Nefret de sevgi kadar vazgeçilmez bir oyundur

Asıl adı Dame Antonia Susan Duffy Drabble olan A. S. Byatt 1936 doğumlu İngiliz bir yazardır. Quaker mezhebine sahip bir ailede büyür. Bu da Byatt’la kız kardeşi Margaret Drabble’ın gelişiminde önemli bir etkiye sebep olur. Ancak onları asıl çıkmaza sürükleyen şey annelerinin kızlarına hiç durmadan aşıladığı rekabetçiliktir. Gazeteci Mira Stout bunu şöyle açıklar: “(Annenin) Ev hanımı olmaktan duyduğu öfke, kızlarının üzerine korkunç bir gölge düşürdü ve her birine vahşi bir hırs aşıladı...”

Bütün bunların Byatt’ın 'Oyun' romanıyla çok ilgisi var. Zira 'Oyun’da hiç anlaşamayan iki kız kardeşin, Cassandra ile Julia’nın çatışmalarla dolu hikâyesini okuruz, bunun gerçek hayattaki yansıması ise Byatt ve Drabble kardeşlerde görünür. Üstelik katbekat fazlasıyla. Yazar üzerine yaptığım araştırmalar beni bu tuhaf “kan davası”yla karşılaştırınca Byatt’la Drabble’ın ta çocukluklarından beri, annelerinin teşvikiyle hemen her konuda çekiştiklerini gördüm. Annelerine göre ikisi de başarılı olmak zorundalardır. Bu nefes almak kadar vazgeçilmez bir durumdur... Gün gelir her ikisi de başarılı olur. Ancak bu başarı, ikisinin de edebi bir kariyer hedeflemesiyle hepten durdurulmaz bir nefrete dönüşüverir. Yıllardır süren küskünlükleri bir yana, birbirlerinin kitaplarını okumaya bile tahammül edemez durumdadırlar. Hâlâ!

EDEBİYAT SAVAŞLARI

Byatt ilk romanı ‘The Shadow of the Sun’ı 1964’te yayınlar. Pek iyi bir kitap değildir bu, ama Byatt yazmayı başından beri kafasına koyduğu için asla durmaz. Drabble da yazmayı sever, ama Byatt kadar tutkulu değildir. Buna rağmen ilk kitabı A Summer Bird-Cage’i ondan evvel, 1963’te yayınlar. İki kız kardeşin gerilimini anlatan bu romanıyla beraber kısa sürede hem daha başarılı olur, hem de gelecek vadeden bir yazar haline gelir. Bu durum 90’lara kadar bu şekilde sürer. Byatt’sa ikinci romanı ‘Oyun’da (1967) adeta buna bir cevap verir gibi, birbiriyle çatışan kız kardeşleri konu edinir. Hatta kitabını “Sana bir özür borçluyum” şeklinde imzalayarak Drabble’a gönderir. Drabble’sa bu adımı kötü niyetli olarak yaftalar ve aile üyelerini haksızca eleştirdiği için Byatt’ın üstünü tamamen çizer.

Zaman içinde çatışmaları artmaya başlar. Bunda “aynı kaynaktan” beslenmeleri büyük rol oynar. Örneğin ailelerinin çay saati ritüellerinden hareketle bir şey yazmaya başlayan Byatt, Drabble’ın bunu daha evvel yazdığını öğrenince sinirden deliye döner. İkisi de kariyerleri boyunca onlarca kitap yazar, onlarca ödüle layık görülürler, ama 90’lı yıllarla beraber Byatt Drabble’ı gölgede bırakmaya başlar. Hatta Byatt Booker listesine girdiğinde Drabble, ödülü kardeşinin kazanacağı yönünde 100 dolarlık bir bahse bile girer. Ancak bu iyi niyetinden değildir. Byatt ödülü kazandığında kendisi de bahsi kazanıp biraz teselli bulmak istediği içindir...

BİR ÖLÜNÜN BAŞINDA BULUŞMAK

‘Oyun’daki iki kız kardeşten biri olan Julia gelecek vadeden bir yazardır. Kendini aşmanın, daha iyi şeyler yazmanın yollarını arar. Bunlardan biri de tabii ki popüler olmaktır. Julia kariyeri haricinde düzenli de bir aile hayatına sahiptir. Eşi ve kızıyla beraber yaşar. Ancak tuhaf bir şekilde sürekli onaylanma ihtiyacı duyar. Konunun ne olduğu önemli değildir. Düşündüğü, söylediği yahut yaptığı şeylerin doğru olup olmadığı hususunda sürekli tereddüt yaşar. Buna rağmen dışadönük biridir. Oxford’da Ortaçağ uzmanı bir akademisyen olan ablası Cassandra ise Julia’nın aksine içine kapanık ve yalnız bir insandır. Kariyeri gayet iyi durumdadır, yükselmeye de devam edecektir, ama bir zaman sonra bütün bunların onun yalnızlığıyla ilişki olduğunu düşünmeye başlarız. Zira Cassandra çocukluğundan beri böyle biridir. Herkesle mesafelidir. Sürekli odasına kapanır. Derdini tasasını, her şeyini de günlüğüne yazar. Onu da çekmecesine kilitlemeye özen gösterir. Diğer bir değişle kendini odaya, duygularını da çekmeye saklar. 

Yıllardır görüşmeyen Julia ve Cassandra bir gün babalarının ölüm döşeğinde olduğu haberiyle baba evine dönerler. Sadece birbirlerinden değil, bu evden de -çocukluklarından mı demeli- uzak kalmışlardır. Bu yüzden ilk günler oldukça zor geçer. Onları geçmişlerine yeniden adapte eden şey babalarının hastalığı olur. Ancak durum öyledir ki, beklemekten başka yapacak bir şeyleri de yoktur. Yaklaşık iki hafta sonra babaları vefat edince de eşik aşılır. Herkes cenaze işlemleriyle ilgilenip iki kardeşe yapacak bir şey bırakmamaya özen gösterir. Onlar da salya sümük ağlamak yerine sıkıntıdan birbirleriyle sohbet etmeye, hatta kart oynamaya başlarlar. Bu oyunsa onları çocukluklarında buldukları diğer bir oyuna götürür. Böylece geçmişte kalan hesaplar yavaş yavaş yeniden açılmaya başlar.

YAZMAK HER ZAMAN TEHLİKELİDİR

İskambil kâğıtlarıyla oynanan bir savaş oyunudur bu. İki kardeş desteyi renklere göre dört orduya bölüp, siyahlarla kırmızıları karşı karşıya getirirler. Savaşı daha gerçekçi kılmak için de devasa bir dünya haritası çizerler. Sonra da krallıklarına dair çeşitli hikâyeler uydurarak işi hepten başka bir boyuta taşırlar. Julia ve Cassandra yıllar sonra yeniden bu oyunun başına oturduklarında eski defterler yavaş yavaş ortaya çıkar ve müthiş bir savaş yaşanmaya başlar. İlerleyen sayfalarda Julia’nın yeni kitabı 'Şöhret Duygusu’nda yazdıklarıysa meseleyi iyice içinden çıkılmaz bir hale sokar. Zira Julia bu kitapta, tıpkı Byatt gibi geçmiş çocukluk günlerini anlatmıştır...

Byatt kalemi çok güçlü bir yazardır. Bunu sadece aldığı onlarca ödülden değil, kitaplarının otuzdan fazla dile çevrilerek önemli sayıda okur bulmasından da anlayabiliriz. 'Oyun’da da karakterler arasındaki gerilimi ustalıklı şekilde vererek okuma zevkini hepten arttırır. Üstelik bu gerilim matruşka gibidir; içinden sürekli bir başkası çıkar ve belli bir süre sonra sorunlar öyle çoğalır ki iletişim imkânsız hale gelir. Böylece iki kardeşin aralarındaki çatışma da bütün aileye yayılıverir. Byatt bir röportajında, “Yazmak her zaman çok tehlikeli ve çok yıkıcıdır,” der. Kardeşi ve annesiyle yaşadığı sarsıntılı günlerin üstesinden yazarak gelen biri için oldukça açıklayıcı bir cümledir bu.

‘Oyun’, Byatt’ın diğer kitapları ‘Küçük Kara Hikâyeler Kitabı’ ve ‘Bülbülün Gözündeki Cin’le beraber Everest Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Kitabın çevirmeni İpek Babacan’dır. Bu arada Drabble’ın da üç kitabının Türkçeye çevrildiğini söylemekte fayda var. Gerek kitaptaki kurmaca oyuna gerek iki kardeş arasındaki gerçek oyuna ilgi gösterenlerin bunlara da bakmasında fayda var.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR