Taraftar hep mi haklı?

Tarihi başarısızlık dönemi ve borçluluk içinde Türk futbolu.

Kulüplerin kasasından çıkan milyonlarca euro, şimdi birilerin ceplerinde harcanmayı bekliyor.

Kulüplerin kasasında ödenmesi gereken faturalar var ama para yok. Sabahtan akşama kadar konuşabiliriz, Beşiktaş 3'lü oynayamaz, Fenerbahçe'nin bazı transferleri gereksiz yere yapıldı, Galatasaray'ın stoper sorunu var diye.

Ya da kulübün parasını harcama maharetinde biraz başarılı olunca, göklere çıkartabiliriz bazı yöneticileri.

Nasıl olsa taraftar mutlu oluyor. Tabi ki önemli olan taraftarı mutlu etmek, ama işte başarı yok sonuç olarak.

Ve bu başarısızlıkta, yöneticilerin, teknik adamların, TFF yönetimlerinin, hakemlerin payı var.

Peki, kulüpleri sürekli transfer yapmaya teşvik eden, popülizmin kucağına iten, bir kısım taraftarın hiç mi payı yok bu başarısızlıkta.

Havalimanında çılgınca coşku ve alkışlar eşliğinde, Avrupa'nın vazgeçtiği yaşlı oyuncuları karşılayan, sosyal medyada transferleri zafer sayan ve hep daha çok transfer isteyen, sürekli kendi oyuncularını tüketen, yeni başlayan teknik adamları bir ayda tartışılır hale getiren, popülist yorumcuların peşinden giden taraftarlar, şampiyonluğu kulüplerinden daha çok seviyor olabilir belki de.

Taraftarlar mı değişti, taraftarlık mı değişti?

Futbol ilk ortaya çıktığı zamanlarda, her şey basitti aslında. Maçı izlemeye gitmek ve takımını karşılıksız sevmekti taraftarlık. Zaman geçtikçe oyun değişti, oyun değiştikçe ihtiyaçlar değişti ve kulüplerin taraftara değil, seyirciye ihtiyacı olduğu ortaya çıktı.

Öyle ki artık her taraftar yayıncı kuruluş için bir üyelik, bir forma satışı için tüketici ve bahis oyunları için bir bahisçiydi.

Kulüplerin kötü yönetilmesi ile yardım kampanyaları da taraftarlara olan bakış açısını değiştirdi. Çünkü artık ikna edilmesi gerekiyordu taraftarın.

Oyuncu ve teknik adam alırken bile ikna edilmesi gerekiyordu. Çünkü taraftar ikna olmayınca, en ufak başarısızlıkla tartışılır hale geliyordu yöneticiler, oyuncular ve teknik adamlar.

Mesela Fenerbahçe'nin Ümraniyespor maçında stattan yükselen itirazlar ya da gelmesi için heyecanla beklenen Jorge Jesus'un getirdiği Gustavo Henrique'nin, ilk maçta istenmeyen adam haline gelmesi, seyircinin bu isimleri nasıl tartışılır hale getirdiğine iyi bir örnek belki de.

Mesela Mesut Özil de taraftarın transferiydi ve başarısızlıkta taraftarın da payı var aslında.

Ya da Valerien Ismael'in, teknik adamlık yeterliliğinin tartışılır hale gelmesi, kendi taraftarlarından başlıyor.

Yine geçtiğimiz sezonlarda Igor Tudor'un gidişi de taraftarın, ikna olmamasından ve dominant tutumundan kaynaklanmıştı.

Müşteri memnuniyeti sınırsız tüketime sebep oluyor

2020 yılında Avrupa Kulüpler Birliği'nin yaptığı bir araştırma, dikkat çekici. 7 ülkede 14 bin kişi ile yapılan bir araştırmaya göre, taraftarların yüzde 40'ı bir stadyumda düzenli olarak maç izliyor.

Ankete katılanların yüzde 14'ü kulübüne duygusal olarak bağlı taraftar, yüzde 11'i futbol fanatiği, yüzde 27'si ise olup biteni takip eden seyirciler olarak tanımlanıyor.

Tabi ki bu araştırma, Türkiye için bir gösterge değil ama bir fikir vermesi açısından not edilmeli.

Müşteri memnuniyeti sınırsız tüketime sebep oluyor

Futbolun eğlence aracı haline gelmesi ve para ile harmanlanması sonrası, taraftarların müşterileşmesi süreci kulüplere gelir yarattı. Fakat bu durum, müşterileşmiş taraftarları, sportif bazı kararlarda etkin hale getirdi.

Koşulsuz taraftarlık yerine, daha çabuk tepki veren seyirci profili öne çıktı. Bunda kulüplerin başarısız yönetimlerinin de payını unutmamak lazım. Çünkü kulüpler kötü yönetildikçe, daha çok özür dileyen yönetimler ve sürekli verilen sözler ortaya çıktı.

Sonuç olarak, artık sınırsız tüketim hali, sayısız futbolcu, yeni teknik adamlar ve her yıl yeniden başlayan yönetimler ile bir hafta bahar gelirken statlara, bir hafta kış geliyor.

Ve artık tek önemli olan, müşteri memnuniyeti.

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir. 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR