Edebiyatta ve sinemada: Yürüyen Şato

İngiliz edebiyatının unutulmaz isimlerinden biri de Diana Wynne Jones’tur. J. K Rowling, Neil Gaiman, Terry Pratchett gibi pek çok fantastik yazarı etkileyen, J. R. R. Tolkien, C. S. Lewis gibi isimlerden ders alan Jones 1934’te doğar. Beş yaşında II. Dünya Savaşı çıkınca ailesiyle beraber Galler’e taşınmak durumunda kalır. Ancak buraya uyum sağlamakta zorlanır. Röportajında belirttiği üzere, yazar olmaya ilk bu sıralar karar verir.

AKIL SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN YAZMAK

Kitaplarla çok içli dışlı bir çocukluk geçirdiği için kendi serüvenlerini de farkında olmadan kurmaya başlar. İlerleyen yıllarda Essex’e, “neredeyse hiç kitap olmayan” bir köye yerleşir. İnsanların dokumacılık, çömlekçilik dışında pek bir hobisini gerçekleştiremediği bu küçük köyde Jones da kendine yapacak bir şeyler arar. Ancak çatılarda gezinip uçmayı hayal etmekten de sıkılınca kardeşleri okusun diye oturup bir şeyler karalamaya başlar. Eğitimini tamamlayıp Oxford’a yerleştikten sonra edebiyat üzerine kafa yormaya devam eder, ama ciddi anlamda oturup yazmaya başlaması 1960’ların ortalarını bulur. Üç çocuğu, hasta bir kocası ve kayınvalidesiyle aynı evde yaşar, belki de bundan sebep, “Akıl sağlığımı korumak için yazmaya başladım,” şeklinde bir açıklama yapar.

Jones hem yetişkin hem de çocuk edebiyatında fantastik eserler vermiş olsa da pek çoğumuz onu, Miyazaki’nin 2004 yılında beyazperdeye uyarladığı ‘Yürüyen Şato’ adlı kitabından tanırız. Aslında bu kitap Howl Üçlemesi’nin ilk kitabıdır. Çevirmeni Bülent O. Doğan’dır. Diğer kitapları sırasıyla ‘Uçan Şato’ ve ‘Sihirli Ev’ adını taşır. Bunların çevirmeni de Cihan Karamancı’dır. Howl Üçlemesi geçtiğimiz günlerde İthaki Yayınları etiketiyle aynı anda raflara girdi.

YAŞLI BİR ÇOCUK

‘Yürüyen Şato’ Ingary adlı fantastik bir ülkede geçer. Büyücülerin, cinlerin, perilerin kol gezdiği bir yerdir burası. Ingary’de yaşayan binlerce aileden biri de şapkacılık yapan Hatter’lardır. Bay Hatter’ın Sophie ve Lettie adlı iki kızı ve mütevazı bir geliri vardır. Derken günün birinde eşini kaybeder ve yanında çalışan sevimli tezgâhtar Fanny’yle evlenir. Bu evlilikten de Martha adlı bir kız daha dünyaya gelir.

Hayat son derece sistemli şekilde akarken Bay Hatter’ın ölümü her şeyi tepetaklak etmeye yeter. Zira Bay Hatter ölünce aslında ailenin büyük bir borç batağında olduğu, borcun bir kısmının da kızların eğitim masraflarından kaynaklandığı ortaya çıkar. Hal böyle olunca Fanny kızlarını etrafına toplar ve onları para kazanıp hayatlarını kurmaları için çeşitli işlere yerleştirir. Küçük kardeşlerin yeri iyidir, ama büyük kardeş Sophie şapka üretip satmaya devam etmek zorunda kalır. Sophie bir yandan sömürüldüğünü düşünüp bir yandan da ürettiği şapkalarla konuşacak kadar sıkılırken bir gün dükkâna herkesin korktuğu Çöl Cadısı çıkagelir ve bir yanlış anlaşılma sonucu çok kızarak Sophie’yi yaşlı bir kadına dönüştürür. Üstelik büyü altında olduğunu söylemesin diye ona bir büyü daha yapar. 

‘YÜRÜYEN BİR ŞATO HAKKINDA KİTAP YAZSANA’

Sophie olayın şokunu atlattıktan sonra kendini yollara vurur ve korkunç bir büyücü olarak nam salmış Howl’dan yardım istemek için onun şatosuna doğru yürür. Bir dağın tepesinde oradan oraya hareket eden bir şatoda yaşayan Howl genç kızların ruhlarını emen, zalim bir büyücü olarak bilinmektedir. Sophie artık genç olmadığı için korkacak bir şey olmadığını düşünür. Halbuki çok çaresizdir. İlk baskısını 1986 yılında yapan ‘Yürüyen Şato’nun ortaya çıkış fikrini Jones’a bir çocuk verir. “Yürüyen bir şato hakkında kitap yazsana,” der çocuk. Jones bu fikri çok sever. Ne yazık ki not etse de dahi çocuğun ismini unutur, fakat onu kitabın başında teşekkürlerle anmadan geçmez. ‘Yürüyen Şato’ aslında bir erginleşme serüvenidir. Ancak bu sadece Sophie için geçerli bir değildir. Neredeyse kitabın ana karakterlerinin hepsinde çeşitli zaaflar vardır.

Örneğin Howl aslında iyi biridir. 20’li yaşlarda yakışıklı bir gençtir. Hakkında böyle kötü ve korkunç dedikoduları bilerek salar, çünkü bencil ve tembeldir. Sadece kendini umursar, başkalarını dert etmez. İnsanlar ve en çok da Kral kendisinden “yardım” istemesin diye hakkında böyle laflar çıkarır. Howl’la yaptığı anlaşma sonucu ocağa hapsedilen, şatonun hareket etmesine sebep olan ve Miyazaki’nin verdiğini formla beraber unutulmaz bir karaktere dönüşen ateş cini Calcifer’in de zaafları vardır.

Tek düşüncesi Howl’la arasındaki sözleşmeyi iptal ettirip kaçıp gitmek olan Calcifer ilk etapta başka hiçbir şeyi umursamaz. Hatta şatoya geldiği ilk gün Sophie’yle işbirliği yapıp onu temizlikçi olarak gösteren de odur. Sophie bu sözleşmeyi iptal ettirmenin bir yolunu bulacak, Calcifer de onun üzerindeki yaşlılık büyücüsü kaldıracaktır.

Serüven boyu girişilen mücadele, aynı şatoda yaşasalar da aslında birbirleriyle doğru düzgün bağları olmayan bu insanlar zamanla dönüşüm geçirerek gerçekten bir arada olmaya başlarlar. Aşkın, dostluğun ve fedakârlığın çok yönlü olarak işlendiği, karakterlerin düşmanlarından önce kendileriyle, kendi zayıflıklarıyla savaştığı ‘Yürüyen Şato’ fantastik çocuk edebiyatının en güzide örneklerinden biridir.

AMERİKA’NIN IRAK İŞGALİ

Miyazaki ‘Ruhların Kaçışı’nın ardından yönetmenliği bıraktığını ilan eder. Ancak ‘Yürüyen Şato’ kitabıyla da yakından ilgilenmektedir. Bu yüzden kitabın haklarının Studio Gibbli olarak satın alıp yönetmenliği Mamoru Hosoda’ya verir. Hosoda çalışmalara başlasa da ortaya çıkan sonuç Miyazaki’yi tatmin etmez. O da en sonunda kolları sıvamak zorunda kalır. Miyazaki Jones’la bu süreçte elinden geldiğince iletişim kurmamaya çalışır. Zira bir yazar olarak onun, yaratılacak bu yeni evrene müdahale etmemesini ister.

Bu yüzden atmosfer olarak Jones’un önerdiği gibi Galler manzarasını değil, Fransa’daki Colmar ve Alsace dağlarını kullanır. Tasarımında en çok zorlandığı halde en güzel sonuç veren şeylerden biri de şatonun tavuk ayaklarıyla yürüme meselesidir. Beri yandan ‘Yürüyen Şato’ filmi savaş karşıtı bir tutum da sergilemektedir. Kitapta böyle baskın bir tema bulunmaz. Filmin yapım sürecinde Amerika’nın Irak işgali gerçekleşince Miyazaki Newsweek’e verdiği bir röportajda şunları söyler:

“Aslında, ülkeniz Irak’a karşı savaşa yeni başladı ve ben bu konuda aşırı öfkeliyim. Bu nedenle (Ruhların Kaçışı’na yönelik) ödülle ilgili birtakım tereddütlerim oldu. ‘Yürüyen Şato’ya da yeni başladım ve bu film tamamen Irak’taki savaştan etkilenerek çekiliyor.”

‘Yürüyen Şato’ ilk gösterimini 5 Eylül 2004’te Venedik Film Festivali’nde yapar. Aldığı ödüllerle sadece görsel bir şölene imza atmaz, aynı zamanda kitabı da popüler hale getirerek ‘Yürüyen Şato’nun onlarca dile çevrilmesine vesile olur. Bitirirken belirtmekte fayda var; Jones’un yine İthaki Yayınları’ndan çıkan, Sevinç Kayır’ın çevirdiği ‘Hayaletin Zamanı’ adlı bir kitabı daha var. Meraklısına duyurulur.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR