1 Mayıs 1977 Katliamı: 12 Eylül'e giden yolun başlangıcı

Gazetemizde 1 Mayıs günü yayımlanan makalemde 1977 Katliamının kimler tarafından ve nasıl düzenlendiğini yazmıştım.

Devamla bu makalemde niçin ve hangi politik amaçlarla düzenlendiğini ve katliam karşısında düzen partilerinin tutumuna da değineceğim.

45 yıl önce Taksim Meydanı'nda toplanan kimi sol çevrelere göre 500 bin, kimilerine göre 400 bin, devlet kaynaklarına göre de 100 bin civarında işçi ve emekçinin uğradığı silahlı bombalı saldırı sonucu 42 kişi hayatını kaybediyor. Kazancı Yokuşu'nda boğularak ve ezilerek hayatını kaybeden 29 kişinin 8'i kadındı. 126 kişi ise yaralanıyor.

Katliam şüphelisi olarak 98 kişi gözaltına alınıyor ama Dava Savcısı Çetin Yetkin'in anlatımıyla "Sanıkların büyük çoğunluğu asli failler değil" diyen savcılar tarafından sorgulanmıyorlar bile...

İddianamede şunlar yazıyor:

Kamu vicdanında ve evrensel adalet duygusunda mahkûm edilen 1 Mayıs Kıyımı ile ilgili açılan bu davada sanıkların küçük bir bölümü yüce adaletin önüne çıkarılmış bulunmaktadır. Bu büyük ve kanlı facianın tertipçisi, uygulayıcısı yurt ve insanlık düşmanı asli failler er geç tespit edilecek, tarihin ve şaşmaz adaletin önüne çıkarılıp hüküm giyeceklerdir.


Manidar!

Buna göre haklarında dava açılan sanıkların büyük bir bölümü "asli failler" değilmiş...

Ama aslî failler artık kimlerse bunlar "tarihin şaşmaz adaletine" havale edilmiş...

Peki, aslî faillerin "tarihin şaşmaz adaleti" önüne çıkarılması için ne yapılmış?

Davaya bakan İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin gerek savcılığa ve gerekse emniyete yazdığı ve aslî faillerin bulunmasını isteyen, bu konuda ne yapıldığını soran ısrarlı yazılarına tek bir yanıt bile verilmemiş.

Ya ne yapılmış?

Bu konuda görüş bildirip istekte bulunan ve soruşturmanın eksikliklerinin tamamlanmasını isteyen duruşma savcısı görevden alınmış!

Katliamdan 10 yıl sonra Hürriyet muhabiri Gündüz İmşir'in, "Haklarında dava açılan 'küçük bir bölüm'ün kimler olduğuna" dair sorulan soruyu, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcıların en yetkilisi Muhittin Cenkdağ şöyle cevaplıyor:

Silahlılar yakalanır mı? Garibanlar yakalanır. Dolmabahçe Meydanı'ndakiler, şuradakiler, buradakiler yakalanıp getirildiler.


Asli failler: Asker, istihbarat, polis, patronla ve Pentagon*

'5 Haziran 1977 Haziran'ında 1. Ordu Komutanı Orgeneral Namık Kemal Ersun ve 200 subay re 'sen emekliye sevk edildiler.' 

1. Ordu gibi en önemli ordunun komutanı Orgeneral Namık Kemal Ersun ve seçme 200 subay ne yaptılar ki emekliye sevk edildiler?

Bilenler biliyor ama emekliye sevk edilme nedenleri kamuoyuna açıklanmıyor. Genelkurmay bu işlemi kendi içinde çözüyor. Bunda daha büyük ve kapsayıcı bir düşünce esaslı bir rol oynuyor.

Evet, Ordu Komutanı Orgeneral Namık Kemal Ersun ve beraberinde re'sen emekliye sevk edilen 200 subay darbe şüphelisi oldukları halde bu konuda kamuoyu önünde suçlanmadan, yargılanmadan emekliye sevk ediliyorlar.

12 Eylül darbesinden sonra "şimdiye kadar işçiler güldü, gülme sırası bizde" diyen TİSK (Türkiye İşveren Sendikası) başkanı Halit Narin, Sabancı Holding'in patronu Sakıp Sabancı yanı sıra, MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş ve başkaları da darbe toplantılarına katıldıklarını basından öğreniyoruz.

Ancak onlarla ilgili herhangi bir işlem yapılmıyor.

Darbeciler Amerikanvari provokasyon aklıyla "toplumsal bir şok" ortamı yaratıp, toplumun şaşkına dönmesinden yararlanarak darbe yapmayı tasarlıyorlar.  

Bunun içinde MİT'ten ve İstanbul Emniyeti'nden buna uygun bir kadro ağını kullanıyorlar.

Bu vesileyle 1 Mayıs provokasyonunun hazırlanmasında kimlerin ismi geçmiyordu ki... Bunlar arasında 1970'li yıllarda "kirli" bir üne sahip MİT'çilerden Hiram Abas, Mehmet Eymür, MİT İstanbul Dairesi Başkanı Nuri Gündeş, Orhan Kilercioğlu ve diğerleri…  

 
Dönemin Türk Siyasetçileri ve siyasetleri

O tarihi dönemin siyasi parti liderleri olan AP Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel, MSP Genel Başkanı ve iktidar ortağı Necmettin Erbakan, DP Genel Başkanı Ferruh Bozbeyli, CGP Genel Başkanı Turan Feyzioğlu ne kamuoyuna açıklanmadan önce ne de açıklandıktan sonra darbe girişimine karşı bir tutum geliştirmiyorlar.

MHP Genel Başkanı ve Başbakan yardımcısı Alparslan Türkeş zaten darbe toplantılarına katılıyor.  

O dönemde "halkın umudu" oyununu oynayan "dürüst" Bülent Ecevit, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e yazdığı 7 Mayıs 1977 tarihli mektubunda olayı "gizli bir örgüt"ün düzenlediğini yazdıktan sonra, şöyle diyordu:

... Söz konusu örgüt, gerilla ve kontrgerilla savaşları için ve her türlü yer altı faaliyeti için planlar yapar ve insan yetiştirir... Gizlilik içinde çalışır, demokratik hukuk dışındadır... 1974'te kadar Amerikalılardan gizli destek görürdü, Amerikan askeri heyetiyle aynı binada çalışırdı... Bu örgütte iyi niyetli kimselerin dışında siyasî düşünceleri yönünden yurt savunması için gördükleri eğitimi Türkiye'deki şiddet eylemlerinde kullanabilenlerin bulunabileceği güçlü olasılıktır...


Bülent Ecevit, 1 Mayıs katliamından 1 ay sonra 3 Haziran 1977'de İstanbul'da düzenlenecek olan büyük CHP mitinginde konuşacaktı.

Buna karşın Başbakan olan Süleyman Demirel, 2 Haziran'da Bülent Ecevit'e GİZLİ kayıtlı bir yazı gönderecekti.

Bu yazıda 'miting günü Ecevit'e uzun namlulu ve dürbünlü bir tüfekle suikast girişiminde bulunacağı istihbaratının alındığını' bildirecekti.

Bu uyarının etkisi altında olmalı, İstanbul mitinginde yaptığı konuşmada Ecevit; "Devlet içinde fakat demokratik hukuk devletinin denetimi dışındaki bazı örgütler gün yitirilmeksizin kontrol altına alınmalıdır. Kontrgerilla hareket halindedir, 1 Mayıs'ta parmağı vardır" diyecekti.

5 Haziran Genel Seçimlerini CHP kazanacak, Ecevit ve Demirel, Genelkurmay'ın bilgisi ve uzlaşması dahilinde Orgeneral Namık Kemal Ersun ve seçme 200 subayı emekliye sevk edecekler ama bunun dışında bir şey yapmayacaklardı.

Evet, Ecevit, 1 Mayıs katliamının aydınlatılması için hiçbir şey yapmayacaktı.

Sonra yeniden başbakan olan Süleyman Demirel de bir şey yapmayacaktı.

Bu tutumun sonuçları vardı.

Böylece 1 Mayıs 1977 Katliamı yarattığı siyasal sonuçlar bakımından Amerikan Başkanı Carter'in deyimiyle "Amerikan oğlanları"nın önünü ya da 12 Eylül 1980 darbesine giden sürecin önünü açacaktı.

Bu bağlamda 1 Mayıs 1977 katliamı arkası ve önüyle Pentagon-Türk derin muktedirlerinin ortak operasyonu idi.

Demirel zaten Soğuk Savaş politikasını oynuyordu, politikaları darbe sürecine katkı sunuyordu.

Ecevit, katliam güçlerinin ve suçlularının üstüne gitmeyince baskı ve darbe sürecin cenderesine girecekti.

Yukarıda yazılmıştı. Genelkurmay aslında bu meseleyi kendi içinde ve Pentagon'la da istişare içinde çözmüştü.

Darbeye giden yolda engelleyici toplumsal hareket yaygın çatışmalar eşliğinde yıpratılacak, toplumu darbeyi kabule hazırlama politikası izlenecekti.

 
"Tenkil!... "Yoksa bu kış komünizm gelecek! (Celal Bayar)

Milyonlar hareket halindeydi. Türk, Kürt, kadın, genç, emekli... Düzen alternatifi sol- sosyalist muhalefet büyüyor, Devlet icazetini aşma eğilimi güçleniyordu.

Dağa, bayıra, yeraltına doğru yönelme baş göstermişti. Eski kuşaklar çok hızlı bir şekilde yerini yeni kuşaklara bırakıyordu.

Devri-daim tamamlanmadan, yeni kuşaklar eskinin ölü kabuğunu üzerinden atmadan ve tecrübe kazanmadan bir hal çaresi zorunluydu.

Bu gelişmelerden ordu rahatsızdı. Bölünme eğilimi askere ve bürokrasiye de sirayet etmeye başlamıştı.

Polisler, memurlar bölünüyordu. Gençler arasında komünizm düşüncesi gelişiyordu. "Bölücü" Kürtler de boy göstermeye başlamıştı.

Oligarşik muktedirlerin Soğuk Savaş'taki safı belliydi. Amerika ve Pentagon'la işbirliği içinde çok daha güçlü ve kapsayıcı bir darbe ile toplumsal sürecin önü kesilmeli, aşırılar tasfiye edilmeli, toplumsal yapı yeniden düzenlenmeli idi…

2 Şubat 1978'den başlayarak darbe yapılana kadar her yıl "ihtiyar çakal" ulumaya başlayacaktı:

Tenkil! Tenkil! Tenkil!,

Yoksa bu kış komünizm gelecek!

 

 

Kaynaklar:

1.  1 Mayıs 1977 Katliamı iddianamesi.
2.  1 Mayıs davası iddianamesini hazırlayan 5 Toplum Suçları savcısı ve İstanbul 2. Ağır Ceza mahkemesi savcısı Çetin Yetkin…
3.  4 Nisan 2012'de Ankara'da açılan 12 Eylül davası belgeleri…
4.  1 Mayıs olaylarının 10. Yılında soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Muhittin Cenkdağ…
5.  Gazete ve dergiler…

* Yeşilköy'de bir otele yerleşmiş görünen ama aslında o zamanki adıyla Intercontinental olan Taksim'deki The Marmara oteline sahte yabancı isimlerle yerleşen Amerikalı "asli failler" ile ilgili kısmı bir daha değinmiştim (Bakz. 1 Mayıs 1977 Katliamı Geçeği Üzerine ( Independent Türkçe, 1 Mayıs 1977) Ayrıca Konuyla ilgili suçlanan iki karşıt sol çevrenin iddia edilen rolü ile ilgili yazdığımdan bu çalışmamda değinmedim (Bknz. Independent Türkçe, 1 Mayıs 2019)

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR