Suriye’de şark kurnazlığı, Türkiye’nin barışı   

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Ukrayna dönüşünde yaptığı, "Esed'i yenmek, yenmemek gibi bir derdimiz yok ki" açıklaması, son günlerde gündem olan Suriye yönetimiyle barış arayışını resmileştirdi. 

Konu ilk defa, son Astana toplantısıyla birlikte gündeme gelmişti. Rusya lideri Putin’in Cumhurbaşkanı’na Suriye ile sorunlarını yönetimle konuşması gerektiğini dile getirdiği ve ısrar ettiği gazetelere yansıdı. 

Hatta 19 Temmuz 2022 tarihli Şark’ul Avsat Gazetesi’nde Putin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunduğu planın içeriğine ilişkin bazı iddialar yer aldı. 

Plana göre:

1-Rusya Türkiye’nin planladığı gibi bir askeri harekâta izin vermezken, YPG güçlerini SİHA’larla hedef almasına göz yumacak.

2-  Ankara’nın taleplerini karşılamak üzere Türkiye ve Suriye arasında üst düzey güvenlik toplantılarına ev sahipliği yapabilir. Suriye topraklarında Türk askeri varlığına gerek kalmayacak. 

3- Adana Mutabakatı, Şam-Ankara arasında yapılacak koordinasyonla, sınır güvenliğinin sağlanması ve sınır ötesi terörle mücadele çabalarına izin verecek şekilde güncellenebilir. 

4-Hükümet güçleri Fırat’ın doğusuna dönerken, koşulların olgunlaşmasıyla SDG de Suriye ordusunun kolu olarak bölgede kalabilir. Bu plana göre SDG silahlı güçlerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi düşünülüyor.  

5- Rusya Halep’in kuzeyindeki Tel Rıfat'tan Türk güçlerini tehdit eden roket rampalarını etkisiz hale getirebilir. Türkiye’nin sınırlı bir askeri harekât gerçekleştirmesine izin verebilir. 

Bunların ne kadarı hakikat, ne kadarı yönlendirme, taraflarca açıklama yapılmadığından bilemiyoruz. 

Diğer taraftan Astana görüşmelerinde yer alan İran ile Suriye’deki vekâlet savaşının önemli bir tarafı olan ABD yönetimlerinin bu plandan pek hoşlanmayacakları açık.  

Burada bir parantez açmakta yarar var. AK Parti’nin 2019 yılından bu yana Suriye’de yeni bir çıkış aradığı biliniyor. 2019 yılında Abdullah Öcalan’la, daha sonra Kandil’le görüşmelerde Suriye konusunun başat bir konu olarak ele alındığı medyaya yansıdı. 

2013-2015 Çözüm sürecinde Türkiye’de barış arayışının Suriye’de işleri kolaylaştıracağı düşünüldü. Bugün tersi olabilir mi sorusuna yanıt arandı. Yani Suriye’de çözüm bulunarak Türkiye’de yeni bir barış sürecinin önü açılabilir mi arayışı yaşandı.  

2011 yılında Suriye’de başlayan ayaklanma, Ankara’da egemenlik alanını genişletme sevdasına yol açtı. Ankara, Şam yönetimini devirmek için, önce Suriye’de Kürtleri yanına alabileceği Çözüm Süreci’ni devreye soktu. PYD, Türkiye’nin egemenlik alanını genişletecek bir savaşta Türkiye’nin yanında yer almayı kesin olarak reddettiğinden Ankara, hendek kazılmasını, özerklik ilanını da bahane ederek çözüm masasını devirdi; Kürtlere savaş ilan etti.  

Türkiye, Suriye’de askeri gücünü kullanarak hedefine kısmen yaklaştı, ama esas amacına tam ulaşamadı. Sorunların altından kalkamadı, başarısızlığa uğradı. Şimdi mecburen Şam’a yönelmiş gibi davranıyor.   

Bugün yeni planın işlediğine dair bazı emareler var. Bunlardan biri Zaho’nun Perah köyünde yapılan ve sivillerin ölümüne yol açan katliam ve sonrasında yaşananlar. 

Diğeri ise Türkiye’nin SDG askeri güçlerini 30 km kadar püskürtme amaçlı askeri müdahale planlarının bugüne kadar gerçekleşmemiş olmasıdır. 

Bu plana İran ve Rusya üçlü zirvede yeşil ışık yakmadığı gibi ABD’de de kesin bir dille reddetti. 

Cumhurbaşkanının Ukrayna dönüşü açıklaması, Suriye’de yeni bir süreci başlatacak bir planın üzerinde çalışıldığının ilanı oldu. 

Türkiye’nin bu süreçte iki hedefinin olduğu anlaşılıyor. İlki Suriye’de Kürtlerin fiili kazanımlarının anayasal çerçeve kazanmasını engellemek, Kürt bölgesinde oluşturduğu askeri güvenlik koridorunu güvence altına almaktır. Diğeri Türkiye’yi sarsan ekonomik kriz koşullarında, yaklaşan seçimlerde büyük ekonomik ve siyasi Suriyeli mülteciler sorununu, Esad rejimiyle diyalog ile çözüm sürecine sokmak. Sandığa oy olarak dönmesini sağlamak.
  
Bu kapsamda Suriye Türkiye ilişkisinin normalleşmesi gerçekleşebilir olmaktan oldukça uzak. Daha doğrusu AK Parti’nin Esat ile barışma ihtimali, bugünden yarın gerçekleşecek bir şey değil. 

Bunun için iktidarın köklü bir biçimde Osmanlıcılık oyunlarını terk etmesi, Suriye politikasının esaslı muhasebesinin sonuçlarının sahada görünmesi gerek.   

Bunların başında, “güvenlik” gerekçesiyle Türkiye’nin Suriye topraklarında egemenliğini yaymaya yönelik askeri, siyasi ve ekonomik politikaları gelmekte. Askeri varlığına son vermenin yanı sıra idari tasarruflarına, Türk parasının dolaşımına son vermek zorunda. Suriye’nin içişlerine müdahil olmaya çalışmaması gerek.  

Ankara, Suriye’de vekâlet savaşıyla ve baskıyla yönetim değiştirmenin en azından şimdilik imkânsı olduğunu kabul ediyor. Artık şark kurnazlığı ile zaman kazanması ve başarısızlığının üstünü örtmesi mümkün gözükmüyor.  

AK Parti içerde olduğu gibi Şam’da da kredi limitini doldurdu. Esad, kendi sonunu getirmek için çabalamış AK Parti’ye, seçimlerin yaklaştığı şu günlerde can simidi olmak istemez. 

Ankara Suriye’de yeni bir çıkış arıyorsa bunun ilk adımı olarak, kurduğu Suriye Milli Ordusuna ve Geçiş Hükümetine, Afrin’de ve diğer denetimi altında tutuğu bölgelerdeki idari yapılara son vermek zorunda. 

Bu adımlar sadece Esad ile normalleşmenin kapısını aralamaz. Aynı zamanda İmralı’da, Kandil’de aradığı, Suriye’den başlayarak Türkiye’ye kadar uzanacak yeni bir sürecin ilk adımları olabilir, barışın kapısının kilidini açabilir. 

İlk adımı Suriye’de atılan “yeni bir çözüm sureci”,  çok uzak olmayan zamanda olgunlaşıp gelişebilir. Türkiye barış yolunda ilerleyebilir. Başka çıkış yolu yok. Şark kurnazlığının sonuna gelindi. AK Parti ile yeni süreç olur gibi görünmüyor. İktidar adayları buna hazırlanmak zorundalar.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in  editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR