Karşıdevrim...

Neredeyse üç yıl oldu, bu satırlarda size yaşayacağımız felaketleri anlatmaya çalıştım. Arşivde şöyle gerilere doğru gittiğinizde, ne yazık ki hepsinin hayat tarafından birer birer doğrulandığını göreceksiniz.

Daha başımıza çok işler gelecek, onları da yazıyorum.

Bir ülkenin dış borcu milli gelirine hızla yaklaşıyorsa ve borç bulabilmesi her gün daha fazla faize bağlanıyorsa o ülke batmıştır.

Soframızdaki lokmalar enternasyonal tefecilere akmaktadır ve Türkiye makineye bağlı bir hasta gibi, zorla yaşatılmaktadır...

Mevcut siyaset manzarasından bu durumu çözebilecek mantıklı adımların çıkamayacağı ortada.

Sağduyu sahibi herkes bunu açıkça görmeye başladı.

Lakin Türkiye öyle bir yer haline geldi ki, medya da saçmalaştı. Bizim rakamları, olguları ortaya koyarak bu gerçekleri yazıyor oluşumuz hiçbir şeyi değiştirmiyor.

Batan gemide herkes ceplerine kasadaki paraları tıkıştırma çabasında. Mantıklı tek adım atılmıyor.

Haydi, 'Yürütme'de büyük bir çürüme var diyelim, her şey gözlerimizin önünde cereyan ederken 'Yargı' ne yapıyor? 'Kuvvetler ayrılığı' olduğu varsayılan ülkede tüm mahkemeler Saray'a bağlanmış, kimsenin Yargı'ya güveni kalmamış...

Sayıştay ne yapıyor bilmiyoruz. Denetleme yapabiliyor mu, doğru raporlar oluşturabiliyor mu, belli değil. Milletvekilleri bile Sayıştay raporlarına ulaşamıyor...

Mahkemeden adalet çıkacağına; TÜİK'ten doğru rakam açıklanacağına; devletin herhangi bir kurumunun vatandaşa eşit davranacağına kimsenin inanmadığı; polisin, mülki erkanın anayasal hakları sistematik olarak çiğnediği tımarhane gibi bir memlekette yaşıyoruz.

Yargı ve bürokrasi gibi medyada da 'göreli bağımsızlık' ortadan kalktı.

Gazeteler, ekranlar, internet mecraları amigolarla doldu. Halkın gerçeklerden haberdar olma, haber alma hakkını savunup buna uygun haber ve yorum yapan yayın organı neredeyse yok denecek kadar azaldı.

Anlattıklarımızın, yazıp çizdiklerimizin, amigoların gürültüsü arasında boğulup gittiğini görüyorum.

Evet, medya eskiden de pek matah bir saha değildi. Ana akım medya hep patronların düdüğünü öttüren ve 'devletin âli menfaatleri'ni gözeten bir 'ideolojik aygıt' oldu.

Yine de haberciler mücadele ile gerçekleri satır aralarına sokuşturuyor, hatta manşetlere taşıyabiliyordu.

Misal, meşhur 'Susurluk skandalı' öyle ortaya çıkmıştı.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Şimdi ne mümkün!

İktidarın her adımı skandal ama koskoca medya bu skandalları meşrulaştırıp cilalamakla meşgul. Aksi yönde hareket etmeyi imkansızlaştırmaya çalışıyorlar.

RTÜK ana muhalefet liderinin açıklamasını yayınlayan televizyon kanallarına para cezası verdi. Cumhurbaşkanı'nın çocuklarının vakıflarıyla ilgili haber yapmak ne kelime!

Şimdi interneti zapturapt altına almak için harekete geçtiler. Durun bakalım, bu yazıları yazabilecek miyiz, belli değil...

Üniversitelere, bilime, futbola, eğlence yaşamına, festivallere, parklara, televizyon dizilerine, aklınızın alabileceği tüm yaşam alanlarına burunlarını sokuyorlar, hepsini mahvediyorlar, keyif ve nefes alabileceğimiz ufacık bir aralık bırakmıyorlar.

İlla festival, eğlence falan istiyorsanız Saray'ın Seda Sayan'ına mahkumsunuz!.. Detone hayat!..

Bütün bunlar tek bir gerçekliğe işaret ediyor: Karşıdevrim.

Yurttaşlık hukukunun ortadan kaldırıldığı ve Saray'ın iradesinin millet iradesinin yerine geçirildiği fiili bir durum yaratıldı. 'Cumhuriyet' teorik olarak bunun tersidir. Dolayısıyla 'cumhuriyet' ortadan kalkmaktadır.

Bu nedenle 'din' tartışması doğru değil. Tartışılması gereken 'yurttaşlık'tır.

Önümüzdeki süreç, şu anda yaşadığımız fiili durumun kalıcı ve 'yasal' hale gelip gelmeyeceğinin belirleneceği kritik bir yıllık bir süreç olacak.

Eğer karşıdevrim nihai menziline ulaşırsa bir cumhuriyet yurttaşları olmaktan tamamen çıkacağız ve Saray'a yaltaklanıp ulufesini alan küçük bir azınlık haricinde ensesine vurulup lokması alınan sefil bir yığına dönüşeceğiz.

Hayatın her alanına çöreklenmiş bir parti-devlet varken sağlıklı seçimler gerçekleşebileceğini düşünmek fazla naifçe olmuyor mu?

E peki o halde ne yapacağız?

İşler hiç kolay değil ama önce hakiki birer 'yurttaş' gibi davranacağız. Örgütlü bir toplum olmaya çalışacağız ve yurttaşlık haklarımızı savunacağız.

Evet, kafamız kırılabilir ama sefil bir yığının aciz bir parçası olmaktansa kırık kafayla gezmek yeğdir.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR