Özel tiyatrolar peşi sıra kapanıyor

Tiyatro emekçilerinin karşılaştığı sorunlar ne yeni ne de pandemiyle sınırlı.

Son 2,5 yılın çoğunu kapalı geçiren pek çok özel tiyatro, salgın etkisini yitirse de bu kez derinleşen ekonomik kriz nedeniyle darboğazda.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanat Müdürlüğü tarafından geçen yıl özel tiyatrolara "rekor" düzeyde yardım yapıldığı açıklansa da yeni veriler adeta bu hamlenin yetersiz kaldığını gösteriyor. 

2021 yılı itibarıyla Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'ne kayıtlı 608 özel tiyatrodan sadece 105'i aktif durumda. Yani 503 özel tiyatro faaliyetini yürütemiyor.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) 2021 verileri de benzer bir tablo ortaya koyuyor. Buna göre tiyatro salonlarında yapılan gösteri sayısı yüzde 40,4; tiyatro seyircisi ise yüzde 43,1 oranında azalmış durumda.

Son yıllarda yaşananlar nedeniyle onbinlerce tiyatro emekçisi maddi manevi tükenme noktasına gelirken, kimileri farklı işlerle karın doyuruyor, kimileri de elinde avucunda ne varsa satarak geçinmeye çalışıyor. 

Tiyatro perdesinin arkasındaki bu yoksulluğun nasıl çözülebileceği ise bilinmiyor.

Independent Türkçe'den Lale Elmacıoğlu, peşi sıra kapanan özel tiyatroların durumunu ve can çekişen tiyatro emekçiliğini, Orhan Aydın ve Hasan Tanay'la konuştu.

Orhan Aydın'a göre dünyanın pek çok yerinde tiyatroculuk zorlu dönemden geçiyor ama Türkiye'de ise durum daha vahim ve sanatın dallarına yeterli destek verilmiyor. 

Avrupa merkezli ülkelerde perdeler, pandemi nedeniyle belli süreliğine kapanmak zorunda kalsa da Almanya, Fransa, Yunanistan ve İspanya gibi pek çok ülkenin devlet desteğiyle sorunların aşıldığını belirten Aydın, Türkiye'de ise aksi durumun yaşandığı görüşünde.

Yurtdışında sinema, tiyatro, bale, opera, heykeltıraş gibi alanlara desteklerin sunulduğunu aktaran Aydın, Türkiye'de Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın "bir parmak bal çalar gibi" davrandığı söyledi.

Resmi enflasyon oranının yüzde 80, gerçekte ise yüzde 180-200'ler olarak telaffuz edildiği bir dönemde özel tiyatroların kira, fatura, sigorta primlerini ödeyemez hale geldiğini ifade eden Aydın, "AK Parti ve MHP'nin sanata ve sanatçıya düşman politikası" nedeniyle bugün bu noktada gelindiğini savundu.

"Sanata ve hayata karşı alttan gelen düşmanlık, pandemi günlerinde net bir şekilde görünür olmuştu, ekonomik krizle birlikte katmerlendi" diyen Aydın, "25-30 bin lira olan kira, 100 bin liraya çıktı. Elektrik, su ve doğalgaz masrafları katlandı. Bir biletin 350-400 lira olması lazım ki bu da olanaksız. Tiyatro seyircisi orta sınıftır, okumuş, yazmış, geleceğini zenginleştirmek için çabalayan seyirci kuşağıdır. Gelir dengeleri alt üst olan bu kuşak; tiyatroya, kitaba ayıracak vakti ve bütçeyi ötelemeye başladı" diye konuştu. 

Dijital platformların durumunu da sorduğumuz Aydın'a göre sinemacılıkta bu alana ilgi büyüse de tiyatro bambaşka bir dünya.

Sinemacılıkta dijital alana talep katlansa da tiyatrolar için de izleyiciler bakımından da sahnenin gerçekliğinin, hissiyatının hiçbir şeyle kıyaslanamayacağını savunan Aydın, "Dijitaldeki gerçek tiyatro emekçileri, iki elin parmağını geçmez. 10-15 kişinin yaptığı işle, tiyatrocuların kendi dünyalarını beslemesi mümkün değil. Yüz yüze yapılan iş de verilen duygu da bambaşka" dedi.

Orhan Aydın'a göre yerel yönetimlere büyük iş düşüyor. AK Partili belediyelerin ellerindeki salonları, para karşılığında bile muhalif belediyelere kiralamadığını savunan Aydın, 211 il ve ilçeye sahip olan CHP'ye desteğini artırması çağrısı yaptı.

Orhan Aydın sözlerini, "Düşmanlığı buradan da görebiliyoruz. Muhalif belediyeler, ortak prodüksiyonla o sahneleri kullanmalı. Aksi takdirde mesleğin geleceği çok daha karanlık. Örgütlenme şart" diyerek noktaladı.

Tiyatro Üreticileri ve Yapımcıları Derneği Başkanı Hasan Tanay da benzer görüşleri savundu.

Türkiye'de tiyatro başta olmak üzere sanat dallarının yitirilmek üzere olduğu uyarısı yapan Tanay'a göre aktif üretim yapamayan tiyatro sayısı 503'ten de fazla.

Tanay, 'Kültür Bakanlığı'na bağlı 608 özel tiyatro var' denildiğini ama bakanlıkta kaydı bulunmayan da çok sayıda tiyatro bulunduğunu belirterek, "Dolayısıyla aktif faaliyetini durduran özel tiyatro sayısı 503 olarak açıklansa da kaydı bulunmayanlarla birlikte bu sayı çok daha yüksek" ifadelerini kullandı.

Bu tiyatrolar için 'kapandı' demenin de doğru olmadığını vurgulayan Tanay, "'Aktif faaliyetini durdurdu' veya 'üretim yapamıyor' demek daha doğru. Faaliyetini yürütmeyenler var ama başka kaynak arıyorlar, kapatmış durumda değiller ama aktif üretim yapamıyorlar. Özetle, tiyatroların yüzde 80'i ekonomik kriz nedeniyle aktif üretim yapamıyor" diye konuştu.

Bir yandan mezun oyuncu sayısı artarken şehir tiyatroları kadro açmadığından, kendilerinin tiyatro kurma yoluna gidildiğini dile getiren Hasan Tanay, 2000'lerde devlet kadrosu azaldıkça, özel kurumlarda yükselişin başladığını söyledi.

Tanay, "Apartman altlarını, boş dükkanları, depoları dönüştürerek tiyatro salonuna çevirmeye çalıştılar çünkü büyük salon maliyetinin altına girmek mümkün değil. Emeğiyle geçinen bu insanlara bir destek gelmesi lazım ama Türkiye'de bu da yok" dedi.

Devlet tiyatrosunun adı üstünde devletin desteğiyle süreklilik sağladığını, sigorta ve maaşlar başta olmak üzere giderlerin bu şekilde ödenip üretim yapıldığını belirten Tanay, bakanlığın yıllar önce salon desteğini kestiğini, kostüm-dekor gibi desteklerde bile kısıtlamaya gidildiğini dile getirdi.

Devlet tiyatrosunda ortalama 25-30 liraya izlenen bir oyunun gerçek maliyetinin 300-500 lira olduğunu aktaran Hasan Tanay, kalan kısmın ödenen vergiler üzerinden karşılandığını, özel tiyatroların ise böyle bir şansının olmadığını belirtti. Tanay, bilet fiyatları yükseldikçe seyirci sayısının azalmasının da bir diğer çıkmaz olduğunu ifade etti.

İktidarın kültür-sanat işlerini gereksiz gördüğünü ileri süren Tanay, "Kendi ideolojisine uygun olmayan işlere destek vermek istemiyor ya da sadaka mantığıyla yaklaşıyor. Kendine bağımlı kılmaya çalışıyor. Yeniden üretebilmen için borçlanmak zorunda kalıyorsun. Devletin özel tiyatrolara verdiği destek denilen şey, seni kendine borçlu kıldığı bir alan" yorumunu yaptı.

Tiyatrolara tüccar muamelesinin yapıldığını ileri süren Tanay, "Mevcut iktidarın algısında sanat üretilmesi mümkün değil. Sanatın topluma katkısını reddeden bir iktidar var çünkü aydınlanmış bir toplum işlerine gelmiyor, yaptıklarına itiraz eden insan istemiyorlar" şeklinde konuştu.

Günümüz koşullarında giderlerin katlandığına vurgu yapan Tanay; sanatı seven, tiyatro oyunlarına giden kesimin bile önceliğinin değiştiğine değinerek, "Halka, 'Neden tiyatroya gitmiyorsun' diyemeyiz. Senede bir kere bile bilet alıp tiyatroya gidiyorsa, bu çok önemlidir. Keşke daha sık olsa ama elektrik, doğalgaz, kiralar çok yükseldi. Herkes geçim derdine düştü" değerlendirmesinde bulundu.

Dijitaldeki işlerin tiyatronun yerini tutamayacağı görüşünü savunan Tanay, para kazanmak ve yüz bilinirliğini unutturmamak adına bu işlerin tercih edildiği görüşünde.

Tiyatro alanındaki sorunların çözümünün örgütlülükten geçtiğini ileri süren Tanay, sanat alanındaki emekçilerin birlik olup güçlü ses çıkarmasının şart olduğunu söyleyerek sözlerini şöyle tamamladı:

"Öncelikle güçlü bir örgütlü ses gerekli. Sanat alanındaki tüm emekçiler örgütlenmeli. Mücadele iradesi ortaya koymak şart. Sanatın çürümesi, toplumun çürümesine ve artık sanatın yapılamaz hale gelmesine neden olur. Bakanla görüşerek, soru önergeleri vererek, birkaç ünlü arkadaşın basın açıklamalarıyla olacak iş değil. Sivil yapılanmalarla tiyatro birlikleriyle görüşülmeli.

 

 


PAYLAŞ