'6-7 Eylül de bir Özel Harp işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi...' Öyle mi acaba Paşa?

Kolaj: Independent Türkçe

Emekli Tuğgeneral Sabri Yirmibeşoğlu1, gazeteci Fatih Güllapoğlu'nun kendisiyle yaptığı röportajda şunları söylüyor:

- Bak ben sana bir örnek daha vereyim. 1974'teki Kıbrıs Harekâtı. Eğer Özel Harp Dairesi olmasaydı, o harekât, yani iki harekât da o kadar başarılı olabilir miydi? (...)

Ada'ya, bankacı, gazeteci, memur görüntüsü altında Özel Harp Dairesi elemanları gönderildi ve bu arkadaşlarımız, Ada'daki sivil direnişi örgütlediler, halkı bilinçlendirdiler. Silahları 10 tonluk küçük teknelerle adaya soktular.

Sonra 6-7 Eylül olaylarını ele al...

- Pardon Paşam, anlamadım, 6-7 Eylül olayları mı?

-Tabii. 6-7 Eylül de, bir Özel Harp işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amaca da ulaştı. Sorarım size, bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?

- E, evet Paşam... 2

Özel Harp işi 'muhteşem 6-7 Eylül olayları' neydi?

6-7 Eylül 1955 olayları diye ifade edilen şey hiç şüphesiz bir pogromdu. 3

Bu memlekette pogrom 6-7 Eylül'den ibaret de değildir.

Özel Harp Dairesi'nin (ÖHD) 6-7 Eylül pogromunu örgütlediğini, yukarıda itirafında aktarıldığı gibi, başkanları -üstelik övünerek- açıklıyor.

Pogromu ÖHD örgütlüyor ama siyasi kararını Demokrat Parti (DP) hükümeti alıyor.

Cumhurbaşkanı Celal Bayar durumu anlamak için İstanbul'da yaptığı gezide İstiklal Caddesi'ndeki talanı ve yıkımı görünce, yanındakilerin duyduğu bir ses tonuyla dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik'e "Galiba dozu kaçırdık" demesi pogromun arkasında DP hükümetinin olduğunu ve olaylar nedeniyle akabinde içişleri bakanının görevden alınmasının da bir oyun olduğunu faş ediyor.
 

İstanbul'da Beyoğlu, Kurtuluş, Şişli, Nişantaşı, Eminönü, Fatih, Balat, Eyüp, Bakırköy, Yeşilköy, Ortaköy, Arnavutköy, Bebek, Moda, Kadıköy, Kuzguncuk, Çengelköy, Adalar'da hatta İzmir, İskenderun, Çanakkale'de mahalle ve ilçelerde 6 Eylül'ün erken saatlerinde eş zamanlı başlatılan ve 7 Eylül'de de yaygınlaştırılarak sürdürülen saldırı, yağma, öldürme, yaralama, tecavüz  gibi insanlık suçları işleniyor.
 

Resmi kaynaklara göre;

4 bin 214 ev, bin 4 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ile fabrika, otel vb. toplam 5 bin 317 bina tahrip ediliyor.

11 yurttaşımız yaşamını yitiriyor. 4

450 kişi yaralanıyor.

60 kadına tecavüz ediliyor.

Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar tahrip ediliyor.

İstanbul'da bulunan 73 Rum Ortodoks kilisesinin tamamı ateşe veriliyor.

Binlerce Rum yurttaşımız Türkiye'den göç ediyor.

1922 yılında Türk-Yunan nüfus mübadelesi sonucunda 100 bine düşen Rum nüfusu 6-7 Eylül olayları sonrasında İstanbul'da 2 bin 500 kişiye kadar düşüyor.

Tahrip edilen işyerlerinin sadece yüzde 59'u Rumlarındı. Kalan işyerlerinin yüzde 17'si Ermenilerin, yüzde 12'si Yahudilerindi.

Gerçekliğin bu boyutu hadisenin sadece yağma ve Rum düşmanlığı olmadığı; "sıradan" ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının ne menem bir şey olduğunu da somutluyordu.

Nitekim Yunan-Rum protestosu üzerinden yürütülen kara propaganda ile harekete geçirilen milliyetçi-ırkçı unsurlar ifade edildiği gibi, insanlık suçlarını sadece Rum halkına karşı değil, Ermeni halk toplumuna ve Musevi Cemaatine karşı da işliyorlar.


'Sıradan' ırkçılık ve yabancı düşmanlığı (mı?)

Gerçekten de öyle…

Sadece gayrimüslim halklara karşı değil; Kürtlere karşı da öyle… İleri düzeyde önyargılarla düşünme, şeytanlaştırma ve lanetli yaratma hali var.

Çıkarı olmayanı sevmeme, sevmediğini ötekileştirme, ötekileştirdiğini günü gelince yok etmeye dahi yönelme davranışı var.

Rumların, Ermenilerin, hatta Kürtlerin nasıl şeytanlaştırıldığını düşünelim;

Aysel Tuğluk'a yaşatılan insanlık dışı uygulamalar bir yana, bir grup ırkçı-faşistin "Burası Türk-İslam-mezarlığı, buraya Kürt-Alevi gömdürmeyiz" diyerek Tuğluk'un annesinin cenazesini gömüldüğü topraktan çıkaran zihniyet dünyası üzerinde düşünmek gerekmez mi?

Farklı kimliğe, inanca, kültürel yapıya sahip halkların bu topraklarda görünür izlerini, geçmiş yaşanmışlıklarını, kutsallarını, mezarlarını, sosyal, kültürel değerlerini silmek istiyorlar.

'Silmek istedikleri de' sözde çok da sahiplendikleri Osmanlı bakiyesi halklar…

Her silinen halk ve hak değeri bu toprakların zenginliklerinin bir parçası ve onlarla beraber bu zenginlikler de siliniyor, gidiyor.

6-7 Eylül'de İstanbul, İzmir, İskenderun ve Çanakkale'de hepsi Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı, başta Rumlar olmak üzere gayrimüslim halklara yaşatılanları genel çerçevesiyle yazıldı.

Peki, bu zulme 'devletin ve milletin asıl sahipleri' ne diyor?

Yapılanları bir gözden geçirme, bir yüzleşme, bir daha aynı şeylerin yaşanmaması üzerine bir özür, bir cümle var mı?

Yok, maalesef yok…

Peki ne var, yaşananlar nasıl açıklanıyor?

Emekli Tuğgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, '6-7 Eylül de, bir Özel Harp işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amaca da ulaştı…'  söylemiyle pogromdan kasım kasım kasılırken, Başbakan Menderes ise saldıranlardan haberdar olduğunu ve "düşman hareketi" olmadığı için silah kullanılmadığını söylerken pogromu görmüyor bile…

Ne 'yüksek siyaset' ama…

İngiliz sömürgeciliği: "Böl, yönet" 5

16 Ağustos 1954 tarihinde Yunanistan'ın Birleşmiş Milletlere başvurusunda, Kıbrıs'ın kendi kaderini tayin hakkı yazıyordu. Buna paralel 1 Nisan 1955'de EOKA Kıbrıs'ta İngiliz Sömürge Yönetimi'ne karşı silahlı mücadele başlatmıştı. Kıbrıslı Rumların ENOSİS istemleri karşısında, Kıbrıs'ı 1914 tarihinde Osmanlılardan ilhak etmiş olan İngilizler, Kıbrıs Türk liderliğini kullanarak 'ünlü' 'böl-yönet' politikası ile Türkiye'yi Londra Konferansı'nda Kıbrıs'ta taraf yapmak istiyordu.

Londra Konferansı'ndan önce Bakanlar Kurulunu yöneten İngiltere Savunma Bakanı Selwyn Lloyd, İngiltere'nin çıkarlarını koruyabilmesi için Türkiye'nin Enosis karşıtı tutumunu kullanmaları gerektiğini şöyle ifade ediyor:

'Müzakereler süresince amacımız, Yunanları, Enosis'i kabul etmeyi reddeden Türklerle karşı karşıya getirmek ve böylece hakimiyeti bırakacak bir çözümü kabul etmelerini sağlayacak bir ortam yaratmak olmalıdır.' 6


İngiltere Dışişleri Bakanı Anthony Eden konferanstan önce, Ankara hükümetine gönderdiği telgrafta, 'Türkiye'nin Kıbrıs'ı Yunanlılara bırakmayacaklarını açık açık söylemesini' istiyordu. 7

Türk Dışişleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu, konferansta bu doğrultuda davranacaktı.

Londra Konferansı'nda Türkiye soruna taraf yapıldığı gibi, Kıbrıs bir İngiliz sömürgeciliği sorunu olmasına rağmen, dünya ve Türkiye kamuoyu önünde bir Türk- Yunan sorunu olarak yerini alacaktı.

Böylece İngiliz Sömürge Yönetimi ile EOKA arasındaki çatışma, iki toplum arasındaki çatışmaya dönüşecekti.
 

Aradan sıyrılan İngiliz sömürge Yönetimi, Kıbrıs'taki çıkarlarını iki toplum arasındaki çelişki ve çatışmaları körükleyerek sağlayacaktı.

6-7 Eylül olaylarının, İngiliz sömürge politikasına yararlı olduğu açıktı, ama doğrudan yönlendirenlerin İngilizler olduğuna ilişkin güçlü veriler var:

... Görünürdeki Türk-Yunan dostluğunun kırılgan olduğu çok açık, çok küçük şok bile yetebilir. Atatürk'ün Selanik'teki doğduğu evine tebeşirle slogan yazmak gibi önemsiz bir olay bile bir kargaşanın çıkmasına yeter. 8

(Ağustos 1954, İngiltere'nin Atina Büyükelçisi)

Ez cümle:

Londra Konferansı 29 Ağustos 1955'de başlamıştı. Konferansın bitiminden bir gün önce, 6 Eylül 1955'de, konferans devam ederken Selanik'te bulunan Atatürk'ün evini Yunanların bombaladığı haberi bir anda ülkenin dört bir yanına yayıldı.

1955 yazı süresince Kıbrıs'la, Rum düşmanlığı ile şişirilen halk "Atamızın evi bombalandı" haberiyle zincirlerinden boşanırcasına, kazma, balta ve sopalarla sokaklardaydı…

 

 

Kaynaklar:

1. Bu röportajın yapıldığı 1991'de emekli olan Tuğgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, 1971'de Özel Harp Kurmay Başkanı, 1988-90'da ise MGK Genel sekreteri idi…
2. "Türk Gladio'su İçin Bazı İpuçları," Tempo Dergisi, S. 24, 9-15 Haziran 1991
3. Pogrom, 'dinsel, etnik veya siyasi nedenlerle bir gruba karşı yapılan şiddet hareketleridir. Bu şiddet hareketleri genellikle evleri, iş yerlerini veya ibadet yerlerini tahrip etmek, insanları dövmek, yaralamak, tecavüz etmek veya öldürmekten oluşur. Bu deyim ilk olarak tarihin çeşitli dönemlerinde Yahudilere karşı yapılan şiddet hareketlerini tanımlamak için kullanılmış, sonra da anlamı diğer gruplara karşı yapılan benzer şiddet olaylarını kapsayacak şekilde genişletilmiştir.'.
4. Helsinki Watch örgütünün bir raporuna göre ise ölenlerin sayısı 15 olarak kayıtlara geçti.
5. Celalettin Can, "6-7 Eylül Olayları… Dozmuydu sadece", İndependent Türkçe, 6 Eylül 2019- İstanbul
6-7-8. Abdullah Korkmazhan, Türkiye Solunun Kıbrıs Çıkmazı, 2017(Akt. Celalettin Can…)
9. Dönemin Günlük gazeteleri, türlü dergiler vb.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR