Şam’la barış nasıl yapılmaz?

Hiçbir suçla yüzleşmeden sorumluluğu yansıtma taktikleriyle Suriye’de oyunu yeniden kurmak istiyor. Suçlarını örtebileceği, sebep olduğu yıkımlarda rant kazanabileceği, siyaseten manevra yapabileceği bir değişime gidiyor. Bu sahici bir "U" dönüşüne de benzemiyor. Yüzleşme değil; siyasal pişkinliğin üste çıkma becerisi.
Ukrayna dönüşünde "Esed'i yenmek, yenmemek gibi bir derdimiz yok ki" dedi. Her bir faninin beynine format atmak mümkün değil. 11 yılda söylenenler ne suya yazıldı ne kumsala, hepsi kayıtlı, hepsi hafızalarda. Suriye siyasetinin bütün lanet sonuçları ortada, hepsi sahada.
Siyaset koşusuna başladığında Amerikan müdahaleciliğinin en hevesli yerel müttefiki değil miydi? Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanı olduğunu nasıl da gururla vurguluyordu.
2011’de göstericiler silahlandırıldığında, cihatçılar sahaya sürüldüğünde, rejim tasfiye oyunu "Suriye’nin Dostları Grubu" üzerinden küresel bir kampanyaya dönüştürüldüğünde yani dört dörtlük kirli tezgâh kurulduğunda bugün Suriye sahnesindeki belaların, örgütlerin, oluşumların hiçbiri yoktu. İster müttefik ister düşman bellensinler… Müdahale mevcut sorunlar yüzünden olmadı; müdahalenin sonuçları bugünün sorunları.
2016’da "Devlet terörü estiren zalim Esed’in hükümranlığına son vermek için biz oraya girdik" derken sözüyle ve pratiğiyle bütündü. Takipçilerinin de iftihar duyduğu bir itiraftı. Biraz geriye gidersek; Washington’ın Şam’la normalleşme sürecine paralel olarak Esad’la kardeşlik görüntüsü verirken de asıl mesele Türkiye üzerinden Suriye’nin eksenini kaydırmaktı. Amerikan beklentilerine uygun bir işe girişmişti, parola "Komşularla sıfır sorun" idi.
Dostlukla Şam’ın ekseni değiştirilemedi ve 2011’deki isyan kirli müdahale için bulunmaz fırsattı. En vahimi, tezgâhın Türkiye’nin sınırlarında kurulmasıydı. Hür Subaylar Harekâtı, Özgür Suriye Ordusu, Suriye Ulusal Konseyi ve geçiş hükümeti bu tezgâhtan çıkmadı mı? Cihatçıların sahaya sürüldüğü otoban Türkiye üzerinden geçmedi mi?
CIA’in Libya ve eski Doğu Avrupa ülkelerinden toplayıp parasını Suud-Katar ikilisine ödettiği silahlar Mersin Limanı, Atatürk Havaalanı ve Esenboğa Havaalanı’na indirilmedi mi? Silahları taşıyan TIR’lar yakayı ele vermedi mi?
Türkiye sınırının yanı başında Cisr el Şuğur’da 123 Suriye asker ve polisini katledip devrim yalanını ateşleyenler bu tezgâhın ürünü değil miydi?
Esad üzerinde baskıyı artırmak için sığınmacıları teşvik eden açık kapı politikası neyin nesiydi? 100 bin sığınmacı sayısı Esad’a "Artık git" diyebilmek için psikolojik eşik olarak belirlenmemiş miydi? Evet, o eşiği milyonlar çiğnediğinde bu iktidarın sorumluluğu milyonlarca kez katlandı.
Halep’te Esad’la birlikte temelini attıkları organize sanayi sitelerini yağmalatırken hangi tesiste hangi değerli teknolojinin olduğunu çok iyi biliyorlardı. Kirli süreç insanlığa karşı suçlarla dolup taştı. Devran döner bu suçlar ayakta prangaya dönüşür.
Farklı dönemeçlerde Suriye’de bir çark varsa buradaki zorlayıcı faktör bir komşu ülkeye karşı işlenen suçların farklı istihbarat servislerinde dosyalanmış olması değil miydi? Evvela Rusya bu dosyalarla bileklerini bükmedi mi? Bunlarla ilgili üç kitap, binlerce yazı yazdım, yüzlerce program yaptım. Ve yoruldum!

SURİYE İLE BİRLİKTE OYUNU BOZMAK MI?

Politika değişikliğinin bedelsiz olmayacağı aşikâr. Yeni bir sayfa esaslı ve samimi bir değişimi gerektirir ki aksi halde bütün belaları Türkiye’nin içine taşıyan kanallar daha da açılır.
Erdoğan değişim sürecini bir yere bağlamak için Rusya ile yürüttükleri çalışmanın bir benzerinin İran tarafında karşılık bulamamasından yakınıyor. Erdoğan’a göre başta ABD ve İran olmak üzere herkes oyun içinde. Kendisi hariç. "Suriye ile daha ileri seviyede adımları temin etmemiz gerekiyor. Bu adımları atmak suretiyle, tüm bölgede birçok oyunu biz bozarız" diyor.
Bozulan, Rusya ve İran’ın Suriye’ye desteği sayesinde Erdoğan ve ortaklarının hesaplarıydı. Oyundan bahsederken Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) destek veren ABD’yi hedef alıyor. Ama ABD’nin Suriye’yi hedef alan siyasetine Fırat’ın batısında hizmet etmeyi sürdürüyor. Fırat’ın batısında Türk-Amerikan çakışmasını en iyi anlatan şey ABD’nin IŞİD ve El Kaide liderlerini hedef alırken Heyet Tahrir el Şam’a (HTŞ) asla dokunmaması. HTŞ "Sadece Esad’a karşı savaşıyorum" teminatıyla radardan çıkıyor. HTŞ lideri Ebu Muhammed el Colani esnaf teftişiyle "Talibancılık" oynuyor. ABD, Fırat’ın batısında Türk askeri varlığını ve cihatçılar dahil silahlı grupları Suriye yönetimini yıpratmak için faydalı buluyor.
Tabii Erdoğan bu hizmetinin yanı sıra kendi Osmanlıcılık oyununu da sürdürüyor; milis devşirerek, bunlarla "Suriye Milli Ordusu" kurarak, Suriye’nin kurumsal varlıklarını Türkleştirerek, TL’yi tedavüle sokarak, geçiş hükümetleri tesis ederek, Türk ordusunu bu örgütlere kalkan yaparak vs.
Aralarındaki sorun ABD’nin IŞİD’e karşı savaşa ÖSO ile değil YPG ile gitmiş olmasıydı. Erdoğan, Esad’dan önce IŞİD’in sahadan temizlenmesine bozulmuştu. Öncesinde IŞİD’in Suriye yapılanması Nusra Cephesi’nin terör örgütü ilan edilmesine içerlemişti. Yoksa ABD’yi sahaya çekmek için az uğraşmadılar. İngiliz istihbaratının mamulü Beyaz Miğferler ve İslamcı örgütlerin kimyasal saldırı kurguları da bu kışkırtmaların parçasıydı. Erdoğan siyasetini değiştirdiğinde kesinlikle en büyük oyun kendiliğinden bozulmuş olacaktır.

KİRLİ SAYFAYI TEMİZE ÇEKMEK AKP’Yİ AKLAR MI?

Mademki devran dönüyor o halde Erdoğan’ın kirli sayfaları temize çekmesi elzemdir. Kendisi adına AKP’ye gözcülük yapan Numan Kurtulmuş ne güzel de "Meseleyi sanki Türkiye ile Suriye rejimi arasında bir meseleymiş gibi ortaya koymak fevkalade yanlıştır" diyor. Politika değişir de yeni sayfa açılırsa bu yeni bir memnuniyete dönüşecek; bu sayede MİT TIR’ları, yasa dışı silah sevkiyatı, ele geçirilen sarin gazı, El Kaide unsurları dahil onlarca cihatçı grubun desteklenmesi, IŞİD’le iştigal, sanayi tesislerinin yağmalanması, Afrin’in tüm zenginliklerinin talan edilmesi, mezhepçi katliamlar dahil düzinelerce suç dosyası hesapsız kapatılacak! Öyle sanıyorlar. Elbette Suriye siyasetinin AKP iktidardayken değişmesi isabetli olur. Bunun olası kötü yansımalarıyla da kendileri yüzleşir, tüm fatura muhalefete kalmaz.

SORULMASI GEREKENLER…

Değişime yönelik demeçler olumlu yankı uyandırıyor. Yine de sorulmalı: Politika gerçekten değişiyor mu? Değişiyorsa ne ölçüde değişiyor? Kısmi bir değişimle Şam’la barış satın alınabilir mi?
Uzlaşmanın önüne konulan şartlar halihazırda savaşın nedenleri. Bunlara son iki yazımda değinmiştim. Biraz tekrar olacak:

- Şam, Türkiye’nin askerlerini çekmesi ve silahlı örgütlere desteğini sonlandırmasını şart koşuyor. Erdoğan’ın "Suriye'nin topraklarında gözümüz yok. Rejim bunun idraki içinde olmalı" sözlerinin karşılığı yok. Sahada Türk askeri varlığı, Suriye topraklarını ilhak etmişçesine icraatlar. Suriyelilerin idrak ettikleri şeyi tanımlayan tek kelime; "işgal".

- Ankara ise uzlaşmak için evvela Kürtlerin liderliğindeki özerklik projesine karşı savaşa Suriye’yi ortak etmek istiyor. Suriye yönetimi ABD ile ortaklık kurmaları, petrol ve tahıl zenginliklerini kontrol etmeleri nedeniyle Kürtlere kızgın olsa da onlara Türkiye destekli örgütlere baktığı gibi bakmıyor. Devlete karşı silahlı kalkışma ve İslamcı-cihatçı gündem kırmızıçizgi. Hatta Kürtlerle uzlaşmayı, Erdoğan’ın Suriye’ye yaptıkları kötülüklere karşılık olarak da düşünebilirler. Kürtleri kamyonun altına iten bir ortaklık ise sınırın iki tarafında sorunu büyüterek geleceğe aktarır. Bu da Kürtlerle savaşı sonsuzlaştırmak demektir.

- İkinci olarak Erdoğan, Şam’ın terörist dediği örgütleri siyasal çözümün ortağı yapmakta da ısrarlı. Esad’la uzlaşmayı ‘dinden çıkma’ olarak görenlerle çözüm nasıl olacak? Astana ve Cenevre süreçlerine katılanlar bile bu yola dış desteğin kesilmemesi için girdi. Kimse samimi değil. Türkiye’nin "ılımlılar" diye desteklediği Suriye İslam Konseyi bile rejimle uzlaşmayı şiddetle reddeden bir açıklama yaptı.
Suriye’ye karanlık bir gelecek vadeden örgütler çözümün parçası nasıl olacak? İşin gerçeği Suriye yönetimi bunları Şam’a taşımak değil Türkiye’ye küremek istiyor. Bir bakıma "Bunlar senin sorunun" diyor. Erdoğan aslında Astana’da Rusya ve İran’a ortak olduktan sonra Hama, Humus, Doğu Halep, Doğu Guta, Şam kırsalı ve Kuneytra’daki cihatçıları Türkiye sınırlarına taşıyarak "Evet bunlar bize ait" demiş oldu. Uzlaşma yoluna giden silahlı muhalifler kendi şehirlerinde kaldı. Savaşta ısrar eden radikaller Türkiye sınırlarına yerleştirildi. Bu, Türkiye’nin geleceğine yapılan en büyük kötülüktü. İdlib ve diğer cepler kapandığında cihatçı bakiyenin çekileceği tek yer Türkiye toprakları. Erdoğan’ın yol haritasında bu senaryoya karşı hazırlık var mı? Sanmıyorum. Bakınız Irak ve Suriye’den kaçan IŞİD üyelerinin akıbetine. Türkiye’nin kentlerine yerleştiler; "uyku ayarında" işlerini yürütüyorlar. Sanki bunlara "Bizi hedef almayın, biz de size dokunmayalım" denildi. Ama sakince oturmayacaklar. IŞİD’in ton farkları da aynı mantıkla gelecek. Onlar da cihatçı mayalanmaya devam edecek. Türkiye’nin başına bela olacaklar.

- Erdoğan’ın üçüncü şartı sığınmacıların dönüşü için koşulların hazırlanması. Bunun alt başlığında yeniden inşadan pay almak var. Yani Erdoğan yıkmak için elinden geleni yaptığı Esad’dan ödül bekliyor. Seçimlerde sandığa da yansıyacak bir güzellik!
Normalleşme başlasa bile seçime kadar sığınmacılarla ilgili önemli değişiklikler beklemek gerçekçi değil. Evvela savaş bitmeli. Savaşta ısrar edenlerin fişi çekilmeli. Burada büyük iş Türkiye’ye düşüyor. Yanı sıra yeniden inşayı bloke eden Batı’nın yaptırımları kalkmalı ya da bunları etkisiz kılacak alternatif ortaklıklar geliştirilmeli.

PROJE BATIYA NASIL SATILACAK?

Putin, Rus fonlarını TC Merkez Bankası’na aktararak Erdoğan’ı politika değişikliği için bağladı. Tesnim Haber Ajansı’nın iddiasına göre Putin, Erdoğan ile Esad’ı 15-16 Eylül’de Şangay İşbirliği Örgütü’nün Semerkant zirvesinde buluşturmayı planlıyor. Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’ın 23 Ağustos’ta Moskova ziyaretinde işin pişirileceği öngörülüyor.
Bu süreçte Erdoğan’ın Batılı ortaklarına da dönüp yeni hikâyeyi satması gerekecek. Neyle? Sığınmacı şantajıyla mı NATO kartıyla mı? Ya da tersleşerek mi ilerleyecek? Yoksa ikili oynayıp "Ben hâlâ sizin oyununuzdayım" mı diyecek?
Uzlaşma gündemiyle yürütülen ilk temaslardan sonra belki Erdoğan’ın nasıl yol alacağı belli olacak. Şu anda ne bir harita var ne de pusula. Fiilen olan şu: Suriye siyasetinde değişiklik sinyaliyle çelişen tehlikeli iki sapma gelişiyor.
Bir tarafta Kürtleri yanıt vermeye zorlayacak şekilde baskı artıyor. Sadece insansız hava araçlarıyla 53 saldırı düzenlendi, 57 kişi öldü. Top atışları da kesilmiyor. ABD ve Rusya da fren vazifesi görmüyor. YPG-SDG Türk hedeflerine misilleme yaparsa Türkiye için 'imha gerekçesi' üretilmiş olacak(tı). Ki bu da oluyor. Son haftalarda sınırda Türk askeri noktalarına yapılan atışlar ve SDG’nin bunları iki açıklamayla üstlenmesi Kürt tarafında angajman kurallarının değiştiği anlamına geliyor.

Diğer tarafta Türkiye, YPG-SDG’ye eşlik eden Suriye askerlerini vurarak 32 kilometre derinliğinde güvenli bölge tasarımında ısrarlı olduğunu gösteriyor. 16 Ağustos’ta Kobani’de üç Suriye askerinin öldüğü bombardıman dışında SDG ile Suriye ordusunun yan yana bulunduğu altı yer daha vuruldu. Yani Türkiye bu saldırılarla "Rusya’nın önerdiği gibi Adana Mutabakatı II olacaksa 32 kilometrelik şeritte ben olacağım, operasyon hakkımı koruyacağım" demeye getiriyor. Erdoğan’ın barıştan anladığı buysa bu savaş bitmez.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR