Türkiye 15 Temmuz darbe girişimine gelirken…

12 Eylül'cü "sivil" giyimli resmi siyaset erbabı, karşılığı olmayan lafızlar bir yana, 12 Eylül darbe rejimine itiraz etmedi…  

Sanki 12 Eylül darbesi olmamış, 12 Eylül rejimi temel kurumlarıyla sürmüyormuş gibi davranış içinde oldu.

Adeta "sözsüz ve yazısız" bir anlaşma ile ülke siyasetini 12 Eylül Anayasası ve darbe yasaları üzerinden yapması 12 Eylül darbe rejimiyle uzlaşmasının ifadesi idi.

 12 Eylül rejimi ve Erdoğan

Bu tarihi gerçeklik 2000'li yılların başında iktidara gelen Erdoğan'a geniş bir hareket sahası sağlayacaktı.  

Açık bir ifadeyle Türk resmi siyasetçilerinin 12 Eylül rejimi ile uzlaşmasının önemli bir bedeli Erdoğan ve Erdoğan siyaseti oldu…

Erdoğan başlangıçta akıl-siyasi hırs dengesini kurarken başarılı idi.

Antidemokratik, faşist 12 Eylül zemine dayanırken, 12 Eylül'cüler ile özdeşleşme görüntüsünden kaçındı.

AK Parti 78'lilerin "Yurttaşlık Hakları Yasaklarımız kaldırılsın!" kampanyasına duyarlılık gösteren vekillerin önünü kesmek isteyenlere destek vermemişti.

Hele liberallere ve hatta sol liberallere yaklaşım… Kürt sorununa bigâne kalmadığı görüntüsü…

Başka bir ifade ile "idare-i maslahatçı" bir görüntü vererek üç biriktirdi.

2010 Anayasa referandumunda, iktidar ortağı FETÖ hareketi üzerinden yargıyı kontrol altına aldı.

İş dünyasına da iyi kazandırıyordu. TÜSİAD memnundu.

Rahmi Koç'un "Akıllı diktatör" ihtiyacından ve olabilirliğinden bahsettiği zamanlardı.

 
AK Parti-FETÖ ittifakından, Ergenekon-MHP-Perinçek ittifakına

İktidarcılık ve güç paylaşımı, Erdoğan ile FETÖ hareketini karşı karşıya getirdi.

AK Parti eğitimli, uzman, iş bilir kadro ihtiyacını ittifaklarla dengeliyordu.

FETÖ Hareketiyle maraza çıkması, Kadro ihtiyacını, dolayısıyla yeni ittifakları dayatıyordu.

FETÖ hareketiyle derinleşen çelişkilerin, 7 Şubat 2012'de MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı tutuklama girişimine varması ve o koşullarda Kürt Hareketiyle savaşmanın zorlukları, zaman kazanma vesaire gibi nedenlerle çözüm süreci gündemleşti.

Ancak bu sürecin ömrü yeni bir irtifakla sınırlı olacaktı.  

2013 sonlarında Ergenekoncu grupla ittifak gündeme gelince alttan alta Kürt Siyasi Hareketi ile savaş çanlarının çalması çok sürmeyecekti.

2014 6-8 Ekim Kobani protestoları, 30 Kasım MGK toplantısı, devamla İç Güvenlik Yasası süreci bu yönlü derinleştirecekti.

7 Haziran 2015 Seçimlerinden HDP'nin güçlenerek çıkmasını takip eden şiddet dalgası, 24 Temmuz bombalamaları ve silahlı saldırılar bir tür savaş ilanı olacak, Varto, Silopi, Şırnak ve benzeri diğer bölgelerde yaşananlar iplerin kopmasını getirecekti.

Türkiye toplumu 15 Temmuz darbe girişimi günlerine böyle geldi…

 "Allah'ın lütfu" öyle mi?

15 Temmuz darbe girişimi daha ilk günden itibaren "Allah'ın lütfu" söylemiyle adeta "baştacı" edildi.

Darbe girişimi daha ilk gününde tasfiye edilmesine karşın 'FETÖ'cü darbe tehlikesi' üzerinden işlenen Amerikan icadı "toplumsal şok" politikası yapay bir zorlamayla sürdürüldü.

Siyasi hayatın normalleşmesi politikasından uzak duruldu.

20 Temmuz 2016'da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve diğer siyasi parti liderlerini Yenikapı'ya çağırdı.

Dışa karşı "birlik" görüntüsü vermeye ihtiyacı vardı. Verildi. Bu "Yenikapı ruhu" olarak nitelenecekti.

Yenikapı'da 'birlik' imajı verilmesinin hemen ertesinde Olağanüstü Hal Rejimi (OHAL- R) tesis edildi.  

'Artçı darbe şokları' iddiası ve 'hileli yönlendirme' yöntemleriyle OHAL her defasında uzatıldı.

Fırsatçı bir tutumla OHAL-R kapsamına, Darbe ile 'terör' aynı şey olmadığı halde 'terörle mücadele'de alındı.

Yasama organı, Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu olmuştu.

Yürütme organı ise tek bir kişiydi: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan!

Böylece fiilen meclis devreden çıkarılmış oluyordu. Darbeye direnmesi münasebetiyle "Gazi Meclisi" olduğu söyleminin karşılığı yoktu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Ülkeyi OHAL-R üzerinden meclisi sonradan onayladığı Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) idare ediyordu.

Cumhuriyet kurumlarından kalan ne varsa artık, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan' a bağlanıyor, liyakattan uzak bir atama usulü ile içlerinin boşaltılması süreci işliyordu.

Yasama, Yargı, Yürütme, YÖK, RTÜK, MİT, Ordu, Emniyet gibi temel devlet kurumları zayıf düştüğü oranda tek adam idaresi güçleniyordu.

Öyle ki "ünlü" MGK vesayeti yerini "sivil" vesayete, daha doğrusu Tek Adam vesayetine bıraktı.

Fiili olarak kurulan Tek Adam Rejiminin yasal çerçeveye oturtulmasına gelmişti sıra.

Buna uygun anayasal değişiklikler, 17 Nisan 2017 Nisan'ında OHAL-Rejimi altında referanduma götürüldü ve bu değişiklikler kabul edildi.  

Böylece çok partili parlamenter düzen yerini bir tür Baas'çı tek adam rejimini andıran tek adam rejimine bırakmış oldu. 

 İktidara sorular

Bu makale yaşanmış gerçekleri kısa bir hatırlatma amacıyla yazıldı. Siyasal vb. önyargılarımızı bir kenara bırakalım ve yazılanlar üzerinde soğukkanlı bir kafayla şu soru üzerinde şöyle bir düşünelim: Darbe girişimi başarılı olsaydı farklı olarak başka ne yapılabilirdi?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın darbe girişimini "Allah'ın lütfu" olarak karşılamasının başka bir anlamı var mı?

Darbenin bertaraf edilmesini "Allah'ında tuzağı var" (Enfal Suresi) söylemi üzerinden açıklamanın da bir açıklamaya ihtiyacı yok mu?

Darbe girişiminin hazırlanması sırasında açıklanamayan zafiyetler, zamanlamalar, saf değiştirmeler, darbe liderlerinin niteliği, iç ve dış ilişkiler, komuta kademesinin kimliği, muhtemel iş çevreleri ve siyasi iktidar unsurları vesaire gerçek bir açıklama gerektiriyor.

Elbet Adil Öksüz muammasını unutmamak gerekiyor…

Darbe olacağı bilinen bir sırdı.

Neden beklendi?

Ve hala bazı şeylerin aydınlatılmasından neden imtina ediliyor?

MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın bu karartma da payları nedir?

15 Temmuz Darbe Girişimi Meclis Araştırma Raporuna bile ulaşılamıyor, neden?

 Bir iki soru da muhalefete

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Rabbim ve milletim af etsin' cümlesinin siyasi maliyeti de olmalıydı.
Bunu sağlama muhalefete düşerdi ancak muhalefet siyasi maliyeti erteledi.

'Neden göz yumdunuz?' sorusuna karşı verilen cevap tuhaftı:

Bu sözleri duymaktan memnun olduklarını… Şimdi hesaplaşma değil, mücadele zamanı.

(Bülent Tezcan,
Dönemin CHP Genel Başkan yardımcısı)

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın dışarıda azalan şahsi itibarının muhalefet liderleri üzerinde bu yolla yükseltilmeye çalışıldığı kuşkumuz var.

(Kemal Kılıçdaroğlu,
CHP Genel Başkanı)

 

Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan şahsi itibarı için muhalefet liderlerini araçsallaştırma kuşkunuz varsa, 'Yenikapı Ruhu'na katılmanın bir açıklamasının yapılması gerekmez mi?  

 Sözün özü:

Yaşadığı karanlıkları aydınlatamayan, gerçeğin ve adaletin takipçisi olamayan, halk düşmanı darbecilerle hesaplaşmayı beceremeyen bir toplum darbe üstüne darbe yemeye mahkûmdur!

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR