AK Parti’nin 21. yaşı, 6’lı masanın 7. toplantısı  

AK Parti’nin 21. kuruluş yıl dönümünde, Türkiye’nin gündemini, 9 ay sonra yapılacak seçimleri muhalefetin nasıl kazanacağı konusu oluşturuyor. Aslında esas mesele, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçilip seçilemeyeceğidir.  

Bu sorunun yanıtı, Türkiye’de öncesinde örneği olmayan, AK Parti’nin yirmi yıl gibi uzun bir süre iktidarda kalmayı nasıl başardığının yanıtında gizli. Ülkenin yarım yüzyılını ipotek altına alan siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik ve toplumsal sorunların üstesinden gelebilmek için bunun doğru kavranması zorunludur.  

AK Parti fazlasıyla olağanüstü bir dönemin partisi olarak kuruldu ve kısa sürede iktidar olma şansı yakaladı. Hatırlayalım; AK Parti 28 Şubat post modern darbesinin siyasal çocuğu olarak, 1999 Marmara depremi ve MGK toplantısında 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasındaki daha önce örneği olmayan sert tartışmanın yol açtığı ekonomik kriz sonrası iktidar oldu. AK Parti’nin aldığı oy ile orantısız bir temsil elde etmesi ve tek başına iktidar olmasına fırsat sunan ise 12 Eylül askeri diktatörlüğünün yüzde on seçim barajı ve seçim yasası oldu. 

Bundan sonra AK Parti; 20 yıl boyunca önüne çıkan her fırsatı büyük bir “marifetle” iktidarda kalabilmek için fırsata dönüştürdü, araçsallaştırarak ‘değersizleştirdi’.  

Bu kapsamda Avrupa Birliğine girme hedefini, 2007 yılında Genel Kurmay Başkanlığının e muhtırasını,  türban sorununu, toplumun 12 Eylül askeri anayasasından kurtulma arzusunu, beklentisini, 2016 darbe girişimini ve toplumsal barış arayışları gibi bütün sorun ve konu başlıklarını saymak mümkün

Ulusal ve uluslararası yasaları, sözleşmeleri ve anayasanın hükümlerini, toplumsal değerleri ve evrensel insancıl hukuku öylesine ayaklar altına aldı ki, toplumda yarattığı şok etkisiyle bütün zamanların iktidar partisi algısına yol açtı. 

Her seçimde toplumun farklı kesimlerinin desteğini sandıkta kazanmak için siyasi manevralar yaptı, açılımlar gündeme getirdi. 

Merkez sağ siyaset alanının tasfiyesini adım adım gerçekleştirdikten sonra, “güvenlik ve beka” eksenli siyaset ile yolun sonuna geldi. 

20 yıl önceki bütün toplumsal sorunlar daha da ağırlaştı, kronikleşti veya muhtevası değişerek yeni sorunlara evrildi. Bugün ülke yönetilemez bir halde, otoriter tek adam rejimiyle idare ediliyor.

Ülke sorunlarının kilidi olan “demokratikleşme” sorunu, 2010’lu yılların ilk çeyreğinden sonra parantez içine alındı. Bugün evrensel normlar ekseninde Türkiye’nin demokratikleşmesi sorunu Türk siyasetinin ana gündemi değil, ama toplumun bu konudaki duyarlılığı ve beklentisi büyük ölçüde sürüyor.

Bunun en açık verisini, son aylarda AK Parti seçmeninde görülen istikrarlı kopuş sunuyor. Seçim araştırmalarına göre AK Partinin bugün, 2002 seçimlerindeki oylarına dahi ulaşabilmesi zor görünüyor. Yine bu araştırma verilerine göre AK Parti’den kopan veya uzaklaşan seçmenlerin, muhalefet partilerine yönelmede ciddi zorluk, çekingenlik içinde oldukları görülüyor. 

Bunun pek çok nedeni olsa da en önemli ve belirleyici nedeni, muhalefetin AK Parti seçmenine yeterli güveni verme noktasından hala uzak olması. 

Seçimlere 9 ay kaldı, ama 20 yıllık tek parti iktidarının büyük toplumsal tahribatına rağmen muhalefet hala kesin kazanacağı ve sorunların çözümü için zemin oluşturacağı duygusunu güçlü olarak yaratabilmiş değil. 

Aksine iktidarın “6’lı masa dağılacak” anlatısı, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimleri kazanmak için ekonomik ve siyasi alanda son anda bir numara yapacağı algısının toplumda hala güçlü olması ve HDP’nin 6’lı masada olmaması, AK Parti’den uzaklaşan seçmenin muhalefet partilerine yönelmemesinde etkili oluyor. 

Bu durumun taşıdığı büyük riski, bu hafta sonu 6’lı masada 7. kez bir araya gelecek liderlerin görmüyor olmaları mümkün değil. Bu sorun, muhalefet kesin kazanıyor” düşüncesinin yaygınlaşmasıyla aşılabilir. Bu da “güvenlik ve beka” siyaseti çerçevesinde riski göğüslemeyi gerektirir.  

Mesele risk üstlenme konusu olduğunda hiçbir lider, anlatmaya çalıştığım AK Parti hikâyesindeki AK Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın eline su dökemez. 

Ancak 6’lı masada yer alan liderlerin geçmiş siyasal bagajlarını boşaltarak HDP ile ortaklaşmaları durumunda bütün bu hesaplar değişecektir. 

Çoğulcu ve katılımcı demokratik bir sistem inşa etmek için HDP, 6’lı masada bulunması gerekli bir parti değil, zorunlu bir partidir.

Muhalefetin Cumhurbaşkanı adayının ilk turda seçilebilmesi ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçişe yönelik yasa ve anayasa değişikliklerinin TBMM’de yapabilmesi hususları, bu işbirliğinin sağlam ve güçlü olmasıyla garanti altına alınabilir. 6’lı masanın bundan kaçınması, AK Parti’nin arayıp da bulamayacağı bir fırsata dönüşme riskini barındırıyor. 

Bu anlamda bu hafta sonu 7. kez bir araya gelecek olan 6’lı masada yer alan partilerin liderlerinin AK Parti liderinin yeni bir marifet gösterisinin önünü kesecek bir sonuçla çıkması önemli. Göreceğiz.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in  editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR