Anneniz hiç çok acı çekti mi?

Geçen hafta başında Ayvalık'a geldim ve birkaç gün sonra annem kaldırımda yürürken düştü. Kalça kemiği kırıldı. Pek çoğunuz bunu öğrenmiştir çünkü konuyu Twitter hesabımdan paylaştım ve bir anda 2 milyonun üzerinde kişiye ulaştı.

Twitter'da şöyle yazmıştım:

Annemin bugün kalçası kırıldı. Ayvalık Devlet Hastanesi'nin tek ortopedisti izinde. Burhaniye'de ameliyatta kalple ilgili sıkıntı yaşasa kardiyolog yok. Hekimler kitle halinde istifa ediyor. Gecenin yarısı ambulansla İzmir'e gidiyoruz. Sağlık rezaletinle gurur duy @drfahrettinkoca


Evet, o bir tek 'tweet'te anlatmadığım pek çok şey yaşadık. Şimdi size biraz onları anlatacağım.

Kalça kırığı kötüydü. Ameliyat gerekiyordu.

Annem Ayvalık Devlet Hastanesi'nin acil servisinde acı çekerken biz ne yapacağımızı düşünüyorduk.

İyimser bir tahminle yazları en az 500 bin yerleşik nüfusa ulaşan Ayvalık'taki tek ortopedist izindeydi ve ortopedik vakalara müdahale edilemiyordu!

Acil servisteki görevli hekim mahcup bir ifadeyle hastamızı sevk edecek yer aradıklarını söyledi.

En yakın hastane Burhaniye… Orada genç ve yetenekli bir ortopedist olduğunu öğrendik ama onun dışında kalça ameliyatını gerçekleştirip hastamızın süreci sağlıklı biçimde atlatmasına yardımcı olabilecek başka hiçbir uzman yok.

İzmir'deki hekim arkadaşlarımızı aradık.

Ameliyatı gerçekleştirebilecek en önemli devlet hastanesinde en iyi ihtimalle bir hafta sonra operasyon yapabileceklerini söyledi arkadaşımız.

Odalar koğuş usulü, dört kişilik. Kullanılan protez ve diğer malzemeler ikinci, üçüncü sınıf. Farkını ödeyip daha kaliteli malzeme almayı önerseniz kabul edilmiyor…

Biz bunlarla uğraşırken Balıkesir'deki 'şehir hastanesi'nden bir hekimin bizi kabul ettiği haberi geldi.

Tanıdıklarımız vasıtasıyla İzmir'deki en iyi devlet hastanesi bir hafta sonraya, kötü malzeme ve koşullarda ameliyat tarihi veriyorsa Balıkesir'de başımıza ne gelebilirdi, tam bir muamma.

Yine hekim arkadaşlarımızın tavsiyesiyle, annemizi İzmir'de bize çok yardımcı olan bir özel hastaneye götürmek üzere belediyenin ambulansına bindirdik. Sarsıla sarsıla, acı içinde gece yarısı annemizi hastaneye yatırdık.

Başarılı bir ameliyatın ardından hastanede nezaret altında tuttuk ve bir hafta içinde eve getirdik. Şimdi zorlu bir iyileşme süreci başladı…

Ne malzeme, ne tedavi, ne bakım desteği var. Kendi kendimize çabalıyoruz…

Çok objektif ve açık ifade edeyim, mevcut Sağlık Bakanlığı'nın ve sağlık sisteminin insafına kalsaydık annemizi kaybetme riski çok büyüktü. En iyi ihtimalle acı çeke çeke oradan oraya sürüklenecektik.

İnsanın annesinin acı çektiğini görüp çaresiz kalması çok daha ağır.

Ne yazık ki çevresi ve parası olmayan milyonların kaderi bu…

Bakın, burada çok çarpıcı bir başka konuya dikkat çekmek istiyorum.

Yaşadığımız çaresizliği sosyal medyada paylaşıp, şaşırtıcı biçimde milyonlara ulaştıktan sonra, ertesi sabah Sağlık Bakanlığı sosyal medya biriminden arandım.

Sonra Sağlık Bakanı'nın Özel Kalem Müdürü aradı. Sonra İzmir İl Sağlık Müdürü…

Son telefon konuşmamız çok ilginçti. En iyi ihtimalle bir hafta sonra ameliyata girebileceğimiz devlet hastanesinde hemen ameliyat ve tedaviye başlanabileceğini söyledi İl Sağlık Müdürü.

"Biz başkasının önüne geçecek insanlar değiliz" diye reddettim teklifi.

Bu konuda başka bir şey yazmak istemiyorum…

Bakın, Türkiye'deki sağlık sistemi bütünüyle çökmüş. Çürümüş, kokuşmuş…

Tüm uyarılara rağmen kent merkezlerindeki hastaneleri kapatıp koca koca şehir hastaneleri yaptılar, içine ne malzeme koydularsa koydular ya, bunların tamamı avanta için.

Bu iktidarın insan hayatını, şu fukara milleti zerre düşündüğü yok.

Kent merkezlerinde tasfiye edilen hastane binalarının arazileri ranta terk ediliyor, hasta garantili şehir hastaneleri ise müteahhitlere servet aktarmak için kullanılıyor.

Maksat halkın sağlık standardını yükseltmek olsaydı, kent merkezlerindeki hastaneler modernize edilir, sağlık emekçilerinin koşulları iyileştirilir, üniversite hastaneleri ve bilimsel çalışmalar desteklenir, bir bütün olarak kamu sağlık sistemi güçlendirilirdi.

Hayır! Bunların hiçbiri yapılmadı.

Tersine, sağlık alanını avanta sahası haline getirdiler. Bir rezillik yığını yarattılar.

Cezasızlıkla ödüllendirilen 'sağlıkta şiddet' şimdi hekimlerin, sağlık emekçilerinin canını alıyor.

Açlık sınırına sürüklenen sağlık emekçileri kitleler halinde nispeten daha insanca yaşayabilecekleri ülkelere göç ediyor.

Türkiye'de 330 bin polis, 30 bin bekçi, 32 bin gardiyan, 150 bin profesyonel jandarma, 140 bin Diyanet görevlisi var.

Üniversiteler dahil kamuda görev yapan hekim sayısı ise son istifa furyasıyla beraber 100 bin civarına düştü.

Bu ne demek, biliyorsunuz, değil mi?

Türkiye'nin öldürme ve gömme kapasitesi yaşatma kapasitesinin kat kat üzerinde!

Daha o kadar çok şey söylenebilir ki…

Yazık bu ülkeye, giderek çaresiz, eğitimsiz, sağlıksız bir fukara toplamına dönüşen bu millete yazık…

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR