Türkiye krizde,  muhalefet ve HDP dönemeçte

Demokratik kamuoyunun ve Millet İttifakını oluşturan muhalefetin gözü kulağı hafta sonu Ankara’da  “Çözüm Biziz, Sözümüz Var” sloganı ile toplanan HDP ’nin 5. Büyük Olağan Kongre’sindeydi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı kongre biter bitmez harekete geçti.  Dört kişi gözaltına alındı, yasadışı slogan atılması nedeniyle soruşturma açıldı. Bu da kimseyi şaşırtmayan son yılların bir iktidar klasiklerindendir.  

HDP, kongreyi iktidarın baskılarına, kumpas soruşturmalarına, tutuklamalarına ve Anayasa Mahkemesinde görülen kapatma davasına karşı büyük bir güç gösterisi olarak kurguladı.

Kongre, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yılbaşında sarf ettiği “mecalleri kalmadı” sözüne yanıt niteliğinde gerçekleşti.

Kongre ile aynı gün Ankara’da 5’inci kez bir araya gelen ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem çalışması yürüten 6 muhalefet partisine, bu güne kadar verilen mesajlar tekrarlandı. 

Eş Genel Başkan Pervin Buldan esas olarak partinin mücadele çizgisini vurguladı. Diğer eş başkan Mithat Sancar’ın konuşmasıyla bütünlük oluşturan konuşmasında, önümüzdeki döneme ilişkin yol haritasının işaretlerini verdi, partililere ve müttefiklerine partinin misyonunu hatırlattı.    

Eş Genel Başkan Mithat Sancar ise partinin rotasının altını net biçimde çizen bir konuşma yaptı. Sancar, milletvekili seçimlerine Demokratik İttifakla gireceklerine ilişkin bilinen politikaları tekrarladı.

Kongrenin en önemli anlamı, HDP’nin ve ana akım Kürt siyasetinin iktidar partisiyle geri dönüşü imkânsız bir biçimde bütün köprüleri attığını ve yüzünü muhalefete döndüğünü, hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde, güçlü ve net bütün dünyaya ilan etmesi oldu. Kongrede eskinin tekrarının imkânsızlığı açıklandı.  

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise yine tutumumuz nettir. Kamuoyu önünde açık şeffaf görüşmeler yapılması halinde tutum belgemizde de belirttiğimiz gibi müzakerelere ve ortak aday fikrine açığız. Bu olmazsa hakkımız olan adayımızla seçimlere girme seçeneği de güçlü bir seçenek olarak durmaktadır” sözleriyle, tercihlerinin muhalefetle ortak aday çıkarmak olduğunu, ama sonucu muhalefetin belirleyeceği uyarısını tekrarladı. Muhalefeti bekleyen tehlikeye işaret etti.

Demokratik Türkiye’ye ulaşmanın imkânlarından ve risklerinden söz etti. Bu, yeni bir yaklaşım. Geleneksel mağduriyet ve haklı, meşru direniş vurgusunun çok ötesinde, yeni cumhuriyetin inşasında nasıl bir yol izleyeceklerini ve rol üstleneceklerini açıkladı. 

Bu çerçevede güçlü bir siyasal iradenin varlığını hissettirdi. 27 Eylül 2021 tarihinde açıkladıkları "Adalete, Demokrasiye, Barışa Çağrı” deklarasyonunu geliştirdi.

Eş Genel Başkanların, oluşturdukları Demokratik İttifak ile güçlü barış ve çözüm hareketi yaratmak istediklerini ve bu doğrultuda ittifak bileşenleriyle siyasal irade birliği oluşturduklarını belirtmeleri dikkat çekiciydi.

Çözüm ve barış için HDP’den üç öneri

Mithat Sancar konuşmasında barış ve çözüm için öncelikle yapılması gerekenleri üç başlıkta toparladı. Yerel demokrasiyi geliştirmek, kayyımlara son vermek; siyasi mahkûmiyetleri ve davaları sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırmak; anadilde eğitim başta olmak üzere temel hakların ve kimlik haklarının eşit yurttaşlık temelinde güvence altına alınması.

HDP, yaklaşık bir yıldır minimize ettiği temel taleplerini bu biçimde formüle edip, özetliyor.  Bunları muhalefet partilerine tek adam rejiminin yarattığı siyasal krizden çıkışın reçetesi olarak sunuyor. 6’lı masa kayyımlar konusunda net ortak tutum içinde ama diğer iki öneri şu ana kadar masanın konusu dahi edilmiş değil.

Mithat Sancar’ın, konuşmasında ağırlıklı olarak yer verdiği bir diğer konu da barış ve çözümdü. Bu konudaki önerilerinin, 1 Temmuz 2022 tarihinde Yeni Yaşam Gazetesi’nde yayınlanan yazısındaki önerilerle neredeyse bire bir aynı olması bu kez güçlü siyasi iradenin oluşmakta olduğuna işarettir.

Bu konudaki ortak öneri, “Meclisin merkezinde yer aldığı, tüm siyasi partilerin ve toplumun bütün kesimlerinin mümkün ölçüde geniş şekilde dâhil olduğu ve aşağıdan geliştirilen barış süreci” biçiminde.

Selahattin Demirtaş, 1 Temmuz 2022 tarihinde Yeni Yaşam Gazetesi’nde yayınlanan yazısında, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın barış sürecindeki rolünü, “Türkiye sınırlarının içinde ve dışında çatışma durumuna dair en etkili barış kurucu aktörü Öcalan’dır. Kendisinin desteği ve katkısı olmadan barış yolunda mesafe kat edilemez. PKK, Öcalan’dan başka hiç kimseyi dikkate almaz” sözleriyle tanımlamıştı. Yani silahların susturulmasıyla, demokratik siyaset zemininin görevlerini ayrıştırmıştı.

Sancar da konuşmasında buna paralel yaklaşımla iktidarı ve muhalefeti uyardı. İktidara “tecrit üzerinden oyun oynamayın, tüm ülkeyi ve bölgeyi ilgilendiren bu denli önemli ve hassas bir meseleyi siyasi ikbal ve iktidar hedeflerinize alet etmeyin. Etmeye kalkarsanız da başaramazsınız. İmralı adına söz kurmayın, halkı yanıltmaya çalışarak afaki gündemler yaratmayın” diyerek seslendi.

Muhalefet partilerini ise “barış konusunda belirleyici katkı sağlayacağı geçmişte defalarca kanıtlanmış bir aktörün şimdi de bu rolünü oynamasını mümkün kılacak şartların yaratılmasını muhalefetin ve demokrasi güçlerinin de talep etmesi lazım” sözleriyle uyardı.

Demirtaş’ın ve Sancar’ın sözlerini “çözümün, barışın adresi İmralı’dır” yaklaşımından uzaklaşma işareti olarak değerlendirmek gerek. 

HDP Kongresinde,  muhalefetin ve HDP’nin bir dönemeçte oldukları görüldü. Ya birbirlerini besleyecekler ülke krizden çıkma yoluna girecek, ya da birbirlerine çelme takacaklar ve kriz kronikleşecek.

HDP, ortak cumhurbaşkanı için muhalefetin ne yapması gerektiğini kongrede ve öncesinde çok net ifade etti. Bu açıdan karar ve sorumluluk tek tek ve toplu olarak muhalefet partilerine kalmış durumda.

Bu konuda sorumluluğun büyüğü ana muhalefet partisine düşüyor. Ana muhalefet partisi zamanı iyi değerlendirmeli. Seçimler yaklaştıkça talepleri karşılamak ve kapsayıcı olmak çok daha zorlaşacaktır.

Kürt siyasetinde makas değişimi

HDP için, eş başkanların konuşmalarında daha da billurlaşan 27 Eylül 2021 tarihinde açıkladıkları "Adalete, Demokrasiye, Barışa Çağrı” deklarasyonunda ifade edilen görüşlerin, demokratik Kürt siyasetine yön verecek bir tarzda sürdürülmesinden başka bir yolun kalmadığının içselleştirilmesi gerekiyor.

Deklarasyonun ilanı sonrası yaşanan, “çözümün adresi İmralı’dır” gibi, belirlenen yoldan sapma ve direksiyonu eski yola kırmanın tekrar yaşanmaması gerekir.

Direniş ve mağduriyet söylemlerinin aşılarak “yeninin inşasına” yönelen bir iradenin güçlendirilmesi gerekiyor. Kürt hakları mücadelesinin artık ilerleyişi, demokratik mücadele merkezinin, Kürt siyasetinde belirleyicisi olma halinin sürekliğini sağlanmak ve kurumsallaştırılması zaruriyet arz ediyor.  

HDP, bu dönemeci kazasız belasız aştığında, Türkiye yeni cumhuriyetin asli kurucu siyasi gücüne ulaşacak, bu pozisyonu kazanacak.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in  editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR