Cehennemden haberler...

İnsan bir hatayı 50 sefer yapar mı? Yapmaz. Ne kadar ahmak olursa olsun, 49. seferde artık durumu anlar ve kendine çekidüzen verir.

Ne var ki hükümet bir insan olmadığı, bir müessese olduğu için hatada ısrar ediyor ve ülkemiz her tarafından dökülüyor.

İktisadi çöküş gözümüzün önünde tüm hızıyla sürüyor. Siyasi bakımdan nasıl bir felakete sürüklendiğimizi ise bize şapkadan çıkacak yeni tavşanlar gösterecek.

Şimdilik iktisadi cehaletin sonuçlarıyla cebelleşiyoruz.

Nitelikli işgücümüz yurtdışına kaçıyor. Öyle bir kaçış ki, kaçabilen bir gün bile durmuyor, arkasına bakmıyor.

Son dönemde hekimler kitleler halinde ülkeden ayrılıyor.

Altı sene tıp fakültesi okuyan, üstüne yıllarca ihtisas yapan ve aslında tıptaki güncel gelişmeleri takip edebilmek için eğitimlerini sürdüren hekimler, eğitim almak yerine işlek bir noktada belediyeden büfe ya da umumi hela kapatmak için uğraşsaydı mevcut gelirlerinin en az 20 katını kazanacaktı.

Evet, malumunuzdur, umumi hela ücretleri 5 liraya yükseltildi.

Hekim maaşları ise büyük kentlerin merkezi bir mahallesinde ev kiralamaya yetmiyor.

Hekimlerden az kazanan diğer kamu emekçilerinin durumu daha beter.

Özel sektör ise yüksek işsizlik oranından beslenerek aşırı sömürüyü dilediğince uyguluyor.

Artık eğitimin ana damarı haline gelen özel okullardaki öğretmenlerin hali perişan. Pek çoğu çok düşük maaşlarla kamudaki öğretmenlerin iki üç katı saatlerde çalıştırılıyor.

Farklı sektörlerde de durum aynı.

Beyaz yakalıların kazandığı paralar giderek asgari ücrete doğru geriliyor.

Gelirler öylesine geriliyor ki, şu an görece iyi kazanan beyaz yakalılar arasında konuşulan güncel bir örnekten bahsedeyim: Bundan yaklaşık bir buçuk yıl önce işten tazminatını alarak ayrılan bir beyaz yakalı, SUV tipi 'sıfır' bir araç alıp üzerine yatırım yapabilecek parası kalıyordu. Şimdi aynı senelerde çalışan bir beyaz yakalı tazminatını aldığında tabiri caizse o aracın dört tekerini ancak alıyor!

Bu ne demektir?

Geliri mutlak olarak en az yarı yarıya eriyen çalışanların geleceği de çalınmış demektir.

Yoksulların hali ise artık korkunç seviyelerde.

Diyarbakır Sur'da yaşanan olaylardan sonra evinden çıkartılan ve evsiz kalan 63 yaşındaki seyyar satıcı Selim Bayrak sonunda canına kıymış.

Yıllar önce toplu cinnet, cinayet ve intiharların göz göre geldiğini yazdım. Bugün yaşananlar daha felaketin ucudur.

Ve açıkça söyleyeyim: Bu tür intiharlar aslında bu halkın kaynaklarını bir avuç sermayedara peşkeş çeken iktidar tarafından işlenmiş cinayetler olarak tanımlanmak zorundadır.

Bir insanın elinden evini alırsanız, ekmeğini alırsanız, ailesini dağıtırsanız, yaşayacak alan bırakmazsanız, ya başkasını ya kendini öldürür.

Yoksullukla birlikte yaygınlaşan fuhuş ve uyuşturucudan hep söz ediyoruz. Bu işin bir de şiddet ayağı var.

Sokaklara yayılan şiddet yakında güvenli bir alan bırakmayacak.

Evet, kişi başına düşen kolluk kuvvetinde dünya şampiyonluğuna oynayan Türkiye'de şimdilik 'kontrollü' bir çürüme var. Lakin yoksullaşma derinleştikçe o 'kontrol' ortadan kalkacak.

Özellikle 'canı değersizleşen' işsiz genç yığınlar kısa yoldan zenginleşmenin türlü yöntemlerini arama konusunda daha fazla risk alacak, daha cüretkar olacak.

Gelen turistin ülkelere göre dağılımına bir bakın. Özellikle İstanbul'a 'güvenlik' duyarlılığı yüksek Avrupalı turist artık oransal olarak çok daha az sayıda geliyor. Bu açık bir göstergedir.

Nitelikli işgücünün ve eğitimli nüfusunun sürekli terk ettiği, tabii aşırı bir düzensiz göç alan ülkede toplumsal bir sükunet beklenemez. Güvenlik, önümüzdeki süreçte büyük kentlerin en ciddi gündemi haline gelecektir. Bunu da bugünden vurgulamış olalım.

Bunu 'felaket tellallığı' değil uyarı olarak algılayın lütfen.

İktisadi alanda yaşanan yıkım hızla iyileştirilmediği, gelir dağılımında eşitlikçi adımlar atılmadığı takdirde Türkiye sokakları ne yazık ki cehenneme dönecek.

Cehennemde kimse kötülük yapmaktan çekinmez...

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR