Ver mehteri!..

Kusuruma bakmayın, ben de sonuçlarından ağır biçimde etkileniyorum, geçinemiyorum, asabım bozuluyor ama şu içinde bulunduğumuz ekonomik vaziyeti mizah dışında bir yöntemle ele alamıyorum artık...

Malum, "Biliyorsunuz, ben ekonomistim" diye iddialı çıkışları olan bir cumhurbaşkanıyla muhatabız.

Ekonominin başına oturttukları şahıs, "Gözlerime bakın, ışıltıyı görün" diye acayip laflar ediyor.

Aynı şahıs, yani Nureddin Nebati ek bütçe görüşmelerinde, "Vatandaşlarımızın günlük hayatlarını etkileyen olağanüstü fiyat artışlarının alım güçlerine en az düzeyde yansıması için azami çabayı gösteriyor ve gerekli adımları ivedilikle atıyoruz" dedi.

Bakın, bu lafı çözümlemek için hakikaten bilginlere falan danışmak lazım.

Ortada 'olağanüstü fiyat artışları' var ama Bakan Nebati bu olağanüstü fiyat artışlarının 'alım gücü'ne 'en az düzeyde' yansıması için 'azami çaba' gösteriyor!

Bu azami çaba ve atılan 'gerekli adımlar' ne?

İşte orasını bilemiyoruz.

Hani karşı karşıya gelsek, bu işin nasıl olacağını sorsak, muhtemelen Bakan Nebati ışıl ışıl gözleriyle gözlerimizin içine bakarak, "Bir şey satın almazsanız alım gücünüze de bir şey yansımaz" diyecek ve konu kapanacak...

Hazır 'ek bütçe'den söz açılmışken, oradaki mizaha da girmek icap eder.

Efendim, 'ek bütçe' dedikleri, yılbaşında yaptıkları bütçenin yüzde 86'sına tekabül ediyor.

Yaptıkları bir yıllık bütçeyi altı ayda tüketen iktidar, karşımıza hiç de 'ek' olmayan, maşallah nur topu gibi yeni bir 'tam bütçe'yle çıkıyor!

İnsanın yanılma payı olur. İktidarların ve onların ekonomi yönetimlerinin de yanılma payı olur.

Lakin yüzde 86'lık bir yanılma payından söz ettiğiniz zaman bu iş 'yanılma payı' falan değil, düpedüz saçmalamak manasına gelir.

Hepimizin etrafında şuursuz insanlar vardır. Hani "ayağını yorganına göre uzatmak" deyimini sürekli ihlal ederler ve hep kazandıklarından fazla harcayıp sonra kredi kartı borçlarını nasıl ödeyeceklerini düşünürler.

Biz de onları azarlarız, haddinden fazla harcama yapmamalarını söyleriz...

Ne var ki, bizim durumumuzda iktidar şuursuz.

Hepimizi ağır bir borç yükü altına soktular, hâlâ şuursuz hareketlere devam ediyorlar.

Dünyanın en yüksek faizle borçlanan ülkeleri arasında şampiyonluğa oynuyoruz, yetmiyor, kuru aşağı çekebilmek üzere uygulanan 'Kur Garantili Mevduat' yeni bir kambur oluşturuyor, o da yetmiyor kimsenin anlayamadığı yeni icatlar çıkarıyorlar ve bunların tümü zaten ağır geçim sıkıntısı çeken, doğru düzgün beslenemeyen yoksul nüfus üzerinden finanse ediliyor.

Evet, bankada mevduatı olan küçük bir zengin nüfus Türk Lirası'ndan kaçmasın diye, bankada mevduatı falan olmayan, cebinde beş kuruşu kalmayan devasa yoksul nüfus tarafından garanti altına alınıyor.

Garanti ödemeli yollar, köprüler, hastaneler, havalimanları keza...

Sonra Hazine ve Maliye Bakanı Nebati çıkıyor, 'olağanüstü fiyat artışları'nın biz fukaraların 'alım gücüne yansımaması' için 'ivedilikle' adım attıklarını anlatıyor!

Ne adımıymış o?

Bilemiyoruz!..

Mazot fiyatı bir senede beş katına çıkmış, tavuk suyuna çorba dört kat pahalanmış; patates, makarna, kır pidesi fiyatı üç katına fırlamış, milyonlarca emekli ve memura TÜİK zammı yapmaya hazırlanıyorlar!

Asgari ücrete bir iyileştirme olacak mı, yan çiziyorlar...

Bakan Nebati altı ay evvel, "İmkan olsa altı ay uyuyun, uyandığınızda bambaşka noktalara gittiğimizi göreceksiniz" diyordu.

Ayı olsaydık, kış uykusuna yatsaydık ve altı ay uyuyup haziran itibarıyla uyansaydık, hakikaten bambaşka noktalara gittiğimizi görürdük!

Kimse kusura bakmasın ama Türkiye iflas etti ve para bulabilmek için devlet kademeleri düzeyinde elli takla atmaya başladılar.

Hani sürekli 'yerli ve milli' nutukları atıyorlar ya, dünyanın en bağımlı, en kimliksiz, en yanar döner ülkesini yarattılar.

Gücünüze mi gitti?

Söylenebilecek daha ağır laflar var ama buraya yazamam.

Koca ülke kağıt üretemiyor kağıt! Yerli ve milli bir yaprak kağıdımız yok.

Ekonomideki iflas bizi cümle aleme rezil ediyor. Dış politikada utanç verici bir haldeyiz: Dün ak dediğimize bugün kara diyoruz.

Bütün dünya bunun farkında, bizi acıyarak, biraz da gülerek izliyorlar ve fakat iktidarın ajitatörleri başımızda bir 'Dünya Lideri' olduğunu söyleyip ahalinin bir kısmını buna inandırıyor. Ver mehteri!..

Bakın buradan söylüyorum, dokunamadıkları bir tek çay dengeleri kalmıştı, bir süredir çay üreticisini de toptan mahvedecek adımlar atmaya çalışıyorlar.

On yıllardır kâr eden Çaykur, Varlık Fonu'na devredildiğinden beri zarar ediyor, daha doğru ifadeyle zarar ettiriliyor.

85 milyon insanın gün boyu çay içtiği bir ülkede bu nasıl oluyor?

Biliyorsunuz, onlar ekonomist! Olmazı olduruyorlar...

Bozmadıkları bir şey kalmadı.

Yahu, bazen hakikaten aklım almıyor. "Tarım alanlarına inşaat yapmayın" diye televizyonlarda durmadan kamu spotu döndüren bunlar değil miydi?

Şimdi Bandırma'nın verimli tarım arazilerini zorla kamulaştırıp oraya organize sanayi bölgesi yapıyorlar!

Dağ taş mı kalmadı?

Yok, illa oraya yapacaklar...

Geçen sene ciğerimiz yandı. Ege'de ormanlarımız, milyonlarca ağacımız yandı.

Biz, "Eh, artık biraz akıllanmışlardır, bu sene için tedbir almışlardır" diye düşünürken, bakıyoruz, yine gözümüzün önünde ormanlar kül oluyor.

Böyle bir şuursuzluk hali, tamamen satın aldıkları medyadan pompalanan ajitasyonun altına gizleniyor ve şimdi muhalif ses çıkarmayı imkansız hale getiren yeni sansür yasalarıyla karşımıza dikiliyorlar.

Bundan sonra ne yapacağımız meçhul...

Mutedil muhalefet bile imkansız hale gelecek.

Ondan sonra verecekler mehteri, verecekler mehteri...

Delirip sokağa çırılçıplak fırlayan vatandaşlar mehter marşı eşliğinde geçit töreni yapacak.

Olacağına bakın siz!

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR