Yer tutma becerisi ve İskoç kalecilerin kötü şöhreti

Euro 2020'de İskoçya kalecisi David Marshall'ın Çekyalı Patrick Shick'ten 46 metreden yediği ikinci golde boş bıraktığı kaleye geri koşuşu sosyal medyada alay konusu olmuştu.  

Marshall'ın ayakları açık halde kale içindeki atlayışını uzun atlama kumu üzerine ve 100 metre bitiş çizgisine monte etmekle kalmayan sosyal medya kullanıcıları, 36 yaşındaki kalecinin ağlarla bütünleştiği kareye onu kurtarmaya çalışan itfaiyecileri de eklemişti.  

Çünkü yazılı olmayan kurala göre Ada'da İskoç bir kaleci uluslararası düzeyde böyle bir hata yapıyorsa İngilizlerin alay ve şakalarından asla kurtulamaz. 


Bu gelenek II. Dünya Savaşı yıllarına dek dayanıyor. Joe Crozier 1943'teki iki maçta İngiltere'den toplam 14 gol yemişti. Yine 1945'te İskoç kaleci Freddie Martin birbirinden hatalı 7 gol; 1975'te Stewart Kennedy ise 5 gol yemişti. 

Belki de Nisan 1961'de Wembley'deki maç bu damgalanmayı uzun süre devam ettirdi.  İngilizlere 9-3 kaybeden İskoçya'nın sadece ulusal rekabette değil, kaleciler açısından da aşağılanmasına neden olan şey, kalecisi Haffey'nin hatalarla dolu 90 dakikasıydı.

Maçın 10 ve üzeri skorla bitmemesi bir mucizeydi. Maç sonrası ise İngiliz medyası Haffey'nin Big Ben önünde çekilen fotoğrafını basıp "-Saat kaç? -Haffey'i 10 geçiyor" şeklinde dalga geçmişti. 

İngilizler kaleci konusunda efsanevi Gordon Banks'in ardından Ray Clemence ve Peter Shilton gibi iki çok iyi kaleciyle 90'lara dek sorun yaşamamıştı.

Sonrasında ise hantal David Seaman'a ve kariyeri boyunca asla güven vermeyen David James'e Joe Hart ortaya çıkana dek katlanacaklardı.

Bununla birlikte İngilizlerin hedefindeki İskoçlar da sanıldığı gibi 70'lerden beri kötü kaleciler çıkarmamıştı. Don Revie'nin Leeds Unitedı'nda David Harvey; 13 yıl aralıksız Partick Thistle ve üzerine 6 yıl Hibernian FC kalesini koruyan Alan Rough; 1983'te Avrupa Şampiyonu olan Aberdeen efsanesi Jim Leighton ve Rangers'ta ikonik bir figure dönüşen Andy Goram 1970'lerden 2000'lerin başına dek milli takımın kalesini korudu.  

Jonathan Wilson, "Yabancı" kitabında kulüp kariyerinde sık hayal kırıklıkları yaratmasa Jim Leighton'ın yaratılan kötü İskoç kaleci imajını yıkmaya çok yaklaştığını söylüyor.

İskeleti çıkmış zayıf yüzündeki donuk ifadesi, dökük dişleri ve kaşlarına sürdüğü kremle ürkütücü bir ifadesi olan Leighton, futbolun icadından beri sahada gibiydi.  
 

Leighton'u çevikliği ön plana çıkarıyordu.jpg

Leighton'u çevikliği ön plana çıkarıyordu

 

Aberdeen'de Willie Miller ve Alex Mc Leish'ten oluşan tandemin arkasında anıt gibi yer alan Leighton'un yeteneklerine çok güvenen Alex Ferguson, United'ın başına geçtikten 2 yıl sonra İskoç kaleciyi Old Trafford'a getirdi.

Ancak Leighton'un hem United'da hem de milli takımda yediği hatalı goller nedeniyle kendisine duyulan güven giderek kayboluyordu. Leighton'un yediği gollerin birçoğu yer tutuş problemlerinden kaynaklıyordu.

Yan toplarda ya da arka direkte rakibe kafa vurdurma, kapattığı köşeden avlanma gibi problemlerine ek olarak topu elinden kaçırma ya da Fransa 98'de Fas karşısında Abdeljalil Hadda'dan yediğine benzer aşırtma goller eklenmişti.

Leighton artık sadece bir zamanların iyi kalecisiydi. 1990 Federasyon Kupası finalinde Manchester United'ın Crystal Palace'dan yediği 3 golde de hatalıydı ve Ferguson o maçın tekrarında kendisinden daha kötü bir kaleci olan Les Sealy'e şans vereceğini söyleyerek Koca Jim ile yollarını ayırmıştı.
 

Jim Leighton ve Alex Ferguson Aberdeen'de uzun yıllar kader birliği yaptılar_.jpg

Jim Leighton ve Alex Ferguson Aberdeen'de uzun yıllar kader birliği yaptılar

 

Jim Leighton ve Alex Ferguson o günden beri asla konuşmadı. Leighton bu düşüşe rağmen kariyerinin son 10 yılında hem Euro 96 hem Fransa 98 kadrosunda yer aldı. Euro 96'da ilk tercih olarak Andy Goram kaledeydi.

Goram belki de Jim Leighton'un en büyük sorunu olan yer tutuş konusunda uzmanlaşarak İskoç kalecilerin kötü imajını silecek bir kariyere sahip oldu. Üstelik bir kaleci için kısa sayılacak 1,81'lik boya sahip olmasına rağmen…
 

Jim Leighton kariyerinin son yıllarında İskoç milli takımıyla_.jpg

Jim Leighton kariyerinin son yıllarında İskoç milli takımıyla

 

Kalecilerin kısa boylu olmaması gerektiğine dair yaygın anlayış bir zamanlar kısa boylu harika kaleciler tarafından çürütülmüştü.

Michel Preud'homme 1,85'i bulmayan boyuyla Mechelen'e 1988'de Avrupa Kupa Galipleri Kupası'nı getirmişti. Kolombiyalı çılgın kaleci Rene Higuita sadece 1,75'ti.

Jean-Luc Ettori 1,73'lük boyuyla Monaco kalesini tam 20 yıl korumuştu. Santrfordan kaleciliğe evrilen ve renkli formalarıyla Meksika'nın ikonu olan Jorge Campos 1,70'di.  

Tüm bu kaleciler ceza sahası hakimiyetleri sayesinde boylarının dezavantajlarını ortadan kaldırdılar. Alan hakimiyetleri onlara aynı zamanda doğru pozisyon almaları konusunda da uzmanlık getirmişti. Andy Goram da onlardan biriydi. 

Andy kendisi gibi kaleci olan babasının Bury'de oynadığı yılların sonucu olarak Lancashire'de doğdu. İngilizlerin içinde büyüdü. İlk takımı Oldham ile 1981'de profesyonel futbolculuğa başladı.

Bu tarihten 4 yıl sonra ise milli takımda Jock Stein'ın yardımcılığını yapan Alex Ferguson onu ilk milli maçına davet etti. Hampden Park'ta Doğu Almanya'ya karşı sahaya çıkan Goram için bütün tribünler tek bir ağızdan "You are not English anymore" (Artık bir İngiliz değilsin) diye bağırıyordu.
 

Goram yer tutuş konusunda ustalaşmıştı.jpg

Goram yer tutuş konusunda ustalaşmıştı

 

Andy Goram 1,81'lik boyuna rağmen kalede devleşebilen bir yetenekti. Ve pozisyon alabilme (yer tutma) becerisini Oldham'daki kaleci antrenörü Alan Hodgkinson'a borçluydu.

Başlarda her ne kadar kabul etmese de… "Doksana giden bir topa yetişebilmem için ayaklarımı doğru hareket ettirmem gerektiğini öğrendim. Boyum durduğum yerden köşeye giden bir topa yetişmek için yeteri kadar uzun değildi ancak eğer doğru yer tutarsam ve yeterli hareketliliği gösterirsem kalenin herhangi bir noktasına erişebiliyordum."
 

Hodgkinson ve Goram baba oğul gibiydi_.jpg

Hodgkinson ve Goram baba oğul gibiydi

 

Hodgkinson'un öğrettiği birkaç teknik sayesinde normalde asla yapamayacağı kurtarışlarda başarılı olan Goram, Hodgy'e büyük saygı duymaya başlamıştı.  

Onun felsefesi aslında çok basitti: Yediğin her golde nerede durduğunu incele ve daha iyi pozisyon alabilir miyim diye sorgula.
 

Alan Hodgkinson kalecilik yıllarında.jpg

Alan Hodgkinson kalecilik yıllarında

 

Hodgkinson dünyanın ilk tam zamanlı kaleci antrenörüydü. Kaleci koçluğunun kurumsallaşmasındaki belki de en önemli isimdi. Kariyeri boyunca 17 sene boyunca Sheffield United forması giymiş, 1,75'lik boyuna rağmen Bramall Lane efsaneleri arasına girmişti.

Hodgkinson kaleciliği süresince kısa boyunun dezavantajını yer tutuşla değiştirmeye çalışmış bunu da kaleci antrenörü olduktan sonra birlikte çalıştığı kalecilere aşılamaya özen göstermişti.
 

Alan Hodgkinson Ada'nın uzun yıllar bir numaralı kaleci antrenörüydü_.jpg

Alan Hodgkinson Ada'nın uzun yıllar bir numaralı kaleci antrenörüydü

 

Hodgy'nin sadece Goram'da değil, Neville Southall'da ve Peter Schmeichel'da da büyük emeği vardı. Hogkinson Schmeichel'ı Danimarka'da oynarken izlemiş ve United'a geldiğinde onu dünyanın en iyilerinden birine dönüştürmüştü.

Hodgy işinde o kadar iyiydi ki 90'larda sınırın kuzeyindeki İskoç kalecilerin itibarını kurtarmak da kendisine düşmüş ve 90'lardaki iki dünya kupasında Goram ve Leighton arasında büyük bir rekabetin başlamasını sağlamıştı.  

Ancak bu iki oyuncunun arasındaki rekabet büyük tartışmalar ve kavgaları da beraberinde getirmişti.

Goram, Euro 92 ve Euro 96'da kalede yer almış, United sonrası düşüşe geçen ve kariyerinde 3 Dünya Kupası tecrübesi bulunan Leighton kaleyi ancak dostluk maçlarında ve Fransa 98'de alabilmişti. Goram Leighton'un Fransa 98'de birinci kaleci olacağını öğrendikten sonra milli takımı bırakma kararı almıştı.

Leighton'a göre ise Hodgkinson Goram'ı kayırıyordu. Sonuçta her iki kaleci de inatları yüzünden 1998'den sonra bir daha milli takımda oynamadı.  

Leighton Goram'dan 5 cm daha uzundu, daha çevikti ve şutları karşılamada iyiydi ancak hataya daha meyilliydi. Yan topları bir fiyaskoya dönüşebiliyordu ve çelimsiz görüntüsüyle ceza sahası hakimiyetini kuramıyordu.

Goram'ın Leighton'dan daha iyi olmasını sağlayan şey de doğru pozisyon alışı sayesinde birebirlerdeki başarısı ve kısa boyuna rağmen yan toplarda zaafının olmamasıydı.

Goram ceza sahasında devleşebiliyordu. Bu, 2001'de 37 yaşındayken Alex Ferguson'un kendisini kısa süreliğine de olsa rotasyon için transfer etmesini sağlamıştı.

Andy Goram o kadar yetenekliydi ki İskoç kriket milli takımında bile oynamıştı. Ancak çalkantılı hayatı kariyerinin başından beri kurtarışlarının önüne geçmişti.

Oldham'daki günlerinden itibaren kadınlar, kumar ve alkol alışkanlığı onu daha yüksek seviyeye çıkmaktan alıkoyuyordu. 1987'de babasının da bir zamanlar forma giydiği Hibernian'a 325 bin sterline transfer olmuştu.
 

Andy Goram babasının da oynadığı Hibernian'da.jpg

Andy Goram babasının da oynadığı Hibernian'da

 

1991'de ise yükselen formu ve Avrupa kupalarındaki yabancı oyuncu kotası nedeniyle Walter Smith onu 1 milyon sterlin bedelle Rangers'a getirmişti.  

Goram'ın protestan Rangers taraftarları arasında bir efsaneye dönüşmesi bu dönemde gerçekleşmeye başladı.

 Profesyonel olmayan davranışları, alkol ve kilo sorunları nedeniyle Smith ile zaman zaman çatışmalar yaşasa da 1991 ve 1998 yılları arasında 260 maça çıkarak takımının 5 lig şampiyonluğu, 3 İskoç Kupası ve 2 Lig Kupası kazanmasında büyük emeği vardı. Walter Smith'in takımında en güvendiği karakterlerden biriydi.  
 

Goram'ın Rangers yılları onu efsaneleştirdi_.jpg

Goram'ın Rangers yılları onu efsaneleştirdi

 

Goram'ın bir Old Firm derbisinde Pierre Van Hooijdonk'un kenar ortasına yaptığına yakın mesafeden şutu olağanüstü bir refleksle çıkarışı halen Ada'nın en iyi kurtarışlarından biri olarak hatırlanıyor.

Goram'ın kalede devleşmesi İskoç kalecilerinin kötü şakalara konu olmasının da sonunu getirmişti. 

Goram biyografisi "The Goalie: My Story"de hayatından pişmanlık duymadığını ve sadece "içkiyi ve gülmeyi seven normal bir kumarbaz" olduğunu söylese de sıradışı yeteneklerini gölgeleyen korkunç hayat tarzı futbolu bıraktıktan sonra da devam etti.

Goram'ın alkol problemleri 2012'de kontrol edilmez bir düzeye ulaşmıştı. Profesyonel destek almak zorundaydı. "Yeterince içtim" diyordu Goram, 15 yaşından beri tam 32 yıldır içtiğini söylüyordu:

Annem ve babam tüm hayatları boyunca barlar ve kulüpler işletti, yani benim büyüdüğüm ortam buydu. Sonunda içkiyi ve gülmeyi seven bir bahisçi olmam sürpriz değil.


Sadece hayat tarzı onu gündemde tutmuyordu. Basın, Kuzey İrlanda'da Shankill Road'daki protestan yanlısı mezhepçilerle olan diyalogları nedeniyle de Goram'ın terör yanlısı sağcı grupları desteklediğini iddia etmişti.

Ben mezhepçiliği asla tasvip etmedim. Kuzey İrlanda ile yakın bağlantılarım olması ve Shankill'e gitmem, bağnazlığı veya terörizmi desteklediğim anlamına gelmez. Bahisçilerin bana çok iyi davrandığı Belfast'a gitmeyi çok sevdim. Bundan neden utanayım? Katolik arkadaşlarım var. Macca en yakın arkadaşlarımdan biri – ikinci karım Tracey bir Katolikti.


Mayıs sonunda özofagus (yemek borusu) kanseri teşhisi konan Andy Goram 2 ayı bile bulmayan bir sürecin sonunda 2 Temmuz'da 58 yaşında hayatını kaybetti. Alkole ve kötü hayat tarzına bağlı olarak erken çöküş izlerini yüzünde taşıyordu.

 Ancak her şeye rağmen hayatını dolu dolu yaşamıştı.

Şimdi geriye bakıyorum ve futbol kariyerim tarafından kutsanmış hissediyorum. Oldham'da 7 yıl, babamın kulübü Hibs'de 4 yıl, ardından sevdiği takım Rangers'ta 7 yıl; Manchester United, Motherwell ve Queen of the South'daki maceralar; İskoçya için 43 maç ve iki Avrupa Şampiyonası… Hepsini sevdim.


İskoç kalecilerin haysiyetini kurtaran adam Alan Hodgkinson sadece Andy Goram'ın üzerindeki emekleri sayesinde değil, öğretileriyle de İskoçya Futbol Federasyonu'nun kaleci eğitimlerindeki referans ismi oldu.

Rangers ile geçtiğimiz sezon UEFA Avrupa Ligi finali oynayan 40 yaşındaki Allan McGregor'un üzerinde bile Hodgkinson'un emeği var.

McGregor 2000-2001 sezonunda Rangers genç takımındayken parmakları ve el bileğindeki sakatlıktan dolayı Dick Advocaat onu yollamak istemişti.

Ancak Hodgy McGregor'un mutlaka takımda kalması gerektiğini Hollandalıya anlatarak onu ikna etmiş ve McGregor'un Rangers macerasının devam etmesini sağlamıştı. 

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR