İngiltere’de son 30 yılIn en büyük grevi

 İngiltere’de son 30 yılda yapılan en büyük işçi grevi gerçekleşiyor.Demir yollarında 41 bine yakın işçi greve çıktı. 

Evrensel'den Arif Bektaş'ın haberine göre, İngiltere’de son 30 yılda yapılan en büyük işçi grevi gerçekleşiyor. Ülkedeki tüm demir yolları durdu. Yaklaşık 41 bin işçi greve çıktı. Patronlar talepleri kabul etmezlerse, 23 ve 25 Haziran’da da greve çıkılacak. Talepler ise son 3 yılda yapılmayan zamların yapılması, iş garantisinin sağlanması ve emeklilik haklarına saldırıların son bulması.

30 yıl önce başlayan ve yaklaşık 20 yıl önce tamamlanan özelleştirmelerden sonra demir yollarına birçok özel şirket girmişti. Demiryolu İşçileri Sendikası (RMT) 15 ayrı şirketin işlettiği demir yollarının hepsinde aynı anda grev oylaması yapmış ve geçtiğimiz ay sonuçları kamuoyuna duyurmuştu. Oylamaya katılan işçilerin yaklaşık yüzde 90’ı grevden yana oy kullanmıştı.

2007-2008 krizinde, dönemin Başbakanı David Cameron “Hepimiz aynı gemideyiz” diyerek işçi ve emekçilerden fedakarlık istedi. Kriz döneminde zenginler kârlarını katlayarak daha da zenginleşmişti. Son üç yılda, salgın döneminde ise işçi ve emekçilerin ücretlerine zam yapılmayarak başta sağlık emekçileri olmak üzere daha çok çalıştırılarak yine fedakarlık talep edildi. Bu sefer çağrıyı, kendisi skandallarla ve rüşvetlerle gündeme gelen Başbakan Boris Johnson yapmıştı. 

Son üç yıllık bilanço ne oldu? İngiltere’nin en zenginleri servetlerine yüzde 70 daha fazla servet kattı.

Peki ya işçiler? Üç yıl boyunca tek kuruş zam almadılar. Enflasyon son üç yılda yüzde 2.5’ten 11’e yükseldi. Her şeye zam geldi. İşçiler, kimi zaman çocuklarını yatağa aç gönderdi, kimi zaman kombi açmak yerine battaniyeye sarılarak oturmayı tercih etti.

İşçiler haklarını istediğinde ise sermaye topyekün saldırıya geçti.

SALGINDA ÇALIŞIRKEN KAHRAMAN, HAK İSTERKEN SORUMSUZ

Birçok oyun ve entrikalarla işçileri kandırmaya çalışan hükümet ve sermayesi, işçiler “Yeter artık” dediklerinde, salgında “kahraman” dedikleri işçileri birden, “sorumsuz, kaos çıkaran ya da bölücü” yapıverdiler. Bugün başlayan RMT grevindeki işçileri ve sendikacıları da salgında kahraman ilan eden Johnson iktidarı ve sermaye, şimdi onları sorumsuzlukla suçluyor. Niye? Çünkü işçiler maaşlarına zam istiyor. 

Tüm televizyonlara çıkıp, RMT yöneticilerini kötülüyorlar. Salgında yatağa aç giden çocuklar için kampanya yürüten Manchester United futbolcusu Rashford’a destek vermeyen ve çocukları açlıkla baş başa bırakan bakanlar ve sermaye grupları, birden o çocukları, hastaları ya da başka iş kollarındaki işçileri düşünür oldular!

Televizyonlara çıkıp grev yapan işçilerin, öğrencilerin sınavlarına gitmesine, hastaların randevularına yetişmesine ve diğer iş kollarında çalışan işçilerin işine gitmesine engel olduklarını söylüyorlar.

Hükümetteki Muhafazakar Parti’nin geçtiğimiz aylarda ortaya çıkan bir iç tartışması da bu arada kamuoyunun dikkatini çekti. Hükümetin, yapılacak grevlerin o alandaki hizmetin yapılmasına engel olmaması, patronu zarara uğratmaması, toplumu rahatsız etmemesi gibi kuralları yasa olarak hayata geçirmek istediği ortaya çıktı.

Yani hükümet, aslında pratikte işçilerin grev yapmaması, sadece sözde “Biz grevdeyiz” açıklaması yapıp, işine gücüne bakmasını istiyor. Ve buna da yine grev denecek. 

Hatta, Muhafazakar Parti, grevler sonucu, patronların gördüğü zararın sendikacılar tarafından karşılanmasını bile konuşacak kadar ileri gitti. Bir patron, grev sonucu zarara uğradıysa, bu zararın, grev kararı alınmasında sorumlu olan kişilerin ödemesini istenecek. Ödemezse mahkeme ve daha sonra cezaevine konması bile tartışılıyor. Bu tür saldırıları tartışmalarının tek bir nedeni var. O da bir süredir suskunluğunu koruyan işçilerin artık sokağa inmeye başlaması.


PAYLAŞ