Kadınlara yazılar (1)

Geçen yazıya, "Bunca sene iyi kötü bir 'hukuk'un hakim olduğu Türkiye artık 'kurumsallaşmış bir hukuksuzluk' ülkesidir" diye başlamıştık.

İstanbul Sözleşmesi hakkında alınan yargı kararı bu yazdıklarıma mühür vurmuş gibi oldu.

Yargı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yerine tek bir şahsın iradesini geçirip tescilledi.

Böylelikle Türkiye'de fiilen yok olan yurttaşlık hukuku mahkeme kararıyla da ortadan kalkmış oldu...

Yurttaşlık hukukunun kalkması karşıdevrimdir.

Evet, Türkiye'de ne yazık ki bir karşıdevrim süreci işliyor ve bu sürecin öncelikli hedefi kadınlar.

Sürekli vurgulamak gerekiyor, bir toplumdaki özgürlüğün seviyesi kadının özgürlük seviyesiyle ölçülebilir.

Kadın ne kadar baskı altındaysa, toplum o kadar baskı altında, o kadar yaşanılmazdır.

Türkiye'de artık kadınlar 'medeni' büyük kentlerde dahi korkunç bir baskı altında. Ve baskı ailelerden başlıyor, devlet tarafından da cesaretlendiriliyor.

Her gün en az bir kadın erkekler tarafından öldürülüyor. Öldürülen kadınların önemli bir kısmı eşi, sevgilisi ya da akrabalarının kurbanı oluyor.

Evet, İstanbul Sözleşmesi tek başına bir çözüm sunmuyor ama sözleşmeden çıkılmış olması, erkek şiddetini özendiren, kadını yasal dayanaklarından mahrum bırakan bir sembol etkisi yapıyor.

Toplumda infial yaratan kadın cinayetleri unutuluyor. Kayıp kadınlar unutuluyor. Kadına şiddet ve tecavüz toplumsal açıdan kanıksanıyor, dahası önemsizleşiyor...

Tüm dünyada kadına şiddet artıyor ama bunun somut bir sebebi var:

Tüm dünyada kadının iş gücüne katılım oranı artıyor. Böylelikle ekonomik özgürlüğünü kazanan kadın erkek boyunduruğundan daha fazla kurtuluyor ve erkek bunu kabullenmekte güçlük çekince saldırganlaşıyor.

Ortadoğu'da ve Türkiye'de kadının işgücüne katılımı son derece düşük. Misal, ekonomik bakımdan benzer Latin Amerika ülkelerinin yarısını bile bulmuyor.

Yine de kadına şiddet inanılmaz biçimde artıyor. Bunun izah edilebilir sebepleri olmalı!

Tüm toplumu, lakin öncelikle kadını hedef alan karşıdevrim sürecine iki önemli olgu ekleniyor ve kadınlar üzerindeki basınç katlanarak artıyor.

Bunlardan biri ülkemizin iktisadi iflasıdır. Ailelerin mutlak olarak yoksullaşması evin yükünü çekmesi umulan kadınların üzerine çekilecek çok daha büyük yük bindiriyor.

Dahası, evdeki erkek, hesap soramadığı toplumsal yapıdan, intikam alamadığı patrondan, çektiği tüm dertlerden biriken acısını en yakınındaki 'zayıf'a saldırarak dindirmeye çalışıyor.

Çocukları da unutmamak lazım. Çocuklar da her geçen gün daha fazla şiddet mağduru oluyor.


İkinci meselemiz ise, iktisadi iflasa bağlı lümpenleşmedir.

Lümpenleşme Türkiye toplumunu çürüttü. Toplumsal dayanışma bitti. Hırsızlık, gasp, dilenme, fedailik, dolandırıcılık inanılmaz ölçüde yayıldı.

Bütün bunları aşan bir uyuşturucu sorunumuz var.

Türkiye bugün tam bir uyuşturucu cennetidir.

Resmi rakamlara bakarak bile sorunun ne kadar boyutlandığını anlayabilirsiniz. Lakin ben size sokaklarda biraz ilgili bir gözle dolaşmanızı öneriyorum.

Kimyasal uyuşturucular tüm ülkeye yayılmış, gençliği esir almış durumda.

Özellikle metamfetamin kullanımı aşırı yayıldı.

İktidar çevrelerinin son ortaya çıkan 'narko-trafik' bağlantısı iddialarıyla beraber ele alındığında, kötü niyetli biri komplo teorileri geliştirebilir.

Mesela Türkiye'deki alkol fiyatlarının dünyada gelire oranla en yüksek seviyede seyretmesini narkotik tüketimi özendirmek olarak değerlendirmek pekala mümkündür.

Ben kötü niyetli biri değilim ama aklıma böyle şeyler geliyor...

Genç kadınlar, bu kimyasalların kullanıcıları olarak yaşadıkları sıkıntıların ötesinde, uyuşturucu kullanan erkeklerin hedefleri olarak da mağdur oluyor.

Daha anlaşılır olmak açısından, geçen hafta 22 yaşındaki uyuşturucu müptelası oğlunun saldırısıyla dişleri dökülmüş olan bir kadınla tanıştığımı söyleyeyim.

Ve hiç kuşkusuz fuhuş bu toplumun tarihi boyunca hiç rastlanmadık ölçüde yayıldı.

Emperyalist ülkelerden fon alan bir kısım kuruluşun fuhşu normalleştirme çabasını bir kenara bırakırsak, ki bunun sebeplerine daha sonra mutlaka değineceğiz, Türkiye'nin 20 yıllık 'mümin' iktidar sürecinde fuhuşta büyük bir patlama yaşandı.

Lümpenleşmenin en büyük acıları, fuhuş sektöründeki bu büyüme ile birlikte kadınların, çoğu genç ve hayat karşısında daha savunmasız olan kadınların hayatlarında birikiyor.

Ne yazık ki çocuklar da bu işten nasibini alıyor.

Ekonomik sıkıntılar sebebiyle sevmediği erkeklerle evlenen kadınlar, zorla evlendirilen çocuk gelinler...

Bunlardan konuşmak kimsenin hoşuna gitmiyor ama bu bir vaka...

Uzun lafın kısası, Türkiye toplumu derin bir çürümenin etkisiyle pul pul dökülüyor ve çürümeden azade tek bir kesim bile yok.

Ama en ağır etki kadınlar üzerinde oluyor.

Bu yazının başlığına bir '1' eki koydum çünkü devam edeceğiz.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR