Kızları öldürülen anneler Danıştay'ın önünde açıklama yaptı

Eşitlik İçin Kadın (EŞİK) Platformu ve kızları öldürülen anneler, Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesine yönelik karara karşı açılan ikinci iptal davasının duruşması öncesinde Danıştay'ın önünde açıklama yaptı. EŞİK Platformu'ndan Selin Nakıpoğlu, "Cesaretimize, mücadele azmimize ve dayanışmamıza güveniyoruz. Çünkü biz çok haklıyız. Sözleşmeden çıkma kararı hukuksuzdur. İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmiyoruz" dedi. Öldürülen Gizem Filiz'in annesi Bahriye Filiz ise "İstiyorum ki katiller dışarıda gezmesin" diye konuştu.

Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesine yönelik Cumhurbaşkanı Kararı'nın iptali için açılan ikinci davanın duruşması Danıştay'da bugün yapılıyor. Duruşmayı, davacılar arasında yer alan kadın örgütleri de izliyor. EŞİK Platformu ve kızları öldürülen anneler, duruşma öncesi Danıştay önünde basın açıklaması yaptı. Platformu adına konuşan Selin Nakıpoğlu, şunları söyledi:

'İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'Nİ BİRLİKTE SAVUNACAĞIZ'

"Bir kişinin verdiği  ' İstanbul Sözleşmesi'nden imzayı çekiyorum, çektim' kararının iptali için sivil toplum kuruluşları, barolar, muhalefet partileri ve yüzlerce kadın, süreci yargıya taşıdı. ' İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmiyoruz' demek için 28 Nisan'da buradaydık. 650 kişilik konferans salonunda sayımız bini aştı. Kadın örgütleri, kadınlar, LBGTİ artılar ve avukatlar salonu doldurduk, sözleşmeyi savunduk. Bugün yine burada, ülkenin dört bir yanından yüzlerce kadın birlikte, hukuksuz fesih bildiriminin yargılanmasına tanıklık edecek, İstanbul Sözleşmesi'ni birlikte savunacağız.

'BU KAVGA KARANLIKLA AYDINLIĞIN KAVGASI'

Mahkeme salonu içeresindeki onlarca, adliye önündeki yüzlerce, ülke çapında ise milyonlarca kadının meşru talebi karara bağlanacak. Bir tarafta tek kişilik kararlar varsa diğer tarafta biz milyonlarız. Biz, imzanın çekildiği günden önce de sonra da ' İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmiyoruz' diyoruz. Her daim söylediğimiz gibi, eşit yurttaşlık kavramına tahammülleri olamayanların yapmış olduğu karalama ve saptırmalarla sözleşmeden imza çekildi. ve şimdi sıra, 'ben istedim oldu' kararına karşı açtığımız davaların duruşmasına katılmaya geldi. Neden bu kadar emek? Neden bu kadar mücadele? Çünkü bu kavga, karanlıkla aydınlığın kavgası. Hukukun gücüne, adalete, toplumsal cinsiyet eşitliğine inananların mücadelesi. Bu değerlere inanan herkesin bu mücadelede olması gerekir.

'SİYASAL İKTİDARIN ŞİDDET İÇEREN, BAĞIRIP ÇAĞIRAN DİLİ ERKEKLERİN CESARETLENMESİNE YOL AÇIYOR'

Kadına yönelik erkek şiddetinin en yaygını, en çok yaşanılanıdır küfre, hakarete maruz kalmak, aşağılanmak. Örneğin birkaç gün önce Cumhurbaşkanı'nın Gezi'ye katılan vatandaşlar için sarf ettiği sözü duyunca şaşırmadık. Evet, duyduklarımızın en kötüsüydü ama ülkenin yarısına yöneltilen ilk hakaret değildi. Yıllardır dediğimiz gibi, siyasal iktidarın şiddet içeren, bağırıp çağıran dili erkeklerin cesaretlenmesine yol açıyor. AKP iktidarında kadına yönelik şiddetin bu kadar artmasının en önemli nedenlerinden biridir bu.

Geçen hafta, 1 Haziran günü kadın cinayetlerini durdurmak amacıyla kurulmuş olan bir derneğin, hiçbir somut olguya dayanmayan kapatma davasının ilk duruşması yapıldı. Siyasi iktidar, muhalif kesimlere ve özelde kadın siyasetçilere, kadın ve LGBTİ hakları savunucularına, kadın sanatçılara sistematik olarak taciz ve baskı uyguluyor; kadına karşı eril şiddeti teşvik de ediyor.

'HUKUK DEVLETİ OLMA YOLUNDAN UZAKLAŞTIKÇA UZAKLAŞIYORUZ'

Hukuk devleti olma yolundan uzaklaştıkça uzaklaşıyoruz. Sizi dört gün önceye götürmek istiyoruz. Dört gün önce, 6. Yargı Paketi niteliğindeki 24 maddelik 'Hakimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi' TBMM Başkanlığı'na sunuldu. Teklifte, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun, Danıştay içerisinde seçim ile belirlemesinin ertelenmesini öneren maddeler var. Bu durum, yürütmenin Anayasa'ya ve yargı bağımsızlığına çok açık müdahalesidir. Anımsayacağımız gibi, söz konusu mevcut üye yapısıyla Kurul, İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili kararlarında Cumhurbaşkanlığı lehine tavır koymuştu. Dolayısıyla İstanbul Sözleşmesi kararında görüldüğü üzere yürütme, kendi lehine karar alabilecek üye sayısı ve yapısında değişiklik olmamasını sağlamaya çalışıyor. Kurul'da sayısal olarak iktidar ağırlığı devam etsin çabasıyla birlikte unutulmamalı ki bu Kurul, İstanbul Sözleşmesi'ne ilişkin dava sürecinde yine son sözü söyleyecek.

'CESARETİMİZE, MÜCADELE AZMİMİZE VE DAYANIŞMAMIZA GÜVENİYORUZ. İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'NDEN VAZGEÇMİYORUZ'

Bizler, nasıl bir eşitlik karşıtı iklim içinde olduğumuzun çok farkındayız. Tıpkı İstanbul Sözleşmesi'nin feshi gibi hiçbir şeyin güncel siyasi oyunlar uğruna yapılmadığını biliyoruz. Hiçbir şeyi hafife almıyoruz, ama umutluyuz. Cesaretimize, mücadele azmimize ve dayanışmamıza güveniyoruz. Çünkü biz çok haklıyız. Sözleşmeden çıkma kararı hukuksuzdur. İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmiyoruz."

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Müjde Tozbey Erden ise şöyle konuştu:

"Bugün 20 farklı şehirden 20 aileyi getirdik buraya. Şu an burada fotoğraflarını taşıyorlar kızlarının. Diyarbakır'dan, Mardin'den İzmir'den, Giresun'dan, Karabük'ten, Bursa'dan, Balıkesir'den, Çorlu'dan, Çorum'dan aileler geldi. İstanbul Sözleşmemiz vardı ama bu kadınlar korunmadı. Çünkü İstanbul Sözleşmesi uygulanmadı. Ama şöyle bir gerçek var; İstanbul Sözleşmesi olmasa daha çok kadın öldürülecek, daha çok şiddet olacak. Şu an burada bulunan ailelerimizin kızlarını öldüren asıl katil kocaları, babaları, eşleri veya kardeşleri değil, asıl katilleri koruyan devlettir. Biz, bunu söyler, bunu biliriz."

'KIZIM KORUMASI OLDUĞU HALDE ÖLDÜRÜLDÜ'

Öldürülen Gizem Filiz'in annesi Bahriye Filiz, "Benim bir yavrum öldürüldü, iki tane yavrusu vardı. İstiyorum ki katiller dışarıda gezmesin. Benim kızımın koruması vardı, koruması olduğu halde öldürüldü" dedi.

Ebru Gürcan'ın annesi ise sadece "Benim kızımı altı yerinde bıçakladı, ki çocuğunu bıraktı. Ben şimdi onunla uğraşıyorum" dedi ve gözyaşlarını tutamadı.

Aksaray Barosu adına konuşan avukat Şenal Sarıhan da şunları söyledi:

"28 Nisan'dan sonra burada tekrar çığlığımızı duyurmaya çalışıyoruz. Öyle umut ediyoruz ki süregelen davaların hemen ardından İstanbul Sözleşmesi ile ilgili hukuka uygun bir karar verilecek. Savunduğumuz yaşama hakkıdır."


PAYLAŞ