Basın örgütleri: Sansür yasası çekilsin, gazeteciler serbest bırakılsın

Adana ve İzmir'de alana çıkan gazeteci örgütleri "dezenformasyon yasası"na karşı açıklama yaptı: Yasa teklifinde keyfiyete dayalı yazılı basının kapısına kilit vuracak maddeler var.

İzmir'de gazeteci örgütleri yarın TBMM'de görüşülecek dezenformasyon yasasına karşı Konak Hasan Tahsin anıtı önünde basın açıklaması yaptı.

Açıkmaya İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası, KESK, DİSK siyasi partiler ve birçok gazeteci de katıldı."Basın özgürse toplum özgürdür", "Özgür basın susturulamaz", "Susmuyoruz korkmuyoruz itaat etmiyoruz" sloganları atan kitle adına açıklamayı İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi okudu.

Gappi, yasa teklifiyle medyaya yönelik öngörülen idari tedbirler arasında para cezası, reklam yasakları ve sosyal medya ağlarına bant daraltma yaptırımların da olduğunu söyleyerek, "Yasa teklifinde keyfiyete dayalı yazılı basının kapısına kilit vuracak maddeler vardır. Yaklaşık 1000 gazete, yaşam kaynağı olan resmi ilanları alamamakla ve kapanmakla karşı karşıya kalacaktır" dedi.

Bu yasa teklifi yasallaşırsa sadece gazeteci için değil vatandaş için de yanlış bilgiyi alenen yayma suçu nedeniyle 3 yıl hapis cezası riski olacağını ifade eden Gappi, "Tüm toplumun  yazmaktan, eleştirmekten, sosyal medyada mesaj paylaşmaktan alıkoyulması hedeflenmektedir.  Bu yasa toplumsal bir otosansür dalgası yaratacaktır. Bu nedenle sadece gazetecilerin sorunu değil tüm toplumun sorunudur" diye konuştu.

Gappi, bağımsız haberciliğin doğrudan yana mücadele eden herkes için geçerli olduğunu belirten Gappi, "Bizi özgür bırakın. Türkiye’yi toplumu bizim üzerimizden şekillendirmekten vazgeçin. Temel insan hak ve özgürlüklerine, Uluslararası sözleşmelere ve Anayasaya aykırı olan basın tarihine kara bir leke olacak bu teklifi çekin" diye kaydetti. 

TGS Adana Şubesi, “Sosyal Medya ve Dezenformasyon Yasası” ile ilgili basın açıklamasını Çukurova Gazeteciler Cemiyeti ile birlikte Cemiyet’in sosyal tesislerinde gerçekleştirdi.

Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanvekili ve Çukurova Gazeteciler Cemiyeti başkanı Cafer Esendemir’in açılış konuşmasını yaptığı basın toplantısında ortak açıklamayı TGS Adana Şube Başkanı Salim Büyükkaya okudu.

Esendemir, Basın Kanunu ve basınla ilgili kanunlarda yapılan değişikliklerle gazetecilik mesleğinin köreltilmek istendiğini belirterek bunun için bir araya geldiklerini anlattı.

Salim Büyükkaya, teklif daha yasalaşmadan Diyarbakır’da tutuklanan gazetecilerin yaptıkları haberlerin sorgulandığını belirterek “Biz basın meslek örgütleri olarak bu istibdat yasasının geri çekilmesini istiyoruz. Biz basın meslek örgütleri olarak sansür, hapis cezası değil demokrasi ve basın özgürlüğü istiyoruz. Biz basın meslek örgütleri olarak öncelikle başta Diyarbakır’da tutuklanan meslektaşlarımız olmak üzere cezaevlerindeki gazetecilerin serbest bırakılmasını istiyoruz” dedi.

Yasanın basın ve ifade özgürlüğünü tamamen yok edecek, Türkiye tarihinin en ağır sansür yasası olduğunu dile getiren Büyükkaya, “Dezenformasyonla mücadele adı altında, sadece gazeteciler değil tüm sosyal medya kullanıcıları denetim altına alınacak, haber kaynağını açıklamayan gazeteciye hapis cezası verilecek. Hangi haberin ‘yalan’, hangi haberin ‘doğru’ olduğuna muğlak düzenleme doğrultusunda savcılar, hakimler karar verecek.” dedi. Hapis cezaları, kapatmalar, sansür ve internet medyasına ağır denetimler anlamına geldiğini ifade eden Büyükkaya, “Teklif daha yasalaşmadan Diyarbakır da 20 meslektaşımız sabaha karşı evlerine yapılan operasyonlarla gözaltına alındı, 8 günlük gözaltının ardından 16’sı tutuklanarak cezaevine kapatıldı. Suç delili diye kameraları sergilendi.

Sorguda ise yaptıkları haberler ve çektikleri yayınlar soruldu. Meslektaşlarımızın suçu  gazetecilik yapmaktan başka bir şey değil.” dedi. 

Basın meslek örgütleri yarın TBMM’de görüşülmesi beklenen yasaya karşı bir araya geldi, Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin Konferans Salonu’nda toplantı düzenledi.

Açıklamada, "Sadece gazetecilik faaliyetini değil, aynı zamanda toplumun haberleşme kanallarına dönüşen sosyal medya ağlarını da kontrol altına alan, onları da susturmaya çalışan bir kanun.” vurgusu yapıldı.

Bursa Barosu yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Cumhuriyet tarihine baktığımızda 1950’lerin 2. yarısında iktidarda bulunan hükümet 1956’da radyo ve yayın yoluyla işlenen suçlar kanununa ‘Kötü niyetle ya da özel maksada dayanan yayında bulunmak, hükümetin dışarıdaki itibarını mübalağalı ve özel maksada dayanan haberlerle sarsmak’ gibi muğlak ifadelerle getirdiği yasaklara, 1958’de ABD Doları’nın 2,8 TL’den 9,0 TL’ye çıkmasıyla yaşanan devalüasyondan sonra ağır ekonomik bunalımı örtmek ve basın tarafından verilen haberleri sansürlemek için özel bir kanunla Meclis’te bir de Tahkikat Komisyonu kurmuş, komisyon her gün yeni yasaklar koyarak basın özgürlüğünü neredeyse yok olma noktasına getirmişti.

Maalesef ki geçen iki sene içinde üç katına çıkan döviz, altı ay içinde dört katına çıkan enerji fiyatları ve bunun yarattığı ağır yoksulluk sebebiyle tarih, 60 yıl sonra tekerrür etmektedir. İfade ve düşünce özgürlüğü, bilim özgürlüğü, basın özgürlüğü 60 yıl önceki şekilde; ‘Gerçeğe aykırı bilgi, haber saiki, kamu barışını bozmaya elverişlilik’ gibi önceden öngörülemez, belirlenemez kavramlarla kısıtlanmaya çalışılmaktadır.

Bu yasaya baktığımız zaman; bilginin gerçeğe aykırı olduğuna kimin karar vereceği belli değildir. Gerçek muhtemeldir ki ‘yürütmenin gerçeği’ olacak, yürütmenin gerçek dediğinin dışındaki gerçekler gerçek sayılmayarak kanun kapsamında sansüre uğrayacak, üstelik bu bilgiyi veren ve yayan örneğin; bir tweet atan ve bunu rt eden ceza tehdidine maruz kalacaktır.

Aynı muğlaklık ‘haber ya da bilginin hangi saikle yayımlandığı’ hususun da ortaya çıkacak ‘Kamu barışını bozmaya elverişlilik’ gibi diğer muğlak bir kavramın eklenmesi ile de; örneğin TÜİK rakamlarından ayrı ve hepimizin gerçek olduğunu adımız gibi bildiğimiz, ancak yürütmenin resmi gerçek kabul etmeyeceği bilim adamlarının yaptığı araştırmalar bu kapsamda kabul edilecek, çarşı pazar dolaşan basın muhabirlerinin yaptığı haberlerden, kamuyu ilgilendiren tüm haberler bu kapsama sokularak yukarıda bahsettiğimiz en temel anayasal özgürlüklerimiz askıya alınmış olacaktır.

TBMM’ne hatırlatmak isteriz ki, Anayasanın 14. maddesinin 2. Fıkrasında ‘Anayasa hükümlerinden hiçbiri, devlete veya kişilere, anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz’ hükmüne amirdir.

Bu sebeplerle TBMM yasama yetkisini Anayasa’daki sınırlar içinde kullanmalı ‘Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı’ mümkün kılacak bu yasayı reddetmelidir. Yoksa ağır bir anayasa ihlali gerçekleşmiş olacaktır.

Açık, erişilebilir, öngörülebilir olmayan, bireyin yaptığı bir eylemin sonuçlarının ne olacağını önceden açıklıkla görebilmesi anlamını taşımayan, hukuk devletinin ve demokrasinin temel taşı olan ifade özgürlüğünü, basın özgürlüğünü ve bilim özgürlüğünü ortadan kaldıracak, hakikati iktidarın belirlediği, mutlak bir rejimi çağrıştıran, anayasanın temel niteliklerine aykırı, açıkça halkın bilgi alma hakkını engelleyebilecek, bir yıl sonra yapılması planlanan genel seçimi etkileyerek, seçimin de manipüle edilebileceği kaygılarını arttıran ve seçimin meşruiyetine de gölge düşürebilecek olan yasa teklifine en yüksek perdeden tarih önünde itiraz ediyor ve yasa teklifinin geri çekilmesini talep ediyoruz."


PAYLAŞ