Dünyayı Kurtaran Adam...

Sabah sabah tonlarca siyanürlü atığın Fırat Nehri'ne ve geniş tarımsal arazilere yayılmasını dehşet içinde izlerken büyük aktör Cüneyt Arkın'ın aniden hayatını kaybettiği haberi düştü gündeme...

Kafamın içinde istemsiz bağlar oluşmaya başladı.

Cüneyt Arkın'ın, pek çoğunuz gibi, benim hayatımda da özel bir yeri vardı.

Memleketim Ayvalık'ta ilkokulu okurken her hafta sonu koşa koşa sinemaya gider, iki filmden birinin 'Cüneyt Arkın filmi' olması için dua ederdik.

Onun filmlerinden oyunlar icat ederdik. Hangimizin babası Cüneyt Arkın'a daha fazla benziyor diye kapışırdık aramızda.

Bu büyük hayranlık büyük bir sürprizle birleşti. İlkokul dörtteyken, efsanemiz Cüneyt Arkın, 'Tuzak' filmini çekmek için Ayvalık'a geldi.

Cüneyt Arkın'ı göreceğiz diye uyku uyuyamadık. Ama daha önemlisi, Cüneyt Arkın'la aynı filmde rol alacaktık!

Filmin bir sahnesinde bizim ilkokulun bando takımı da vardı. Bando takımının majörü olarak hayatımdaki en artistik yürüyüşümü yaptım kameralar önünde.

Evet, denk gelir de izleme fırsatınız olursa, filmin başlarında birkaç saniye görünen eflatun üniformalı bando takımına dikkat edin; en başta sopa sallayan o mantar gibi majör benim...

Seneler sonra Cüneyt Arkın'la bir söyleşi için onun evinde buluştuk.

'Meşhurlar' her zaman hayal ettiğiniz gibi çıkmaz. Cüneyt Arkın da benim sandığım gibi biri çıkmamıştı.

İnanılmaz derecede cana yakın, matrak, açık sözlü ve mütevazı idi. O kadarını beklemiyordum.

Saatlerce muhabbet ettik.

'Ortak filmimiz'den ona da bahsettim. 'Tuzak' filmi için, "Türkiye'nin ilk çevreci filmlerinden biridir" demişti.

Gerçekten de Cüneyt Arkın'ın Ayvalık'ta denizi ve çevreyi zehirleyen bir sanayi tesisine karşı mücadelesini anlatıyordu 'Tuzak'.

Uzun yıllar eski Yeşilçam filmlerinin teknolojik seviyesiyle, en başta da Cüneyt Arkın'ın 'Dünyayı Kurtaran Adam'ıyla dalga geçilip durdu ama Yeşilçam aslında 'kötü'ye karşı 'iyi'yi destekledi hep.

Filmlerin ezici çoğunluğu çevreyi zehirleyen, işçiye haksızlık yapan patronlara karşı koskoca bir yoksul nüfusun yanında duruyor, fakirlerin insani meziyetlerini zenginlerin karşısına dikiyordu.

Şimdi her gece türlü kanalları dolduran zevzek dizilerin yanına yaklaşamayacağı senaryolar filme çekildi o dönem.

Cüneyt Arkın'ın 'Vatandaş Rıza'sı gibi karakterler ya da yine Cüneyt Arkın'ın sevgili Tarık Akan'la beraber rol aldığı 'Maden' gibi bir film çıkarılabilir mi bugünün sinema piyasasında?

Yıllar önce yaptığımız söyleşide şunları söylüyordu Cüneyt Arkın:

Ya, 'Kalk vatandaş Rıza, kalk!..' Filmin finalinde açlık grevine gider vatandaş Rıza. Gecekondusunu yıkarlar, anlayamaz.

Kimseye bir kötülük etmemiş, evini yıkıyorlar adamın, hayallerini, umutlarını, geleceğini. İnanamadı yahu.

Çok dürüst komşuları adamı üç kuruş için sattı. Atatürk heykelinin altında köylü Rıza, açlık grevine başladı, kamuoyu oluştu, açlık grevinde, ayağa kalkması gerekiyor, kalkamıyor.

Yardım da almıyor, kendisi kalkacak.

Bütün halk bağırıyor, binlerce insan, 'Kalk vatandaş Rıza kalk!' Tak diye kestiler orada. Filmin anlatmak istediği buydu.

Kimse vatandaş Rıza'nın ayağa kalkmasını istemiyor. Kestiler.

Ne mücadeleler verdik, bir türlü ayağa kaldıramadık Rıza'yı...


Cüneyt Arkın Türkiye'nin Batı emperyalizmi ve işbirlikçi sermaye tarafından cendere altına alındığını düşünüyordu.

Ona göre sinema endüstrisi bile buna göre tasarlanmıştı: Yeşilçam bitirildi, yerine şimdiki ucube yapımlar geçirildi.

Malkoçoğlu'nun kılıcı üzerine espriler yaparken birden ciddileşip, "Bugün kılıcı sisteme çekmek lazım" demişti. Uluslararası para spekülatörü George Soros'un AKP iktidarıyla aynı masayı paylaştığı günlerdi.

Cüneyt Arkın düşüncelerini şöyle anlatmıştı:

Sekiz uluslararası şirketin sermayesi, 100 Doğu ülkesine bedel. Para spekülatörü Soros'un finansörlüğünde faaliyet gösteren pek çok kuruluş ve vakıf faaliyet yürütüyor Türkiye'de. Vakıf üniversiteleri dahil.

Bu gelişmeyi öğrendiğimde paniğe kapıldım. Türkiye'ye çok büyük kötülükler yapılıyor.

Bütün kamu iktisadi teşekkülleri kapatılıyor, elden çıkarılıyor. Bu çok büyük bir kötülüktür. 'Babamın malı gibi satarım' demişti Yüksel Yalova.

Geçenlerde İzmir yolunda gördüm, böyle başını eğmiş, 'Taşıyamıyorsun değil mi günahlarını' dedim.

Et Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu gibi, toplumsal dayanışmacı yanı da olan kurumların hepsi bedavaya gitti...


Söyleşinin tarihine baktım, 17 sene geçmiş üzerinden. Cüneyt Arkın ülkenin iktisadi, siyasi ve toplumsal bir büyük kaosa sürüklendiğini o günden söylüyordu.

Neredeyse 70 yaşında hâlâ halı saha maçı yapan, resim çizen, güvercin besleyen o kadar hayat dolu ve neşeli bir adamken, konu toplumsal meselelere geldiğinde çok karamsar oluyordu.

Haklıydı...

Türkiye giderek daha fazla dibe sürüklendi. Ülkenin bütün kilit sektörleri, arazileri, ormanları, madenleri, hatta su pınarları uluslararası şirketlerin eline geçti ve toplumsal yaşam mahvoldu.

Hatırlarsınız, üniversiteli gençler bu öğrenim yılının başında barınma sıkıntısı yaşadıklarında Cüneyt Arkın dayanamayıp çıkmış, "O kadar saray yapıyorsunuz, niye yurt yapmıyorsunuz?" diye isyan etmişti.

Onun yaşına yakın nice 'meşhurlar', hâlâ doymak bilmez ihtiraslarının peşinde Saray ziyafetlerinde boy gösterirken, Cüneyt Arkın bu topluma duyduğu minnet ve sorumlulukla hareket etti.

Hiç rahatını bozmayabilir, iktidar tarafından el üstünde tutulurdu.

Lakin Cüneyt Arkın, halkın sevgisini kazandığını bildiği için iktidarın tezahüratlarına tenezzül etmedi.

1972 yılında cuntanın baskıları nedeniyle Yılmaz Güney'den alınıp kendisine verilen Altın Koza ödülünü nasıl reddettiyse, hayatı boyunca muktedirlerin yanaşması olmayı öyle reddetti.

Kuşkusuz onun örnek alınması gereken yanı budur.

Evet, bu tavrı örnek almalıyız.

Şimdi sermayenin çöpe çevirdiği topraklarımız siyanürle zehirlenirken, gençlerimiz yozlaşma batağında debelenirken, halkımız açlıkla cebelleşirken hepimizin üzerine düşen bir sorumluluk var.

Sesimizi çıkarmalıyız.

Her birimiz 'Dünyayı Kurtaran Adam' olmalıyız.

Aksi takdirde bir geleceğimiz olmayacak...

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR