İstanbul Sözleşmesi 4. kez Danıştay’da: Karar 20 Temmuz'dan önce açıklanacak

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı’nın iptali için açılan ve haziran ayı boyunca üç grup halinde planlanan duruşmaların sonuncusu bugün Danıştay’da görüldü. Savcı Aytaç Kurt mütalaasında, fesih kararının iptalini talep etti. Savcının talebi salonda uzun süre alkışlandı. 

Mahkeme heyeti, kararın 20 Temmuz'daki adli tatil öncesi tebliğ edileceğini açıkladı.

İYİ Parti lideri Meral Akşener, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ile CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in başvurularının da aralarında olduğu 40’ın üzerindeki davalardan ilki 28 Nisan’da, sonraki davalar da sırasıyla 7 Haziran ve 14 Haziran’da görülmüştü.

Danıştay 10. Daire’de son grup duruşmaların yapılacağı bugün, barolar başta olmak üzere kadın örgütleri ve siyasi parti temsilcileri Danıştay önünde bir araya geldi.

Daha önce yapılan davalara göre güvenlik önlemlerinin arttırıldığı görülürken, her duruşma öncesi Danıştay bahçesinde yapılan basın açıklamasına bu kez izin verilmedi. Polisin, Danıştay dışında bir alanda yapılmasını önerdiği basın açıklamasına kadın örgütleri karşı çıktı.

Kadın örgütleri, kolluğun gösterdiği alan dışında açıklama yapmak isteyince basın mensupları o kısma alınmadı. Kadınlar, "Basın buraya" sloganı attı. Daha sonra kadınlar
gazetecilerin bulunduğu alanda açıklama yaptı.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, “Her duruşma öncesi Danıştay bahçesinde açıklama yaparak duruşmaya giriyorduk. Bu kez hiçbir hukuki neden gösterilmeden bizi kapının dışında bıraktılar. Kadınları değil katilleri durdurun” ifadelerine yer verdi.

Kadın örgütleri ve baroların Danıştay dışında yaptığı açıklamanın ardından duruşma salonuna geçildi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) başta olmak üzere ağırlıklı olarak baroların yer aldığı 18 başvurunun esastan ele alındığı duruşmada heyet başkanı ‘kayıt alınmaması’ uyarısında bulundu.

Duruşmada ilk sözü alan Samsun Barosu adına savunma yapan avukat Hilal Serdar, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şeyin mevzuat değişikliği değil, eğitim olduğuna vurgu yaptı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bizim kadına şiddetle mücadelemiz İstanbul Sözleşmesi ile başlamamıştır" sözlerini hatırlatarak “Ne yazık ki bize İstanbul Sözleşmesi kadar güvence vermiyor” ifadelerine yer veren Serdar, “Kadına şiddete karşı olmak, kadına 'şiddetle' karşı olmakla mı karıştırılıyor?” diye sordu.

Antalya Barosu adına söz alan Baro Başkanı Hüseyin Geçilmez ise beyanda bulunma hakkını kadın meslektaşlarına bıraktığını söyledi. Bunun üzerine savunma yapan avukat Aylin Onursev, Pınar Gültekin davasında katil Cemal Metin Avcı’ya uygulanan ‘haksız tahrik indirimi’ kararını hatırlattı ve ekledi:

“Pınar Gültekin’in katiline uygulanan haksız tahrik indiriminin, kendisine tecavüz ettiğini söylediği Nurettin Gider'i öldürülen Nevin Yıldırım’a uygulanmadığını ve kendisinin hala Antalya L Tipi Cezaevinde bulunduğunu söylemek isterim.”

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına karşı açtıkları dava kapsamında Kocaeli Barosu söz aldı. Baro adına savunma yapan avukat Nuriye Yılmaz, yalnızca şiddet gören kadınlar için değil, şiddet mağduru bir kadın olarak da Danıştay’da olduğunu söyledi.

Doktor olan eşinden yıllarca şiddet gördüğünü sesi titreyerek anlatan Yılmaz, mahkeme heyetine “Sizin kızınıza hiç yemek soğuk diye dayak atıldı mı? Yumruk atılarak çenesi kırıldı mı?” sordu.

Yılmaz savunmasında şunları söyledi:

“Ben bu şiddeti yaşamış, çaresizlikten, güvencesizlikten yargıya başvuramamış bir kadın olarak da buradayım. Bana şiddet uygulayan eşim doktordu. 2007 yılında hastalıktan vefat etmeseydi belki bugün ben de aranızda olamayacaktım. Belki de ismim anıtsayaçta yazacaktı.”

Yılmaz, “Aslında burada nasıl bir kadın olacağımızın da kararını veriyorsunuz” diyerek, “Anıtsayaçta adı yazan bir kadın mı? Yoksa karşınızda duygularını ifade edebilen, kendini gerçekleştirebilmiş bir kadın mı olacağımıza siz karar vereceksiniz” şeklinde konuştu.

Yalova Barosu adına savunma yapan avukatlardan Dilan Dicle Çetin de İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına ilişkin bir gerekçenin olmadığına vurgu yaptı. Çetin, konuşmasının devamında, "Bizler, çapulcu olmadığımızı, sürtük olmadığımızı ispat etmek zorunda bırakıldık. Bizi bunları ispat etmeye mahkûm eden kişi tek bir kişi, biz ise milyonlarız” ifadelerine yer verdi.

TMMOB Yönetim Kurulu üyesi Ayşegül Oruçkaptan ise konuşmasına Gezi Parkı davası kapsamında tutuklu bulunan Mücella Yapıcı, Tayfun Karaman ve Can Atalay’ı anarak başladı.

Eşitliğin, kadına yönelik şiddetle mücadelenin birinci talepleri olduğunu söyleyen Oruçkaptan, İstanbul Sözleşmesi’ni tehdit olarak gören baskıcı rejime teslim olmayacaklarını kaydetti.

TMMOB vekili Ekin Öztürk Yılmaz da “Şu kalemin üretilmesi ve korunması için bile bin tane sözleşme yapılıyorken bizim hayatımız bu kalemden daha mı değersizdir. Elinizi bu kana bulaştırmayın” dedi.

Davacılar arasında yer alan Türk Tabipleri Birliği (TTB) vekili avukat Verda Ersoy da şiddetin birey üzerindeki fiziksel ve ruhsal etkisine dikkat çekerken, “Şiddet sona erse de travmalar sona ermiyor” dedi. TTB olarak kadına yönelik şiddeti halk sağlığı sorunu olarak gördüklerini ifade eden Ersoy, başvurucusu oldukları davanın kabulünü talep etti.

Duruşmada Kocaeli, Kayseri, Batman, Samsun, Antalya, Ordu, Yalova, Bursa, Muğla, Van, Amasya Baroları ile TTB, Ankara Diş Hekimleri Odası, Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması, TMMOB, Çanakkale Feminist Dayanışma/ Çanakkaleli feminist kadınlar adına yapılan savunmalar tamamlandı.

İstanbul Sözleşmesi’nin fesih kararının Anayasaya aykırılık içerdiği yönünde yapılan savunmalarda dosyaların AYM’ye gönderilmesi, aksi bir durum söz konusu olursa fesih işleminin iptali talep edildi.

Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğü Anlaşmalar Daire Başkanı Emre Topal da fesih işleminin hukuka uygun olduğunu, davacıların iddialarının ‘yersiz’ olduğunu söyledi.

TBMM'nin onayına bağlı bir uluslararası sözleşmeden çıkılmasının yine TBMM'nin tasarrufuyla mümkün olabileceği iddialarını reddeden Topal, "Bu görüşe kesinlikle katılmıyoruz. Anlaşmalar üzerinde nihai söz hakkının yasama kuvvetinde olduğunu varsaymak bize göre çok ciddi hukuki yanılgıdır” ifadelerine yer vererek davanın reddine karar verilmesini talep etti.

Duruşmada savunmaların tamamlanmasıyla Savcı Aytaç Kurt, mütalaasını verdi. Kurt, fesih kararının iptalini talep etti. Savcının talebi salonda uzun süre alkışlandı. 

Mahkeme heyeti, kararın adli tatil öncesi tebliğ edileceğini ifade ederek duruşmayı sonlandırdı.

Danıştay’da 10 buçuk saat süren duruşmaların ardından kadın örgütleri basın açıklaması yaptı.

EŞİK adına konuşan avukat Hülya Gülbahar, İstanbul Sözleşmesi’nin feshi kararının hukuksuzluğunu yapılan dört duruşma boyunca savunduklarını ifade ederek, "Mahkeme adli tatil öncesi sonucu açıklayacaklarını ifade etti. Ama daha duruşması yapılmayan dava dosyaları var. Nasıl yapacaklar bilmiyorum. Ama bizim talebimiz ya sözleşmenin fesih kararının iptali ya da dosyanın AYM’ye gitmesidir" dedi.

Duvar/ Müzeyyen Yüce


PAYLAŞ