Ziyafet ve sefalet

Hepiniz bir şekilde rastlamışsınızdır. Semt pazarında, caddenin köşesinde ya da sosyal medya hesabınızda... SMA hastası bebeklerin tedavisi için para toplamaya çalışan insanlar...

Evet, ufacık bebekler tedavi edilebilir bir hastalığın pençesinde, tedavileri için büyük paralar gerekiyor, aileleri çaresiz; yakınları, sevenleri, canı acıyanlar kampanyalar başlatıyor, paraları denkleştirmeye çalışıyorlar...

Kapitalizm böyle bir şey. İlaç şirketleri büyük ar-ge bütçelerini bahane edip inanılmaz ilaç fiyatlarını meşrulaştırmaya çalışıyor. Kâr için insan hayatını kullanıyorlar.

Pek çok şayia var. Tedavisi bulunan ama büyük ilaç gelirleri için gizlenen hastalıklar, özellikle de kanser çeşitleri ile ilgili türlü söylentiler...

Bu bir vaka.

Peki, ülkemizde bunca bebek, ufacık çocuk tedavi edilebilir hastalıklarla pençeleşirken devlet ne iş yapıyor?

Ziyafet düzenliyor!

Bütçesi milyarlar emen Saray'da milyonların akıtıldığı ziyafetler düzenleniyor ama bebeklerimizin, çocuklarımızın tedavisine pay ayrılmıyor. Gerçekliğimiz bu kadar yalındır.

Tabii sadece bu kadar değil.

Türkiye'nin iktisadi durumu o kadar berbat bir hale geldi ki sağlık alanında tam bir yıkıma doğru ilerliyoruz.

Pek çok ilaç ya devlet tarafından karşılanmıyor ya da karşılanması için özel rapor isteniyor.

Devlet ve üniversite hastanelerine sağlık gereçleri satan firmalar ödemelerini alamadıkları için artık bu gereçlerin arzında sıkıntı yaşanıyor.

"Sıkıntı yaşanıyor" lafının biraz kibarca edilmiş olduğunu belirteyim.

Medikal firmalarının neredeyse dörtte üçünün kapandığı söyleniyor.

Devletten alacaklarını, elbette kur farkı ödenmeksizin, 8 ay kadar sonra, o da bir kısmıyla alabilen firmaların yaşaması mümkün değil.

Bu durumda ne oluyor?

Sağlıkta kalite dibe vuruyor.

Parası olmayan vatandaş, diyelim diz ya da kalça protezi için aylar sonraya gün alabiliyor ve eklemlerine kalitesiz malzeme monte edilsin diye, çoğunlukla deneyimsiz hekimlere teslim oluyor.

Kaliteli protez istiyorsanız 30 bin lira kadar 'fark' ödemek zorundasınız.

Bu 'fark' bir emeklinin bir yıllık maaşına denk geliyor.

İlaçlarda da 'iskonto' dönemi bitti. Döviz kurundaki artış nedeniyle ithal ilaçlarda SGK'lı hastalara uygulanan iskonto ilaç firmaları tarafından geri çekildi. Farkı hastalar ödemeye başladı.

Bu esnada müteahhitlere taahhüt edilen garanti ödemeler hiç aksatılmadan, hepimizin cebinden ödenmeye devam ediyor.

"Şehir hastaneleri yaptık" diye övünüyorlar ya, bu sene, eğer yeni 'fark' ödemeleri falan çıkarmazlarsa, 'şehir hastaneleri'ne bu yıl yapılacak ödeme 21,5 milyar lira olacak!

Bu paranın yaklaşık 7,5 milyar lirası 'hizmet alım bedeli', 14 milyar lirası da 'kullanım bedeli' olarak hastaneleri inşa eden müteahhitlere tıkır tıkır ödenecek. Biz ödeyeceğiz.

Yani vatandaşın vergileri karşılığında alması gereken hizmetlerden söz edemiyoruz artık.

Sırtımızdaki vergi yükü büyüyor ama o vergiler bize hizmet olarak dönmek yerine buharlaşıyor, pek çok 'kamu hizmeti'ne para ödemek zorunda kalıyoruz ve garanti ödemeler biçiminde sırtımıza yeni yükler bindiriliyor.

Şuurdan yoksun olarak belirlenen garanti köprü geçiş sayıları, havalimanı yolcu sayıları da var tabii.

Geçilmeyen köprü ve otoyollar, gidilmeyen havalimanları için verilen garantileri konuyla ilgisi olmayan vatandaş ödüyor.

Evet, halk ekmek kuyruklarında üç lira tasarruf etmek için bekleyen vatandaş...

Pazar artıklarından yiyecek bir şeyler bulmaya çalışan, fatura ödeyemediği için elektriği kesilen vatandaş...

2022 yılı sonunda garanti ödemelere hepimizin 130 milyar lirası ödenecek.

O da, epey bir kısmı dolar karşılığı olduğunu hatırlarsak, 9,2 liradan hesaplanan dolar kuru geçerli sayıldığı takdirde!

Yani biz, tüm bir millet olarak müteahhitlere ve kuvvetle muhtemel gizli ortaklarına çalışıyoruz.

Çocuklarımıza yediremediğimiz her bir lokmanın, bebeklerimize veremediğimiz her bir ilacın nakit karşılığını onlara ödüyoruz.

Bize bu işleri edenlerin hepsinin altına lüks makam araçları çekip depolarını dolduruyoruz.

Üzerine bir de onlara ve onların şarkıcılarına, artistlerine, türlü dalkavuklarına Saray'da ziyafet düzenliyoruz.

Evet, bütün bunları biz yapıyoruz.

İtiraz etmeye kalktığımızda ise maaşını bizim ödediğimiz kolluk kuvvetleri, bizim paramızla alınan biber gazını gözümüze sıkıyor, bizim paramızla alınan copu kafamıza indiriyor. Bizim 'Anayasa'mızı ihlal ederek...

Aslında konu bu kadar net.


Gezi Davası kararı açıklandıktan sonra bir dipnot: Türkiye'nin önünde uğursuz bir kötülük döneminin açıldığı yönünde ciddi şüphelerim var. Umarım yanılıyorumdur.

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR