Adalet Partisi lideri Vecdet Öz: MHP ve AK Parti’den başkanlığı bırakmam için tehditler geliyor

Tansu Çiller’in, 'Partiyi devret' önerisini reddeden Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet Öz, "MHP’den, AK Parti’den genel başkanlığı bırakmam için tehditler geliyor" ifadelerini kullandı.

Duvar'dan Serkan Alan'ın haberine göre, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) yapılacak ilk seçimlerde katılma yeterliliğine sahip olan parti sayısını 27 olarak belirledi. Bu partiler arasında genel başkanlığını Prof. Dr. Vecdet Öz’ün yürüttüğü Adalet Partisi (AP) de yer aldı.

Örgütlenme çalışmalarına hız veren Adalet Partisi, bu hafta içerisinde yeni bir genel merkeze de taşınacak. Geçtiğimiz aylarda eski başbakanlardan Tansu Çiller’in kendisini arayarak partiyi devretmesini talep ettiğini  açıklayan AP Genel Başkanı Öz, bu teklifi reddetmesinin ardından AK Parti ve MHP’li isimlerden, “Bırakın bu işi, vazgeçin” diye tehdit telefonları aldığını söyledi.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ile ittifak çerçevesinde görüşme gerçekleştirdiklerini, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşısındaki adaya cumhurbaşkanlığı seçimlerinde destek verebileceklerini söyleyen Öz’ün sorularımıza yanıtları şöyle oldu:

Adalet Partisi seçime girme yeterliliğini elde etti. 41 ilde örgütlenme süreci nasıl gelişti?

Seçim yeterliliğini almak için 41 vilayette ve o vilayetlerin üçte biri ilçesinde teşkilatlarınızı kurup tabelalarınızı asmanız gerekiyor. İlçe ve il kongrelerinizi de yapmanız lazım. Biz yeterliliği alırken 48 vilayette tüm il ve ilçelerde teşkilatımız kuruldu. Toplam 73 vilayete ofis açtık. Onların da kongreleri tamamlanıyor. Türkiye genelinde 73 ilde varız, 8 vilayetimiz de birkaç ayda tamamlanacak. Seçime girerken 81 ilde ve bütün ilçelerde olacağız. Bu bir parti için çok zor bir şey.

Bu hafta içerisinde Ankara Sıhhiye’de bulunan genel merkez binanızı da daha büyük bir yere taşıyacaksınız değil mi?

Mevcut genel merkezimiz Kızılay’a yakın. Biraz daha geniş alana ihtiyacımız var. TRT Genel Müdürlüğü’nün yanında, Oran’da daha merkezi bir yerde, müstakil, bahçe içerisinde büyük bir yapıyı kiraladık. Restore ettik. Genel merkezimizi oraya taşıyacağız. İlk amacımız teşkilatlarımızı tamamlamaktı, sonra genel merkez sonra da üyelerimiz. Birkaç ay içerisinde üye sayımız da yüz binin üzerine çıkacak. Bunlar zorlu çalışmalar.

Bu 'zorlu' çalışmalar ciddi bir maliyeti de beraberinde getiriyordur diye tahmin ediyoruz. Hazineden yardım alan bir parti değilsiniz. Bu maliyetleri nasıl karşılıyorsunuz?

Seçim kanunu çok yanlış bir kanun ve demokrasi üzerinde baskı kurmuş. Bu partiler devletin, şahısların değil. Seçime girme yeterliliği kazanmış partilerin tamamına devlet destek vermeli. Aksi takdirde demokrasinin çarkları dönmez. Biz bu bütçeyi imece usulü kendi aramızda topluyoruz. Tabii ki çok yeterli olmuyor ama bu bir inanç meselesidir. Adalet Partisi eski olduğu için karşılığı var. Sanayicisi, iş insanlarıyla imece usulü bütçemiz oluşuyor. Seçim kanununda bağış sınırı var, çok sayıda kişiden az bağış alarak partiler ayakta kalıyor. Vatan için harcanan parayı ibadet olarak görüyoruz. 2015’te kurulduk. Duayenimiz, partimizin himayesi Süleyman Demirel’in kontrolündeydi. Onun öğütleriyle bu günlere geldik. Demirel, “Yavaş yavaş gidin” demişti.

Bugün siz hangi sorunları tespit ederek siyasi adım atma gerekliliği görüyorsunuz? Türkiye’de tespit ettiğiniz sorunlar neler?

Bugün Türkiye’de planlama yok. Devlet Planlama Teşkilatı eskiden bütün bakanlıkların beş yıllık planını yapardı. Bu kurumlar özerk çalışırdı. Cumhurbaşkanı da ağabey, ombudsman konumundaydı. Bugün en büyük felaket, plansız programsız, günübirlik politikalarla devleti idame etmek. Bu tahribata neden oluyor. Ya beceriksizler ya da kasıtlı yapıyorlar. Bir insanın bu kadar beceriksiz olması mümkün değil. Dolayısıyla ben burada kasıt arıyorum ve bu suçtur. Ortak sorunlara, vatandaşı severek, barış ve kardeşlik içerisinde sahip çıkmazsan bu tren yolda giderken devrilir. Treni raydan çıkardılar, devirdiler.

Süleyman Demirel’in öğretilerinden yola çıkarak çalışmalarınızı yaptığınızı söylediniz. Demirel bugün hayatta olsaydı, Türkiye’de yaşananlara itiraz eden bir yerde olur muydu?

Kesinlikle. Süleyman Demirel Bey hayatta olsa Türkiye’de yaşananların tamamına itiraz ederdi. Köprüler, otoyollar, hastaneler yapıyorlar, çok güzel, biz bunu reddedemeyiz. Ama yapılış şekli yanlış. İçinde nifak var, kötülük var, rüşvet var. İçinde rant var. Türkiye’yi bir asır borçlandırıyorlar. Biz böyle yapmazdık. Bizim yaptığımız Boğaziçi Köprüsü’nden neredeyse bedava geçiyoruz. Devlet milleti soymak için kurulmaz, hizmet için kurulur. Otoyollarda ne kadar ödeyeceğimizi bile bilmiyoruz. Kuş tuzaklarıyla dolu bir ülke yarattılar. Milletin üzerinden geçinen devlet anlayışı olmaz. Süleyman Demirel de bugün bunları düşünürdü.

Eski Başbakanlardan Tansu Çiller’in size, “Ben ablan olarak partinin başına geçeyim sen de ikinci adam ol” dediğini açıklamıştınız. Bu teklifi kabul etmemiştiniz. Sonrasında bir gelişme yaşandı mı? Tekrar konuştunuz mu?

Asla. Yaşanamaz. Biz ciddi, net insanlarız. Bize saçma sapan teklifler yapılırsa nezaketen çay içeriz, masadan kalkarken de nezaket ölçüsü içerisinde diplomatik cevabımızı veririz. Bir daha bizden bunu talep edemezler. Siz yeni bir iş yeri kurmuşsunuz, pırıl pırıl bir market ve çalışıyor. “Gel sen kurduğun fiyata bize bunu devret” diye biri gelip soruyor. Etik değildir. Tansu Hanımefendi bizim başbakanlığımızı yapmış bir dostumuz. Bu teklif hoş bir teklif değil. Siz, “Canım sıkıldı bırakıyorum siyaseti, iç geçiriyorum şimdi de canım çekti siyaset yapayım” diyemezsiniz. Siyaset böyle bir şey değil. Emek verenlerin hakkını bir kalemde silip atamazsınız.

Tansu Çiller, sizin ifadenizle “canı çektiği” için mi siyasete dönmek istedi yoksa arkasında başka bir amaç var mıydı?

Canının çekmesinin sebebi çok önemli. Kendi ruh dünyasında kendi ilişkileriyle ilgili. Canının çektiği kesin. Niye çekti? Duygusal olarak mı zorundalıktan mı çekti bilemiyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi’yle, Cumhur İttifakı’yla Tansu Hanım’ın bir diyaloğu var. Yenikapı Mitingleri de göz önüne alınırsa. Gönül gezdirerek siyasetin yanı sıra bu işin içinde başka işler olduğunu düşünüyorum. Bu kendi varsayımımız.

Tansu Çiller’in teklifini reddetmenizin ardından size “Adalet Partisi Genel Başkanlığı'nı bırak” diye örtük bir tehdit telefonu geldi mi?

AKP kanadından sürekli geliyor. “Bırakın bu işi, vazgeçin” diye geliyor.

Ne diyorlar?

 “Bu işlerle uğraşmayın, bırakın” diye tehditler geliyor. Sanal ortamda yazıyorlar, telefonumuza mesaj atıyorlar. Bunlardan bir çekincemiz, korkumuz yok. Biz kimseden korkmayız.

Yani AK Partililer sizin genel başkanlığı bırakmanızı istiyorlar?

MHP’den de AK Parti’den de bu tarz, genel başkanlığı bırakmam için tehditler geliyor.

Peki bu tehditlerin ardından suç duyurusu gibi hukuki adım atmayı düşündünüz mü?

Asla öyle bir şey yapmayız. Biz korkmayız. Gelsinler yapsınlar ne yapacaklarsa. Biz Atatürkçü cumhuriyetçi, vatansever insanlarız. Korkarak siyaset yapılmaz.

Seçime girme yeterliliğini parti olarak aldınız. Herhangi bir ittifak içerisinde yer alacak mısınız?

Bizim bazı kırmızı çizgilerimiz var. Bizim derken cumhuriyetin kırmızı çizgileri. Cumhuriyetin kuruluş felsefesi, Kurtuluş Savaşı'nın yapılma meselesine ters düşeceklerle biraraya gelmeyiz. Terör örgütlerine taviz veren hiçbir parti ile yan yana gelmeyiz. Makam için değil vatan için uğraşan bir parti eksikliği var Türkiye’de. Bizim gibi düşünenlerle biraraya gelebiliriz. Ama bakıyorum, konuştuğum zaman bunun böyle olmadığını görüyorum.

Bu kırmızı çizgilerinize uyan partiler hangileri?

En son Ümit Özdağ Bey (Zafer Partisi Genel Başkanı) ile görüştük. Ümit Özdağ Bey’in çizgisi bize çok yakın. Atatürk milliyetçiliği çizgisinde. Tabii ki bunu eylemsel olarak da görmek lazım. Yürürken göreceğiz. Uygun olduğumuzda mutabıkız bu konuda. Burada üslubumuz biraz farklı. Biz daha bağırmayan, istişare eden bir siyasetiz. Siyasi kültürlerimiz farklı ama uzlaşarak ortak hareket edebileceğimizi düşünüyorum.

İttifaka açıksınız yani?

Açığız. İki kişilik ittifak da olabilir. Üç kişilik de olabilir. Partiler arıyorlar, biz de arıyoruz. İstişarede fayda var.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, son yaptığı açıklamalarda Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanı adayı olması gerektiğini ısrarla dile getirmişti. Siz de böyle mi düşünüyorsunuz?

Her partinin kendi içerisindeki şahıslara saygılı olmak lazım. Onlar bir parti protokolü içerisinde belediye başkanı olmuşlar, seçilmişler. Onun kararını partinin genel başkanı ve idari kurul verir.  Tabii ki Mansur Bey’in de fikrini almak lazım. Mansur Bey’i iyi tanırım, beyefendi, düzgündür. Gönül tabii ki arzu eder ama buna CHP karar vermelidir. Biz bunu dışarıdan söylersek etik olmayabilir. Ağzımızdan kaçabilir, o da teşekkür eder.

Millet İttifakı kanadından cumhurbaşkanı adaylığı için CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ismi öne çıkıyor. İkinci tura Erdoğan ile Kılıçdaroğlu'nun kalması senaryosunda kime destek verirsiniz?

Erdoğan’ın karşısında kim varsa tercihimiz o olacaktır. Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı en kötü aday. 20 yıldır yaşadıklarımızı Türkiye Cumhuriyeti’nin bir daha yaşamasını istemiyorum. AK Parti’nin, MHP’nin içerisinde elbette sevdiğim insanlar var. Ama bu sistem devam ederse totaliter rejim Allah korusun gelebilir. Hiç bilinmez, küçük partisi büyük partisi yok. Millet bakarsınız ilk seçimde öyle bir sürpriz yapar ki küçük denilen parti bir gecede dev bir parti olabilir. Hiç kimse kendini Hint kumaşı sanmasın, toplum gelir vurur makası.


PAYLAŞ