Ayrılmasaydık! *

Kolaj: Independent Türkçe

12 Eylül darbesinin üzerinden 42 yıl geçti.

Bu memleketin bugün aşmaya çalıştığımız kaderi 70'li yıllarda, özellikle de yoğunlaşmış biçimde 1978 yılında çizildi.

İhtiyar kurt Celal Bayar 1978'in 2 Şubat günü uludu:

Tenkil! Tenkil! Tenkil!
Endonezya tipi tenkil!
Yoksa bu kış komünizm gelecek!


Nedir, Endonezya tipi tenkil?

Bir haftada bir milyon komünistin yok edilmesidir.

Bayar'ın bu açıklamasının hemen ardından 1,5 ay sonra 1978'de İstanbul Üniversitesi 16 Mart Katliamı'dır. Ankara Bahçelievler, Balgat, Piyangotepe, Sivas, Maraş katliamlarıdır.

1978'de takriben temmuz ayında NATO'nun Türkiye'de darbe yapılması kararıdır. 

Genelkurmay Başkanı Kenan Evren'in NATO kararına uyması, 1978'in Eylül ayında Orgeneral Haydar Saltık'a Bayrak Operasyonu adı altında darbe teşkilatlanması görevini vermesidir.

Evren'in ifadesiyle, "Darbe ortamının olgunlaşması" için 1978 ile darbenin yapıldığı 12 Eylül 1980 arasında sağıyla soluyla 5 bin cana mâl olan "iç savaş"tır.

Demem o ki darbeye giden kanlı yolu döşerken halk muhalefetini tasfiye edebilmek için her türlü yöntemi kirli yöntemi uyguladılar.

Emperyalizmle iş birliği içinde hazırladıkları kanlı darbeyi, kendilerinin yönlendirdiği cinayetlerle, katliamlarla meşrulaştırma yalanından sakınmadılar.  

"Hem suçlu ve hem güçlü" kirliliği böyle bir şey olsa gerek…


Ümit yaşamaktır!

Bugün Türkiye, 1970-80'li yıllarda ekilen zehirli tohumların tüm ülkeyi saran cangılıyla boğuşuyor.

Türkiye'nin, işçisi emekçisiyle, Kürt'ü ile, Türk'ü ile, kadınıyla erkeğiyle Cumhuriyet tarihinin en politik, yurtsever kuşağı olan 1970'li yılların 78'liler kuşağı kırımdan geçirildi çünkü.

1970'li yılların kanlı faşist katliamları olmasaydı;

Bu katliamları kâh seyrederek, kâh teşvik ederek "darbe ortamının olgunlaşmasını" bekleyen generaller 12 Eylül'de darbe yapmasaydı, Türkiye 38 yıldır süren bir "savaş ortamı" yaşamayacaktı.

Etnik iç barış, Türk-Kürt eşitliği temelinde çok daha az sancılı bir süreçten geçerek kurulabilirdi.

Eğer solun birleşik gücünün de dahilinde, 12 Eylül darbesi engellenebilseydi ya da 1970'lerin iç savaş ortamından darbe ile değil demokratik seçenekle çıkabilseydi,

Türkiye'nin egemenleri olsun, başka devletlerin egemenliği olsun Kürt sorunu üzerinden kendi aralarındaki rekabeti sonuçlandırmak için, kendi hak ve özgürlüklerini kazanmak uğrunda mücadele eden Kürt yoksullarına karşı böylesine kapsamlı "kirli savaşı" sürdüremezdi.


Generaller 12 Eylül'de darbe yapmasaydı;

İşçi sınıfının sendikal hareketi bugün çok daha güçlü bir şekilde ayakta kalırdı,  egemenlerin on yılları bulan ve bugün çok daha katlanarak süren enflasyonist politikasına, neoliberal saldırısına, milyonları bulan işçi tasfiyesine, kamu mülkiyetinin yağmalanmasına, hortumlamalara karşı, işsizliğe ve yoksulluğa karşı etkili ve sonuç alıcı mücadele edebilir, kazanımlarını koruyabilirdi.


Generaller 12 Eylül'de darbe yapmasaydı;

Erdoğan, tek adam rejimini, hazır bulduğu darbe anayasası, darbe yasaları ve yönetmelikleri üzerinden inşa etme imkanına kavuşmaz,

Yasama, Yürütme, Yargı tek elde toplanmaz,

Bir zamanlar övünçle anlatılan Cumhuriyet kurum ve kuruluşlarının içi bu kadar kolay boşaltılamaz,

Dinbazlık sade Müslümanları dahi bu denli huzursuz etmez,

1970'li yılların binlerce gencinin hesabını vermeyen faşist hareket bu kadar kolay güçlü mevziler elde edemezdi.


Generaller 12 Eylül'de darbe yapmasaydı;

Ülkemizi felakete sürükleyen tüm bu uğursuz gelişmelere karşı gençlik "yitik kuşak" yalanı karşısında biçare kalmaz, ardılı olduğu 78 kuşağının yaptığını yapar, tepki gösterir, direnirdi.

Bizim kuşağın kırılması, aynı zamanda Türkiye devrimci/demokratik güçlerinin yenilgisini, halkın hak ve özgürlüklerinin gasp edilmesini, tepkisizliğin genelleşmesini getirdi.

Dünyanın birçok diyarında, emsal olsun Latin Amerika'da benzeri şeyler yaşandı, ama oralarda bir şekilde toparlandılar, hatta iktidar bile oldular…

Ama bizde ne oldu, nasıl oldu, nasıl olacak, yoksa topraklarımız çok mu kurak, neden sonuç yaratıcı bir toparlanma olmadı gibi soruları sormak hala anlamlı ve birçok şeyin tatmin edici bir cevabının olmaması Manidar…

Dur bakalım, "Ümit, sapına kadar namuslu" … 'var olma ya da olmama' pahasına ümidi yaşatanlar ve yaşayanlar da var. 

**Bu haftaki makalemi geçen hafta yayımlanan "Devlete göre toplum (1)" makalenin devamı olarak yazılacaktı. Yoğun yaşadığımız 42. yılında 12 Eylül vesilesiyle katıldığım paneller, TV programları ve yazdığım makaleler  nedeniyle gelen sorular vesaire bu makaleyi ertelemeyi zorunlu kıldı. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir. 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR