Adalet isteyen bir göçebe: Pınar Selek

Türkiye, belki paylaşanın bile unuttuğu bir sosyal medya mesajı nedeniyle politikacıların, gazetecilerin ve daha da geniş bir kesimin konjonktürel nedenlerle, geriye doğru kazı yapılarak mahkum edildiği bir ülke olmayı konuşurken, yıllar önce takip eden gazeteciler olarak herhalde birçoğumuzun unuttuğu bir dava ile yeniden yüz yüze kaldı. Bir süredir yurt dışında yaşayan ve şu anda akademik çalışmalarını Fransa’da sürdüren Sosyolog Pınar Selek’in hakkında Mısır Çarşısı davasında 8 yıl önce verilen beraat kararı Yargıtay tarafından bozuldu. Gerekçesi henüz açıklanmayan karar, Anadolu Ajansı’nın bir haberi ile duyuruldu. Konuştuğumuz Pınar Selek, kararın hukukla bir ilgisi olmadığını belirtirken kendisini “Adalet isteyen bir göçebe!” olarak tanımlıyor. Ülkesini özlediğini ifade ediyor ve dört yıl önce yayımlanan romanına atıfla, “İyi ki ben de bir cümbüşçü karıncayım” diyor.

Epey eski bir dava olduğu için bir hatırlatma ile başlayalım. 24 yaşından küçük olanlar daha dünyaya gelmemişti. 1998 yılında Mısır Çarşısı’nda gerçekleşen patlama sonucu 7 kişi yaşamını yitirmiş ve 127 kişi yaralanmıştı. İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi, bu olaya dair yargılandığınız davada 2014 yılında beraatinize karar vermişti. Bu dördüncü beraatti. Ancak 8 yıl sonra Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bu beraat kararını bozduğunu öğrendik. Yıllar sonra bu haberi duyduğunuzda neler hissettiniz?

Gece yarısı telefonla duydum... 24 yıldır bir kabusun içinde yaşasam da, ülkemiz toptan kabusa gömülmüş olsa da, çok şaşırdım. Bu kararı beklemiyordum. Patlamanın gaz kaçağından olduğuna dair üç adet bilirkişi raporuna, polisin olay yeri inceleme raporunda “Bu patlamanın bombayla ilgisi yok” diye yazmasına ve görevli polis amirinin mahkemede net olarak “Patlama gaz kaçağından kaynaklanmıştır” demesine rağmen bu karar alındı. Üstelik bu konuda benden tek bir ifade alınmadı, soru bile sorulmadı. Yalnız Abdulmecit O. isimli bir kişinin işkence altında verdiği ama mahkemede reddettiği “Beraber yaptık” ifadesine dayanılarak dava açıldı. Hiç tanımadığım bu şahıs benimle birlikte beraat etti ve onun beraati kesinleşti, çünkü savcı onun ifadesi doğrultusunda sadece benim beraatime itiraz etti... Son beraatimden 8 yıl sonra, beraatim ömür boyu hapis cezasına dönüşüyor. Nasıl bir gerekçeli karar yazabileceklerini merakla bekliyoruz.

19 Aralık 2014 günü dördüncü beraatinizi Fransa’da haber aldığınızda, kararı arkadaşlarınızla kutlarken şöyle demiştiniz: “Beraatlere alışığım. Acaba bir ay sonra biz tekrar bekleyecek miyiz, önceden diyorduk ki üç beraatten sonra, şimdi dört beraatten sonra diyecek miyiz, demeyecek miyiz bilmiyorum.” Maalesef şimdi dördüncü beraatin bozulmasını konuşuyoruz. Avukatlarınızla kararı dair konuştunuz mu?

Evet, babam yanımda. Tesadüfen beni ziyarete gelmişti. Kararı beraber öğrendik. Yakın bir zamanda Fransız barosunda seminer verdiği için, buradaki avukatlar hemen yanımıza geldiler. Dolayısıyla karardan sonra hızla hem Türkiye’deki hem de Fransa’daki pek çok avukatla sürekli diyalog halindeyiz. Kesin olan şu… Bu kararın hukukla hiçbir ilgisi yok. Gerekçeli karar geldikten sonra daha çok şey söyleyeceğiz.

"İYİ Kİ BEN DE BİR CÜMBÜŞÇÜ KARINCAYIM"

İki kez beraat verilen Gezi’ye dair üçüncü bir Gezi davası ile tutuklamaların gerçekleştiği, 16 Kürt gazetecinin tutuklandığı, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na eski sosyal medya paylaşımlarından ceza verildiği, HDP hakkında kapatma davasının gündemde olduğu bir döneme geldi sizin davanıza dair karar. Tablo böyle olunca, birçok kişi de dönemin siyasi ruhu ve yargı pratikleriyle uyumlu bir karar olarak okudu. Bundan sonraki sürece dair neler söylersiniz?

Tabii ki bu skandal diğerleriyle son derece bağlantılı. Benim davam bu hükümetten önce başladığı için, ülkemizdeki siyasal krizin çok daha uzun bir tarihi olduğunu gösteriyor ve Mısır Çarşısı davası bu krizin sürekliliğine paralel olarak, hukuki alanda alınan beraatlere rağmen, bugüne kadar sürdü. Ve sonunda, duruşmalara dahil olmayan bir mercii tarafından mahkumiyetle sonlandırılmak istiyor. Yani mahkumiyet bu dönemde geliyor. Yani siyasal krizin en derinleştiği, en ufak bir muhalefetin iktidar yapısında aşırı bir korku yarattığı, muhaliflerin hukuksuzca, hunharca cezalandırıldığı bir dönemde. Ama tüm bunlar çok uzun sürmeyecek. Cezaevindeki, sürgündeki aktivistler, gazeteciler, seçilmişler çok sağlam duruyorlar. Bu duruş dışarıda direnen insanlara da güç veriyor. Korkuyu egemen kılamadıkları için, direniş büyüyor, daha da yaratıcı, kontrol edilemez bir hale geliyor. Üstelik her şeye rağmen, yeni bir dünya yaratmak için gerekli olan hayal gücümüzü de büyütmeyi başarıyoruz. Üstelik, neşeyle, şarkılarla... “Geççek..” derken yeniyi yaratıyoruz. Hiç durmadan. Ben bu dönüşümün içinde doğru tarafta olduğum için çok mutluyum. Son romanımda yazığım gibi : “ Dünyanın iyice karardığı yıllardı. ama şiir kendine yol buluyordu ve cümbüşçü karıncalar çoğalıyordu”(Cümbüşçü Karıncalar, İletişim, 2018). İyi ki ben de bir cümbüşçü karıncayım.

'ADALET BİZİM ESERİMİZ OLACAK'
Sizin davanız etrafında güçlü bir dayanışmanın örgütlendiği davalardan biri olarak hafızalarda. Bozma kararının ardından Hâlâ Tanığız Platformunun yaptığı açıklama da zaten bu gerçekliği teyit ediyor. Davanızın sonraki sürecine dair bir mesajınız, çağrınız var mı?

Bu haksızlığa karşı sonuna kadar mücadele edeceğim, edeceğiz. Uğradığımız saldırılar güzel şeyler yaptığımızı ispat ediyor. Devam, diyorum... Adalet bizim eserimiz olacak.

'HAYATIM TRENLERDE GEÇİYOR'

Bizim kuşaklar sizi sosyolog olmanızın yanı sıra feminist dergi Amargi’nin kurucu editörlerinden biri ve gazeteci-yazar olarak tanıyor. Kitaplarınız Türkçe, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Yunanca, Ermenice ve Fransızca olarak yayımlandı. Bir dönemdir de yurt dışında yaşıyorsunuz. Arada aldığınız çeşitli ödüllere dair haberler gündeme geliyor. Yurt dışındaki hayatınızdan biraz bahsedebilir misiniz, neler yapıyorsunuz?

 

İki yıllık Berlin hayatımdan sonra, Fransa’ya geldim. Burada, zaten her şeye rağmen devam etmiş olduğum sosyoloji çalışmalarımı daha iyi koşullarda sürdürebildim. Halen, üniversitede, sosyoloji bölümünde öğretim üyesiyim ve buradaki kırmızı çizgilere dokunan, sınırlar, göç politikaları, Çingeneler, yeni sömürgecilik mekanizmaları, yabancı seks köleleri gibi konularda araştırmalar yapıyorum. Roman, masal, hikaye, siyasal metinler yazıyorum, pek çok dilde yapılan çeviriler sayesinde sürekli birbirinden çok farklı dünyalara girip çıkıyorum. Feminist, antimilitarist, anarşist pek çok kolektifin üyesiyim. Son yıllarda mücadelemizi ve örgütlenmemizi politik, kültürel ve sosyal sınırları aşarak örgütlemeyi daha iyi başarıyoruz. Yani şu anda hayatım trenlerde geçiyor!  İlk başlarda sürgün duygusunu yaşıyordum, şimdi kendimi daha çok bir göçebe gibi hissediyorum. Adalet isteyen bir göçebe!

Virginia Woolf, biz kadınların ülkesi yok, tüm dünya bizim ülkemiz, diyordu. Çünkü sınırların çizildiği savaşlara biz katılmadık… Yani o sınırların neresinde olduğumuz çok önemli değil. Tabii dostlarımı, alıştığım sokakları, benim bir parçam olan ve hâlâ benden bir parça taşıyan ülkemi çok özledim. Olsun. Artık kocaman bir ülkeyiz. Kendini adalet mücadelesinde yaratan rengarenk bir ülke!


ÇEYREK ASIRLIK BİR DAVA

9 Temmuz 1998 günü İstanbul’daki Mısır Çarşısı’nda bir patlama meydana gelmiş, 7 kişi yaşamını yitirmiş, 127 kişi de yaralanmıştı.

Patlamadan iki gün sonra Sosyolog Pınar Selek gözaltına alınmış ve kriminal laboratuvar raporunun bomba bulgusu olmadığını belirtmesine karşın, Pınar Selek örgüt suçlamasıyla DGM askeri hakimliğince tutuklanmıştı. Olay, iktidara yakın yayın yapan gazetelerde henüz davası bile görülmeden Selek’e ilişkin hüküm verici sıfatlarla birçok kez haber oldu.

Emniyet bomba uzmanlarının olay yeri inceleme raporu da patlamaya bombanın yol açmadığı sonucuna varmış olmasına rağmen Abdülmecit Öztürk polise verdiği ifadede Mısır Çarşısı’nı bombalama eylemini Selek’le birlikte gerçekleştirdiklerini öne sürmüştü. Öztürk, daha sonra bu ifadenin işkence altında alındığını ifade etti.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, 2006 yılında gördüğü davada “Patlamaya bombanın mı yoksa LPG’nin mi neden olduğunun kesin tespitinin yapılamadığı” gerekçesiyle Pınar Selek hakkında beraat kararı vermişti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise beraat kararını bozdu ve eylemin 765 sayılı TCK’nin 125. maddesinde tanımlanan “devlet güvenliğine karşı suç” oluşturduğuna hükmederek, Selek’in bu madde kapsamında ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını istedi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, dairenin kararına itiraz etmesi üzerine dosya, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna geldi. Ancak Kurul, 2010 yılında Başsavcılığın itirazını reddetti. Beraat kararları ve herhangi bir yeni delil sunulmadan beraat kararlarının bozulmasıyla devam eden yargılama süreci sonunda İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Aralık 2014’te sanıkların atılı suçu işlediklerine dair mahkumiyetlerine yetecek ölçüde kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle beraatine karar verdi. Bu Selek için davadaki dördüncü beraat kararı idi. Ancak Anadolu Ajansı 21 Haziran 2022’de, 8 yıl önce verilen son beraat kararının da bozulduğunu ve gerekçesinin daha sonra açıklanacağını duyurdu.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR