyi sağlayacak uygulamalar da önemlidir. Pandemi boyunca Romanların temel ihtiyaçlarını karşılamak için borçlanma, veresiye alışveriş gibi yöntemlere başvurduğunu görmüştük. Ancak, kişisel ilişkiler üzerinden yürütülen bu bireysel çabalar anlık, genele yayılmayan ve düzensiz bir biçimde ilerlerken, ihtiyaç karşılama amacını da yerine getirememektedir. İçine düştükleri borçlanma durumundan zaman zaman yerine getirilen ama herhangi bir kritere bağlı olmayan, kurumsallaşmamış, sağlayanın bireysel tercih ve inisiyatifine bağlı yardımseverlik eylemleri yoluyla kurtulmaları mümkün gözükmemektedir. Dahası bu tür ilişkiler kişisel ağlara (network) bağlı olduğu için herkesin erişimine açık değildir; veresiye, borçlanma gibi yöntemleri kullanabilenler de yeni bir tür bağımlılık ilişkisinin içerisine girmektedir. Gelir artırıcı politikaların yanı sıra, temel ihtiyaçların karşılanabilmesi için bu kalemlerdeki giderlerin düşürülmesi ve bunun kurumsal, belirli kriter ve yöntemlere bağlı ve herkesin erişimine açık biçimde tasarlanması gerekmektedir. Burada pandemi sırasında hayata geçirilen Askıda Fatura uygulaması iyi bir örnek teşkil eder. Bu ve/veya benzeri uygulamaların hayata geçirilmesi durumunda Romanlara özgü koşul, ihtiyaç ve taleplerin dikkate alınması gerektiği de unutulmamalıdır. Belirli kural ve kriterler çerçevesinde işleyen bu tip uygulamalar sayesinde giderlerin bir kısmının karşılanması, Romanların durumunun iyileşmesine yönelik daha düzenli ve sürekli katkı sağlayabilir. Aynı zamanda, Romanlara yönelik yardımseverlik ilişkileri de anonim biçimde işleyerek bağımlılık ilişkileri üretmeyecek, rencide edici olmaktan çıkacaktır. 

Mahallelerde öğrenci etüt merkezleri: Eğitim alanında, gençlere/çocuklara yönelik okuma/çalışma odalarının açılması ve bu sayede sosyal ve kültürel etkinliklere ağırlık verilmesi büyük bir önem taşımaktadır. Pandemi döneminde sıkça karşılaşılan bir sorun olan uzaktan eğitime erişimin önündeki engeller, düşük gelirli kesimlerin yaşadığı mahallelerde, içinde internet bağlantısı olan, tablet ve bilgisayarların bulunduğu etüt alanları kurulması ile aşılabilir. Bu fiziksel imkânların yanı sıra, etüt merkezlerinde sağlanacak rehberlik, ders takviyesi gibi hizmetler sayesinde Roman çocukların eğitim sırasında karşılaştıkları zorlukların üstesinden gelmelerine katkı sağlayarak okula devam edebilmelerinin imkânını artıracaktır. 

Yetişkin eğitimi: Örgün eğitimin yanında yetişkin eğitiminin de sağlanması önemli bir adımdır. Yetişkinlere yönelik eğitim farklı alanlarda ele alınabilir. Örneğin ebeveynlerin çocukları ile iletişimi konusunda eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin yanı sıra (özellikle kadınlar başta olmak üzere) yetişkinlere okuma-yazma, dijital okur-yazarlık, finansal okur-yazarlık gibi temel konularda eğitim verilmesi hem iş hem de sosyal hayatta kapasitelerini artırmaya yönelik önemli katkılar olacaktır. Bunların yanı sıra, yine kadın sağlığı, çocuk sağlığı gibi temel sağlık bilgilerinin verilmesi genelde olduğu kadar kriz anlarında da Romanların daha donanımlı olmalarını sağlayacaktır.

Mahalle topluluk merkezleri: Öğrenci etüt merkezlerinin yanı sıra—ya da öğrenci etüt merkezlerini içerecek bir biçimde—mahallelerde çok amaçlı topluluk merkezlerinin açılması, Romanlara sosyal, kültürel, psikolojik ve ekonomik olarak katkı sunacaktır. Hukuk, sağlık, eğitim, psikoloji gibi birçok alanda rehberlik, eğitim ve danışmanlık program ve hizmetlerinin verilmesi, meslek eğitim programlarının sunulması, kültürel ve sosyal faaliyetlerin yürütülmesi gibi farklı uygulamaların yer alması, Romanların sosyal ve beşerî kapasitelerini ve çeşitli konularda bilgi birikimlerini artırmalarına katkı sağlayacaktır. Somut proje ve meseleler etrafında sürekli bir etkileşimi sağlayacak bu mekânlar, Romanlar arasında bilgi paylaşımı ve deneyim aktarımına da imkân tanırken aynı zamanda karşılıklılık ve dayanışma ilişkilerini de güçlendirecektir. Bu topluluk merkezlerinin yoksulluğun mekânsal tanımı üzerinden tasarlanması durumunda, ihtiyaç hâlindeki diğer dezavantajlı gruplarla bir araya gelmelerine ve yoksulluk durumunda ortaklaşan farklı grupların birbirini tanımasına, meseleleri beraber düşünmesine, fikir ve deneyim alışverişinde bulunmalarına ve dayanışma bağları geliştirmelerine zemin sağlayacaktır. Bu da özellikle pandemi ve diğer kriz anlarında artan düzeyde gereksinim duyulan dayanışma pratik ve ilişkilerine temel oluşturacaktır.

Eğitim teşvik mekanizmaları: Okullarda devamlılığı teşvik eden mekanizmaların (örneğin okullarda kahvaltı ve/veya öğle yemeği verilmesi) tesisi; kamu okullarının gerçekten ücretsiz olması için gereken önlemlerin alınması sayesinde eğitim için ailelerin harcadıkları kalemin ortadan kaldırılması düşünülmelidir.

Krizlere yönelik direncin arttırılması: Sürmekte olmakta olan pandeminin yanı sıra iklim değişikliği, deprem gibi birçok başka risk ile karşı karşıya olduğumuz aşikardır. Bunların arasında iklim krizinin halen sürmekte olduğu, ani ve yavaş gelişen etkilerine hâlihazırda maruz kalındığı, pandemi ile birleşerek eşzamanlı krizlerin içerisinden geçmemize neden olduğu unutulmamalıdır. İklim krizi nedeniyle sayısı, şiddeti ve kapsamı giderek artan aşırı sıcaklar/sıcak hava dalgaları, aşırı hava olayları, kontrolsüz yangınlar, sel ve su taşkınları, kuraklık, gıda ve su krizi başta dezavantajlı grupları tehdit etmektedir. Barınma, ısınma, temiz ve sağlıklı suya erişim gibi birçok konuda sorunlar yaşayan Romanlar da diğer uyum kapasitesi sınırlı dezavantajlı gruplar gibi iklim krizinden en çok hasar görecek grupların başında gelmektedir. Bu nedenle Romanların iklim krizinin hem pandemi sırasında hem de gelecekteki yıkıcı etkilerinden korunmalarını sağlamak kritik öneme sahiptir. Bunun dışında Türkiye’nin büyük bir bölümü deprem kuşağındadır; deprem de yine olumsuz barınma şartlarına sahip, altyapının zayıf olduğu yerlerde yaşayan ve afetlerle bağlantılı olarak ortaya çıkan sosyal ve ekonomik sorunlardan kaçamayan tüm dezavantajlı gruplar gibi Romanları da tehdit etmektedir. Bu nedenle Romanların iklim krizi, deprem gibi riskler ve sürmekte olan felaketler karşısında kırılganlık analizlerinin yapılması, toplanan kapsamlı verilere dayanarak İklim Eylem Planları ve Deprem Eylem Planlarının içerisinde Romanlara yönelik eylemlerin konulması gerekmektedir. Burada Romanları ilgilendiren bir başka riskten de bahsetmek mümkündür. İklim değişikliği, deprem gibi krizler karşısında alınan önlemler/atılan uyum adımları dezavantajlı grupların aleyhine işleyebilmektedir. Örnek olarak, kentlerde yeşil altyapı uygulamaları ya da kentsel dönüşüm projeleri başta yoksullar olmak üzere birçok dezavantajlı grubun yerinden edilmesine yol açmıştır. Deprem riskine karşı önlem olarak sunulan kentsel dönüşüm projeleri uygulandığı hâliyle Romanların yerinden edilmeleri ile sonuçlanabilmektedir. Bu nedenle, iklim uyum eylemleri ve deprem riski ile ilgili projelerde Romanların durumunun göz önüne sağlayacak biçimde katılımın sağlanması, bu çalışmaların yereldeki ve ulusal düzeydeki hazırlık süreçlerinde yer alınması, eylem ve politikaların Romanların dezavantajlı durumunun giderecek biçimde tasarlanması ve uygulanması kritik öneme sahiptir.

STK’lar ve yerel yönetimlerle iş birliği: Romanlık üzerinden deneyimlenen ayrımcılıkla mücadelede son yıllarda duraklama yaşanmaktadır. Her alanda Roman ya da başka bir kimlik üzerinden sürdürülmekte olan dışlayıcı tavırla merkezi ve yerel yönetimlerin mücadeleye hız vermesi ve bu bağlamda STK’lar ile iş birliği ihdas etmesi gereklidir. Aynı zamanda, yerel yönetimlerin stratejik planlarında ayrı bir başlık altında Romanların yaşam, eğitim, ekonomik ve sağlık koşullarının iyileştirilmesine yönelik hedeflere ve eylemlere hedef vermeleri önemlidir. Bununla birlikte, yerel yönetimlerin afet yönetimi ve sosyal yardım başlıkları altında yer verdikleri hedef ve eylemlerinde—diğer dezavantajlı gruplar için olduğu gibi—Romanların koşul ve ihtiyaçları dikkate alınmalıdır. Bunların sağlanabilmesinde STK’ların rol alması, Roman haklarının savunuculuğunu yapan STK’ların diğerleriyle ortaklaşa hareket etmesi sürece katkı sağlayacaktır. Böylelikle, STK-yerel yönetimler arasında yerelde örgütlenen iş birlikleri ve dayanışmalar bölgesel ve ulusal düzeyde oluşturulması gereken politikalar için tabandan yukarı doğru giden itici bir güç olacaktır. 

Yerelde katılımcılık mekanizmaları: Genel olarak siyasi karar alma mekanizmalarına katılımın sağlanması dezavantajlı grupların kırılganlıklarının giderilmesinde önemli bir yer tutar. Saha araştırmasında elde edilen bulgulardan bir tanesi Romanların farklı ölçeklerdeki mevcut siyasi süreç ve yapıların içerisinde temsiliyetlerinin yetersiz ve kısıtlı olduğunu düşünüyor olmalarıdır. Saha çalışması sırasında birçok mahallede “kimsenin kendilerini dinlemediğine”, “ancak seçim zamanları birilerinin mahalleye uğramakta olduğuna” dair şikayetlere sık sık rastlanmıştır. Romanların katılımcılık prensibi temel alınarak siyasi karar alma süreçlerine dahil edilmesi, genel itibarıyla yaşam koşullarının iyileştirilmesi, karşı karşıya oldukları sosyal ve ekonomik adaletsizliklerin giderilmesi için olduğu kadar pandemi ve benzeri kriz anlarında daha az etkilenmeleri için de kritik öneme sahiptir. Böylelikle hem genel olarak hem de kriz anlarında sürmekte olan ve yeni ortaya çıkan talep, ihtiyaç ve şartlarını doğrudan ve sürekli olarak ifade edebileceklerdir. Romanların, sorunların çözümüne yönelik eylem ve politikaların oluşumuna ortak olmaları çözümleri daha etkin kılacak; beraber oluşturulan politika ve uygulamaların Romanlar tarafından daha çok sahiplenlenmesine yol açacaktır. Roman derneklerinin yerel yönetimler ve merkezi hükümet ile farklı projeler kapsamında girdikleri iş birlikleri bulunsa da, bu iş birliklerinin sayısının artırılması, kapsamının genişletilmesi ve sürekliliğinin sağlanması siyasi adaletin sağlanması bakımından kuşkusuz gereklidir. Ancak, bunun da ötesinde mevcut krizin etkilerinin giderilmesi ve yeni krizlere karşı önlemlerin alınabilmesi için katılım prensibinin tabana yayılması ve kalıcı hâle getirilmesi kritik öneme sahiptir. Bu da yerel düzeyde kullanılabilecek mekanizmalarla mümkün olabilir. Yerel ölçekteki bu mekanizmalardan bir tanesi olarak Kent Konseyleri düşünülebilir. Belediyeler ile eşgüdümlü olarak çalışan Kent Konseylerinin bünyesinde oluşturulacak Romanların doğrudan katılımının sağlandığı Roman Çalışma Grupları, yerel yönetimlerle ilişki ve iş birliklerinin kurumsal bir işleyiş içerisinde kalıcı olmasına katkı sağlayacaktır. Mahalle Meclisleri uygulamasının Romanların yoğunluklu olarak yaşamakta olduğu yerlerde hayata geçirilmesi, benzer bir şekilde, yerelde siyasete katılma sürecinin önemli bir unsuru olacaktır. 

 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR