'Kapitalist kriz aşılamadı, dünya ekonomisi de batmadı ama süregelen sorunun demokrasi aleyhine ağır sonuçları oldu'

Demokrasi tarihine baktığımızda birçok köşe taşı görüyoruz.

Bunların hemen hepsi ABD de dahil Avrupalıların kurduğu ülkelerde ortaya çıkmış.

Bir çalışmasında Prof. Dr. Ahmet Muhtar Çakmak şu ifadeleri kullanıyor:

"Tarihte demokratikleşmenin derinleşmesi anlamında ilk önemli adım, İngiliz sanayi proletaryası tarafından atıldı. İşçiler, haklarının verilmesini, taleplerinin yerine getirilmesini istiyorlardı. Bunun aracı olarak da bu tür hakları savunan siyasi partilerin kurulmasına imkân verilmesini talep ediyor ve eğer bu parti veya partiler seçimlerde başarılı olurlarsa hükümeti onların kurmasının kabul edilmesini de istiyorlardı. Bu konuda önemli adımlar atıldı ve bu adımlar aynı zamanda dünyanın demokratikleşmesi açısından kayda değer adımlardı." 

Prof. Çakmak ile kapitalist dünya ekonomisinin getirdiği krizin demokrasiye ağır sonuçlarını ve günümüzde yaşanan sorunları konuştum.

Neden İngiltere?

Bunun birçok sebebi var. Öncelikle konunun tüketilmiş olduğunu sanmıyorum. Mesela birçok kitap ve makalede bunu ilk Sanayi Devrimi'nin İngiltere'de gerçekleşmiş olmasına bağlamaya çalışanlar bulunuyor. Bence bu tabii çok önemli ama İngiltere'deki demokratikleşme sadece buna bağlanamaz. Birçok faktörün üst üste gelmesi ve karşılıklı etkileşime girmesiyle oldu bu. İki örnek verebilirim. Birincisi İngiltere daha 10. yüzyılda Avrupa'da en yüksek kişi başına gelire sahip ülkeydi. İkincisi Magna Carta adıyla anılan sözleşme de İngiltere'de ortaya çıktı. Bunu uzatmak istemiyorum. Sadece demokrasinin ortaya çıkışını ve gelişmesini kısa yoldan kapitalizme bağlayan tezlerin eksik ve dolayısıyla hatalı olduğunu söylemeye çalışıyorum. Burada kapitalizm derken buna nasıl yaklaşmamız gerektiği de çok önemli. İngiliz sömürge imparatorluğu hesaba katılmadan sadece İngiltere'deki kapitalistleşme sürecine bakarak da anlayamayız olup biteni. Dahası buna imkân veren şeyi, yani İngiliz ordusunun tüm rakiplerine üstün gelmesini sağlayan nedenleri ortaya koymadan da anlayamayız.

 

476711-412120451.jpeg

Prof. Dr. Ahmet Muhtar Çakmak, Celalettin Can'ın sorularını yanıtladı / Fotoğraf: Independent Türkçe 


İngiliz işçi sınıfı hareketi hem kronolojik hem de içerik olarak mücadelenin başını çektiği halde neden İngiliz işçileri komünistlerin "işçi devleti" talebine sahip çıkmadı?

Bu sorunun cevabının önemli bir unsuru İngiliz sömürge imparatorluğudur. Nitekim Almanya'da Bismarck işçilerin sosyal güvenlik hakları bakımından birçok ilke imza attığı halde Alman işçilerinin, en azından görece önemli bir kısmı, "işçi devleti" talebine sahip çıktı. Çünkü Almanya istediği gibi bir sömürge imparatorluğu kuramadı. Tüm bunların sonucunda bir yandan faşizm ortaya çıkarken bir yandan da I. ve II. Dünya savaşları çıktı. Bu savaşların sonucunda, bilindiği gibi Alman, İtalyan ve Japon faşizmi kaybetti. Sovyetler Birliği yanı sıra kazanan taraf ABD, İngiltere ve Fransa demokrasi bayrağını taşıdıklarından II. Dünya Savaşı'nın ardından demokratikleşme daha da yayıldı ve derinleşti.

'ABD'NİN SÖMÜRGE İHTACAYI ÇOK'

İngiliz işçilerin, komünistlerin "işçi devleti" talebine sahip çıkmamasıyla ilgili 'İngiliz sömürge imparatorluğu' söylerken, II. Dünya Savaşı'nı kazanan tarafın demokrasi bayrağı taşıdığını söylediniz. Bu iki noktanın nedenlerine dair bir açıklık getirir misiniz?

İngilizler gunboat (silahlı deniz gücü diyebiliriz belki) diplomasisiyle birçok ülkeyi serbest ticarete açılmaya zorladı. Bunun sayesinde hem hammadde sağladı hem de kendi malları için pazar buldu. Buna zora dayalı ucuz işgücünü de eklemek lazım. Bütün bunlar sayesinde kendi işçi sınıflarına taviz vermenin kaynağını buldu İngilizler.

"İngilizler baştan itibaren kendi işçilerini ehlileştirdiler" denir. İşte bu sömürge imparatorluğu sayesinde oldu. Buna commonwealth ülkelerine ve özellikle de Amerika'ya göç hareketlerini de eklemek lazım. Almanya Bismarck zamanında dünyanın ilk sosyal güvenlik haklarını verdiği halde Alman işçileri ayaklandı. Çünkü Almanların sömürge imparatorluğu oluşamadı. Nitekim birçok yazar, iki dünya savaşını buna bağlar. Yani Almanya'nın da dünyanın paylaşımından pay almayı talep etmesine. ABD o kadar büyük ve doğal zenginliklere sahip bir ülke idi ki başlangıçta sömürge ihtiyacı pek yoktu. ABD'nin sömürge ihtiyacı çok sonraları ortaya çıktı.

Buna ABD'de kapitalizmin yerleşmesi için alaşağı edilmesi gereken pre-kapitalist yapıların olmadığını da eklemek gerekir. Dolayısıyla yine bu yazıda belirttiğim gibi Kızılderilileri katlettiler ve bütün bir kıta, tüm zenginliği ile önlerine serilmiş oldu. İngiltere ve Fransa ise sömürge imparatorlukları kurabilmiş olduklarından kendi işçi sınıflarını "ehlileştirecek" kaynaklara sahiptiler. Bu üç ülke de belli ölçülerde de olsa demokrasiyi kurdular. Tabii bunun Avrupa'daki "Aydınlanma" hareketi gibi kaynakları da var ama esas olan işçi sınıfının siyasi talepleridir ve hak ettiği önemin yeterince verilmediği bir husus olarak İngiliz ordusunun gücünün kaynaklarının ortaya konmasıdır.

İki dünya savaşının da kazanılmasında tayin edici rol oynayanlardan ABD'ye gelince kıta büyüklüğünde ve büyük doğal kaynaklara sahip bir ülkedir. Avrupa'dan göç ederek ABD'nin oluşumunda rol oynayan Avrupalı insanlar, zaten kapitalizm anlayışına sahipti ve boğuşmak zorunda oldukları bir feodalizm yoktu. Sadece Kızılderililer vardı ve silah üstünlüğü sayesinde onları da kolayca etkisizleştirdiler.

Doğal kaynaklar için oraya buraya saldırmalarına da gerek yoktu ve giderek büyüyen bir nüfusa sahip olduklarından yüksek gümrük duvarlarının arkasında muazzam bir sınai güç inşa ettiler. Bu sınai güç de gidişatı belirliyor. Ayrıca böyle bir sürecin faşizme pek ihtiyacı yoktu. Dolayısıyla demokratik bir rejim kurabildiler. II. Dünya Savaşı'ndan sonra demokratikleşme daha da ivme kazandı.

 

William_Edward_Kilburn_-_View_of_the_Great_Chartist_Meeting_on_Kennington_Common_-_Google_Art_Project.jpeg

Bir dönem işçi hareketlerinin estirdiği rüzgar bütün dünyayı etkiledi / Fotoğraf: Vikipedi



Gelelim sebeplerine…

1917 Ekim Devrimi SSCB'de, "sosyalist" bir rejim yarattı. ABD ve Avrupa bu rejimin kendi ülkelerine yayılmasından korktu. O nedenle II. Dünya Savaşı'ndan sonra kendi işçilerini memnun etmeye çalıştılar. Zaten iki dünya savaşı ve aradaki büyük kriz bu ülkelerin işçilerini fena halde hırpalamıştı. ABD ama özellikle İngiltere ve Fransa kendi halklarını savaşmaya ikna edebilmek için savaş sonrası ile ilgili vaatlerde bulundu. Belli başlı vaatleri daha iyi ücret, daha gelişkin sosyal güvenlikti. Savaştan büyük çapta ölümler ve sakatlıklarla çıkan halkın karşısında bu vaatleri yerine getirmekten başka çareleri de yoktu, buna komünizm tehlikesini de eklersek.

Belki de asıl önemli faktör şu: Büyük dünya savaşları askeri teknolojilerde büyük gelişmeler sağladı. Bu bilginin savaştan sonra sivil hayata uygulanması ile ortaya muazzam bir üretim çıktı ve bunların çoğu yeni tüketim malları idi. Bunların satılabilmesi için kitlelerin alım gücünün yükselmesi gerekiyordu ve artan verimlilik de zaten bunu mümkün kılıyordu. İşte bunların hepsi bir araya gelince II. Dünya Savaşı'nın sonrasındaki refah dönemi ortaya çıktı.

Ne var ki iş bundan ibaret değildi. II. Dünya Savaşı'nda yenilen ve yıkım yaşayan ülkelerin inşası meselesi var.

Evet, bundan ibaret değildi. Almanya, İtalya ve Japonya yeniden hızlı bir büyüme dönemine girdi. Bina yapmayı bilen birinin binasını yıkarsanız onu kolayca yeniden yapar ve bunu demokratik rejim çerçevesinde yaptılar. Dolayısıyla kapitalizmin tipik özelliklerinden olan aşırı üretim durumu ortaya çıktı.

Kapitalizmin kaçınılmazı olan aşırı üretim krizi bunu takip etti… Bütün bu gelişmelerin demokrasi ve demokratikleşme açısından toplam sonucu ne oldu?

Demokrasi biraz daha gelişme imkânı buldu. Ne var ki Almanya, İtalya ve Japonya'yı savaşta yenmek yeterli olmadı. Bu ülkeler (işin içinde ABD desteği gibi faktörler de olsa bile) yeniden ayağa kalktılar ve demokratik ortamda yaptılar bunu. Böylece yeniden paylaşım meselesi yeniden ortaya çıktı ve bu sefer bu ülkeleri savaş alanından çıkarmak mümkün olmayınca 1970'ten itibaren süregelen kriz ortaya çıktı.
 

c359067f-f8b5-4aca-9464-126f41116aa8.jpg

Hızla gelişen sanayi, işçi hareketlerinin etkisini zamanla zayıflattı / Fotoğraf: Twitter



'SAHAYA RUSYA, ÇİN VE HİNDİSTAN GİBİ OYUNCULAR ÇIKTI'

1970'lerde ortaya çıkan kriz aradan geçen 50 küsur yıl içinde nasıl yönetildi? Gelinen noktada özellikle Türkiye'de sonuçları ne oldu?

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki 1970'lerin krizi abartılıyor. Çünkü 1970 sonrası, 1970 öncesi ile karşılaştırılıyor. Oysa II Dünya Savaşı sonrasından 1970'e kadar geçen dönem bir istisnadır. Bu yazıda belirtmeye çalıştığım nedenlerle bir istisnadır. Şimdi bunu ölçü almak doğru değildir. Bu istisna dönem sona erince arkasından gelen dönemin performansı haliyle daha düşük oldu. Öte yandan 70 sonrasında 1930'ların krizi ölçüsünde işsizlik de olmadı. İşçilerin reel ücretleri sanıldığı kadar düşmedi kuzey ülkelerinde. Çünkü güneyden gelen ucuz ücret malları maddi yaşam standartlarının fazla düşmemesini sağladı. 1970 sonrası krizi değerlendirmek için hesaba katmamız gereken önemli bir unsur da neoliberal küreselleşmedir. Neoliberal küreselleşme tüm ülkelerde (Kuzey Kore ve Küba hariç) yeni bir orta sınıf yarattı. Bu sayede mesela diyelim ki sembolik bir tarih olarak 1980 öncesinde kendi içinde farklılaşmakla birlikte alım-gücü iyi sınıfların oranı 1970 öncesinde yüzde 20 iken şimdi yüzde 30'a çıktı. Bu yoksulluğun artması ve derinleşmesi ile birlikte meydana geldi. Türkiye'de de böyle oldu. TÜSİAD geçenlerde yaptığı bir açıklamada 30 milyonluk bir orta sınıf yarattık dedi. Buna 1-2 milyon daha üst sınıfı ve 50 milyon yoksulu eklersek tablo tamamlanmış olur.

'SONUÇLARI AĞIR OLDU'

50 yılı aşkın süren kriz yönetiminin birinci ayağı, devletin elindeki imkanların sermayeye aktarılması, yani özelleştirmeyle yoluyla karlı bir sermaye birikimi sağladı. İkincisi ise, sahaya yeni oyuncuların, yani Rusya, Çin ve Hindistan'ın çıkması oldu. Bunlar büyük nüfuslardı ve gerek ucuz işgücü yoluyla ve gerekse pazar olarak karlı sermaye birikiminin devamına katkıda bulundular. 1970 sonrası süreçte demokrasi bazı yaralar aldı ama ayakta kalabildi ve hala karizması en yüksek alternatif olduğunu söyleyebiliriz. Sonuç olarak, kapitalist kriz aşılamadı ama bunun yarattığı dünya ekonomisi de batmadı.

Bu nasıl oldu ve nasıl olabiliyor?

Başlıca dört sebeple kuzey ülke işçileri dayatılan tedbirleri kabul etti. Sosyalizm mücadelesinin zayıfladı. Sınıf bileşimi değişim sürecine girdi. Çin sopası ve işsizlik kendini gösterdi. Tabii bütün bunların, tüm karizmasına rağmen demokrasi aleyhine ağır sonuçları da oldu.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR