Türkiye'nin rotası 'yeni milliyetçilik'; masanın sol ayağı kısa kaldı

Türkiye uzun yıllardır İslamcı, son sekiz yıldır ‘görülen ihtiyaç üzerine’ İslamcı-milliyetçi bir akılla yönetiliyor. Yönetenlerin ‘İslam’ tanımı da ‘milliyetçilik’ tanımı da duruma göre şekil değiştiriyor, özellikle karşısındaki kitleyi ötekileştirmek istediklerinde sık sık ‘inanç’ ve ‘vatanseverlik’ vurgusunu işlerine geldiği şekilde kullanıyorlar. Hukuk da, özgürlükler de, ekonomi de, dış politika da demokratik değerler üzerinden değil çoğu zaman inanç temelli anlatılmaya çalışılıyor. Gün geliyor kendilerinin sebep olduğu sığınmacı dalgasını, ‘ensar’ diye tarif ettikleri insanları, vize serbestisi için ‘masaya sürüyor’, zaman geçiyor oy kaybettiğini düşündüğünde ‘göndermekten’ çekinmeyeceğini ortaya koyuyor. ‘Nas’ diye tarif ettiği faiz konusunu, göstermelik olarak Merkez Bankası ile sınırlı tutarken dünyadan en yüksek faizle borçlandığını elinden geldiğince saklamaya çalışıyor. Pek çok konuşmasında konu adalete geldiğinde Hz. Ömer’den bahsediyor ancak sadece muhalif oldukları için delilsiz insanları cezaevine göndermekten, ülkesinde bir gazeteciyi katletme emri veren kişinin ülkesine kadar gidip ‘sarılarak fotoğraf vermekten’ çekinmiyor.

2018 seçimlerinden bu yana özellikle ekonomik krizin tırmanmasıyla hem kurduğu ittifakın (Cumhur İttifakı) hem kişisel oylarının eridiği görülüyor. Erdoğan için henüz kaybetmesi kesin demek mümkün olmasa da kazanmasının her geçen gün zorlaştığını görmek için çok uzmanlığa ihtiyaç bulunmuyor.

Burada ortaya temel bir soru çıkıyor. Peki yerine ne gelecek? Hemen aklınıza bir isim gelmesin. O da önemli ama nasıl bir yönetim tarzı gelecek? Muhalefet ortaya ne koyacak?

Altılı masadan bahsedelim önce.

CHP, İYİ Parti, DEVA, Gelecek, Saadet ve Demokrat Parti. Bir ittifak değiller en azından şimdilik ama cumhurbaşkanı adayı için ‘ortaklaşacak’ gibi duruyorlar.

Masadaki altı partiden ikisi AKP’den kopan isimlerden oluşuyor. Başbakanlık, dışişleri bakanlığı, adalet bakanlığı, ekonomi bakanlığı, üst düzey bürokrasi görevlerini yapmış isimler. DEVA ve Gelecek partilerinin kurulması AKP’den bir kısım oyun (anketlere göre oranı az) çözülmesine sebep oldu. Oylar az çözülse de AKP içinde kalan seçmenin en azından söylediklerini takip ettiği isimler oldular. Seçimlerde azı çok yapma ihtimalleri de var. Muhalefetteki kimi isimler açıktan ya da kapalı toplantılarda bu partidekilerin yeterli özeleştiri yapmadığını, oylarının da az olduğu için daha mesafeli hale getirilmeleri için çaba sarfetti. Kısmen başarılı oldular. Bu partiler sırayla kendi logolarıyla seçime gireceklerini açıkladılar. (DEVA ve Gelecek). Parti kurmayları bu hamlenin ‘CHP listelerinden seçime girmeyin’ diyen tabanlarının da telkiniyle alındığını ama bir kopmanın olmayacağını anlattılar.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ‘ittifak içinde muhafazakar bir ‘üçüncü ittifak’tan bahsetti. Yani ‘muhafazakar partilerin bir arada duracağı’ (Saadet-DEVA-Gelecek) toplam bir güce (oy oranı ve sözel ağırlık’ işaret etti.

Özetleyeyim:

- Altılı masanın muhafazakarları, kendi tarifleriyle AKP sonrasında muhafazakarlara yönelebilecek olası tepkilerden çekinen ‘endişeli muhafazakarların endişesini giderecek birliktelik, masada daha güçlü bir ses için yakınlaştılar-diğer partilerle farklılıklarının altını çizdiler.

- Bu arada CHP ile yan yana durma eleştirisi aldıkları tabanı dönüştürme çabası yerine ‘bakın kendi logomuzla seçimlere giriyoruz-Muhafazakarlara yakın duruyoruz’ mesajı kolaylarına geldi.

Gelelim oylarını en hızlı-istikrarlı yükselten İYİ Parti’ye. ‘Şehirli milliyetçilerin’ merkez siyasete doğru adım atan partisi. Ekonomi kadrosuna kattığı dünyanın en önemli üniversitelerinden isimlerden parti yönetimine aldığı daha ılımlı isimlere bir çaba içinde. Akşener’in Gezi davası sonrası yaptığı çıkış çok konuşuldu.

Akşener ‘merkeze doğru taşıdığı partisi ya da merkezi daha milliyetçi bir çizgide tarifi ile’ ‘ülkenin başbakanı olma hedefini de’ açıklamış bir isim. Şu anda anket şirketlerince cumhurbaşkanlığı için en şanslı aday olarak gösterilen Mansur Yavaş, masadaki en iddialı isim ve ‘başbakan adayı’ Meral Akşener. İkisi de milliyetçi kanattan gelen isimler.

Özetleyeyim:

- Türkiye’de yeni dönemin şekillenmesinde en önemli aktör olarak görülen- gösterilen isim ve partiler ‘yeni-şehirli milliyetçiler’…

- Mansur Yavaş ‘sadece belediyedeki işlerine yoğunlaşan, politika yapmayan isim’ olarak tarif ediliyor. Gerçekten de öyle ama 3 Mayıs Türkçülük gününde attığı tweet ile ‘buradayım’ diyor.

-Akşener bir yandan sadece başbakanlık hedefi olan bir isim olarak kendini tarif etse de cumhurbaşkanlığı adayının belirlenmesi konusunda en etkin isim olmaya da çalışıyor. Arada bir ittifak ortağına ‘biz olmasak yerel seçimlerde kazanamazdınız’ hatırlatmasını yapmaktan geri durmuyor.

Gelelim önce ödünç milletvekilleriyle İYİ Parti’nin seçimlere girmesini sağlayan, Millet İttifakı’nın kurulmasında, yerel seçim stratejisinin oluşmasında ve dağılmadan korunmasında büyük çaba harcayan, altılı masanın yan yana gelmesinde sorumluluk üstlenen, muhafazakarlardan Kürtlere ‘helalleşme’ söylemiyle, partisini özeleştiriye de açan, yönetimi ve tabanı dönüştüren, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na…

İttifakı bozmamak, altılı masayı dağıtmamak için ‘sol-sosyal demokrat söylemi’ çok öne çıkarmadı. Son dönemde ‘neo-liberal politikalara karşı bayrak açması’, ya da ‘beşli çete’ tanımı yaptığı isimlerin projelerini kamulaştırmayı hedeflediğini açıklaması önemliydi. Ancak masada yer verilmeyen; Kürt seçmen, kadın ve çevre hareketi ile emek kesiminin sözcüsü haline gelmesi önemli olacak.

Genel bir özet yaparak bitireyim:

Önümüzdeki seçimlerde;

Merkezini milliyetçi söylemin oluşturduğu bir gündemimiz olacak.

İktidarın Batı’ya yeni bir meydan okumaya gideceği kesin. Dün Avrupa Parlementosu’nda Hristiyan Demokrat, Sosyal Demokrat, Liberal, Yeşiller ve Sol grupları tarafından ortaklaşa bir şekilde kaleme alınan karar metniyle, iktidarın Kavala davasındaki tutumunun Türkiye'nin AB üyelik sürecini tamamen sonlanma aşamasına getirdiği mesajı seçim üzeri Erdoğan’a yeni bir söylem şansını da getirdi. Bunu zevkle kullanacağına eminim.

- Öte yandan ‘milliyetçilik’ söyleminin-duruşunun muhalefetin önemli bir kesiminde giderek ağırlığını koymaya başladığı da bir gerçek.

- Türkiye iktidara alternatif olarak ‘yeni milliyetçi bir söylem ve ekiple karşı karşıya’… Üzerine endişeli muhafazakarları ekleyin. Milliyetçi ve muhafazakar bakışın-duruşun yanına sosyal demokrat felsefe eklenemezse, bir denge kurulamazsa bunun negatif etkisi olur. Bir arada durmak, Türkiye’yi demokrasiye ulaştırmak önemli. Ama beraber hareket ettikleriniz kendi ideolojik hassasiyetlerinden vazgeçmiyor, siz sürekli toparlayıcı olmaya çalışıyorsanız bu da sıkıntı yaratabilir. Benim görebildiğim masanın sol ayağı kısa kaldı.

Yazı T-24'ten alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR