Onur Yaser Can davası ertelendi: Sanık polis bir hatırlıyor, bir hatırlamıyor

2010'da gözaltında işkence gören, intihara sürüklenen Onur Yaser Can'ın ölümünde sorumluluğu bulunduğu iddia edilen 4'ü polis 5 kişi hakkında 12 yıl aradan sonra açılan dava 2 Aralık'a ertelendi.

12 yıl aradan sonra, "gerçeğe aykırı bilirkişilik yapma", "resmi belgede sahtecilik", "resmi belgeyi bozma, yok etme" suçlarından, dördü polis beş kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması görüldü.

Bir sonraki duruşma 2 Aralık 2022'ye ertelendi.

Duruşmada ilk sözü alan sanık polis Yunus Başay, önce olay günü Onur Yaser Can’ın nasıl ve kim tarafından gözaltına alındığını hatta alan ekipte olup olmadığını da hatırlamadığını söyledi. Yaser’in kardeşi Ezgi Can aynı soruyu sorduğunda bu kez “Evet biz aldık” dedi.

12 YIL SONRA NİHAYET BAŞLADI

2010'da gözaltında işkence gören, intihara sürüklenen Onur Yaser Can'ın intiharında sorumluluğu bulunduğu iddia edilen dördü polis beş kişi hakkında 12 yıl aradan sonra açılan davanın ilk duruşması bugün görüldü.

İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesinde 10.00'da başlaması beklenen duruşmada izleyiciler ancak 10.30'da salona alındı. Ancak salon küçüktü ve duruşmayı takip etmek isteyen pek çok gazeteci ve izleyici duruşmanın yapılacağı salonun önüne dahi alınmadı. Uzun süren tartışmaların ardından duruşma daha büyük bir salon olan 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin duruşma salonuna alındı. Ve duruşma 10.45’te kimlik tespitleri ile başladı.

Sanık polisler Yunus Başay, Muhammet Ongun ile Onur Ülker bulundukları illerden SEGBİS ile duruşmaya bağlanırken, bilirkişi Zafer Kökdemir duruşma salonunda hazır bulundu. Sanık polis Hakan Aydın ise mazeretli olduğu için duruşmaya katılmadı.

Onur Yaser Can’ın kardeşi Ezgi Sevgi Can'ın katıldığı duruşmayı CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ve Turan Aydoğan, TİP milletvekilleri Ahmet Şık ve Sera Kadıgil, HDP Milletvekili Garo Paylan ile çok sayıda kişi takip ediyor.

YİNE AYNI HİKAYE: HATIRLAMIYORUM

Duruşmada ilk sözü sanık polis Yunus Başay aldı. Başay, sözlerine “Çok uzun zaman geçtiği için olayı hatırlamıyorum” diyerek sözlerine başladı. Olayın gerçekleştiği tarihte ekip şoförü olarak çalıştığını söyleyen Başay, “Ekip şefi Soner Gündoğdu ifade tutanağında çok yanlış şeyler olduğunu fark etti, adliyeye böyle gitmemesi gerektiğini söyledi, düzeltmesini istedi. Yaser Can tekrar çağrıldı” diye anlattı.

Mahkeme başkanı Başay’a ilk gözaltı tutanağında imzası olup olmadığını sordu, Başay, olmadığını söyledi. Mahkeme başkanı bu kez ikinci tutanakta neden imzası olduğunu sordu.

Başay, “Ben sadece ekip şoförlüğü yaptım” dedi. Mahkeme başkanı “Gözaltına alınma sırasında var mıydınız” diye sordu, Başay’ın yanıtı yine “Hatırlamıyorum” oldu.

Duruşma savcısı da aynı soruları sordu, ancak sanık polis yine hatırlamadı.

Onur Yaser Can’ın “yakalanma işleminde yer aldınız mı” diye sordu, Başay, “Evet” diye yanıt verdi. Mahkeme başkanı “Az önce sordum, hatırlamıyorum dediniz” diye çıkıştı, Başay’dan olay ilk gözaltında olanları anlatmasını istedi. Başay rutin gözaltı prosedürünü anlatmaya başladı. Mahkeme başkanı araya girerek o günü anlatmasını istedi.

Mahkeme başkanı: Yakalandığı sırada uyuşturucu bulundu mu?

Yunus Başay: Hatırlamıyorum.

Mahkeme Başkanı: Aramayı kim yaptı şubede?

Yunus Başay: Hatırlamıyorum

Avukat Ümit Erdem soru sormaya başladı.

Avukat Erdem: Hakan Karakuru örgütü operasyonu kapsamında teknik takip yapılmış, bu operasyonu kim yürütüyordu:?Yunus Başay: Hatırlamıyorum, o dönemki büro amirliği

Yunus Başay: Diğer tutanaklardan haberim yok

Avukat Erdem: İkinci ifade tutanağı sizin sicilinizle açılmış, neden böyle oldu?

Yunus Başay: Neden benim sicilimle açıldı bilmiyorum

Avukat Başay: Tutanakta tarih hatalı ise bunu düzeltip tutanak altına alabilirdiniz, neden yeniden yapmaya giriştiniz?

Yunus Başay: Bilmiyorum…

SANIK POLİS ONGUN’DAN ‘HÂLÂ GÖREVDEYİM’ SAVUNMASI

Ardından sanık polis Muhammet Ongun söz aldı. Ongun şunları anlattı: “Onur Yaser Can takip ettiğimiz uyuşturucu şebekesinden uyuşturucu aldığını tespit ettik. Onur Yaser Can yakalanmış ve üzerinde uyuşturucu bulunmuş. Ben o sırada teknik kısım bölümünde görevliyim. Akşam geç saat olduğunu hatırlıyorum. Aynı büro içerisinde görev yaptığımız arkadaşımız Onur Ülker ile birlikte üst araması yaptım. Üst araması yaptım, tutanağı da imzaladım” dedi. Savcının Onur Yaser Can üzerinde tespit edilen uyuşturucunun nasıl arandığına ve ne aşamada tespit edildiğine dair sorduğu soruya Ongun: "Şube müdürlüğümüzde yaptığımız arama sırasında uyuşturucu bulduğumuzu hatırlamıyorum" diye yanıt verdi.

Ardından Ezgi Sevgi Can mahkeme başkanı aracılığı ile sorular sordu: "Teknik takip sahada mı emniyette mi yapılıyor?"

Sanık Ongun: "Konumuz değilse bunlar mahrem konular."Hakimin ısrarı üzerine Ongun, "Hem sahada hem emniyette yapıyoruz" dedi.

Ezgi Can 2011 yılında Hakan Aydın’ın ifadesini hatırlattı, Muhammet Ongun’un da çıplak arama işlemi yapan ekibin içerisinde olduğunu hatırlattı ve "Kendi amiri aramanın çıplak yapıldığını itiraf etmiştir. 'İnce arama' yapıldı mı, yapıldıysa kim yapmıştır?" diye sordu.

Sanık Ongun: "Bu konuyla ilgili olayın sıcaklığıyla ilgili o dönemde ifade verdim. Ne yaptıysam orada yazıyordur. Hatırlıyor olsam söylerim. 18 yıldır bu işi yapıyorum, halen de yapmaya devam ediyorum. Yaptığım her şey usule uygun, olmasa hala görevimi yapmam.”

SANIK POLİS ÜLKER: OLAY BAŞKA YERLERE ÇEKİLMEK İSTENİYOR

Ardından sanık polis Onur Ülker söz aldı. Dosyada yeni bir delil olmadığını savunan sanık polis Ülker, “Hakkımızda yeni bir gelişme yokken aynı suçtan yargılama yapılması usule aykırıdır” dedi. Ülker şunları söyledi: “Yakalama ekibinde değildim, Hakan Aydın ile birlikte aynı ekipteydim, ekip aracının şoförlüğünü yapıyordum. Belgenin değiştirilmesinde katkım yok, yeniden çağrılma olduğundan bilgim yok. Ben üst aramasında bulunmadım, üst arama tutanağında imzam var” dedi.

Onur Yaser Can’ın kardeşi Ezgi Can, kamera kayıtlarını incelediklerini, eski beyanlarının yalan olduğunu bu görüntülerle tespit edildiğini söyledi. Can, aramaya katılmadığı halde neden tutanağı imzaladığını söyledi.

Sanık polis Onur Ülker, “Konu başka notalara çekilmeye çalışılıyor, suçlandığımız konu resmi evrakta sahteciliktir. Başka beyanda bulunmak istemiyorum” dedi. Avukat Çiğdem Şat sanık polisin ısrarla “olay başka yerlere çekilmek isteniyor” beyanına, “Olayı nereye çekmeye çalışıyoruz?” diye sordu. Sanık polis yanıt vermek istemediğini söyledi. Avukat Ümit Erdem sanık polis Onur Ülker’in ısrarla aramaya katılmadığı beyanını olduğunu hatırlattı, neden ısrarla aramaya katılmadığını beyan ettiğini sordu? Sanık polis cevap vermek istemediğini söyledi.

BİLİRKİŞİ KÖKDEMİR: CD’Yİ SAVCININ SÖZLÜ TALİMATIYLA İMHA ETTİM

Ardından bilirkişi Zafer Kökdemir, suçlamaları kabul etmediğini söyledi. Bahsi geçen CD’yi savcının sözlü talimatı ile imha ettiğini söyledi. Avukat Ümit Erdim, CD’ye itiraz etmek isteme olanağımızı ortadan kaldırmış oldunuz” diye araya girince Kökdemir şunları söyledi: “Ben binlerce dosyaya baktım, menfaat gözetmedim. Teklifler geldi mi geldi, sıfır araba da teklif edenler oldu ama kabul etmedim.Bu CD’yi de savcılığa teslim ettim derdim ama demedim. Siz CD arıyordunuz ben boşuna aramayın dedim.”

EZGİ CAN: SANIKLAR İŞKENCE, ÇIPLAK ARAMA VE EVRAKTA SAHTECİLİKTEN CEZA ALMASINI TALEP EDİYORUM

Ardından Yaser Can’ın kardeşi Ezgi Sevgi Can söz aldı ve şunları söyledi: "Kendilerinin 'ince arama' diye tabir ettikleri işkence, cinsel saldırı ve görevi kötüye kullanma suçları nedeniyle ben önce, 28 yaşındaki abimi ve sonrasında verilen hukuki mücadele sürecinde bu sanık polislerin devamlı korunması ve adil bir yargılamanın yapılmaması, önümüze sürekli olarak çıkarılan engeller ve adaletin sağlanmasının sürekli ertelenmesi sebebiyle annemi ve babamı da kaybettim. Dolayısıyla size mağduriyetimin büyüklüğünü tarif etmem zaten mümkün değil.Sanıkların avukatı sürekli konuya gelin, konuya gelin diyor. Haysiyet kırıcı muameleler, sadece kullanıcı olarak yakalanmasına rağmen 5 saat sorguya girmiş bir çocuğun ertesi gün tekrar çağrılıp, iki ekibin organize ettikleri 11 adet belgenin yeniden imzalattırılması davası. Yapılan işkence ile ertesi gün yapılan evrakta sahtecilik ayrı değerlendirilemez. Onur Yaser Can’ın sorgusuna rağmen istediklerini alamıyor emniyet ekibi. Bu ekipten iki polis zaten ceza aldı. Onlara emir veriyorlar ve değişiklik yapıyorlar. İfadesini ilk kezmiş gibi imzalıyorlar. Abime zorla, tehditle imzalatıyorlar. Evrakta sahtecilik bir gün önce yapılmış işkencenin devamıdır. Bunu örtbas etmek için yapılmıştır. Abim ikinci kez şubeye çağrıldığında adeta sanık polislerin eline tekrar düşmemek için çırılçıplak şekilde kendini atıyor ve hayatını kaybediyor. 

Çırılçıplak bir şekilde atladığını özellikle belirtiyorum çünkü bu kendisine uygulanan çıplak arama işkencesinden ne kadar etkilendiğinin çok net bir kanıtıdır. Nedense sorgu odası kamera kayıtları da verilmedi. Kötü muamele yaşadığını biliyoruz. Çünkü biz onu tanıyoruz. İntihar etmeyecek kadar pırıl pırıl bir insan. Polislerin hepsinin örgütlü suçları neticesinde abim bunu yaşıyor. Bu dava da bunun en büyük parçalarından biri. Biz bunu maalesef ayrı değerlendiremeyiz. Daha sonra alelacele fezleke çıkartılıyor, ölmüş bir çocuk ifadeye çağrılıyor. İşkence suçunu örtbas etmek için yapılmıştır. Dosyada sanık olan Hakan Aydın, ‘FETÖ terör örgütü’ne üye olmak suçundan 6 yıl 3 ay ceza almıştır. Bu suç, onun talimatı olmadan gerçekleşmiş olamaz.Tüm sanıkların üst sınırdan ceza alması gerekiyor. Özellikle işkence, görevi kötüye kullanma suçlarından haklarında suç duyurusunda bulunulmasını istiyorum. Bu tek başına, zaten gecikmiş ve annemle babamın hiçbir zaman göremeyecekleri adaletin sağlanması ancak bu davanın işkence, cinsel saldırı ve onur kırıcı muamele suçları bakımdan genişletilmesi gerekir... Adil bir yargılama yapılmasını hem kendim adına hem kaybettiğim ailem adına hem de kamuoyu vicdanı adına talep ediyorum."

Avukat Çiğdem Şat, Hakan Aydın’ın Savcı Muammer Akkaş tarafından korunduğunu söyledi. Avukat Ümit Erdem ise Hakan Aydın, ilaç kullanımı sebebiyle mahkeme mazeret sunduğunu hatırlattı, “Bu usule uygun bir mazeret değil. Huzurda dinlenmesini istiyoruz. Diğer sanıklarınlar da huzura getirilmesini talep ediyoruz” dedi.

SANIK AVUKATINDAN SKANDAL SÖZLER: ONUR YASER UYUŞTURUCU KULLANMASAYDI

Sanık polisler Muhammet Ongun ve Onur Ülker’in avukatı Ayhan Baykal, “Eğer Onur Yaser Can uyuşturucu kullanmasaydı bu olaylar olur muydu, konu olmaması gereken yerlere geldi” dedi. Baykal’ın sözlerine mahkeme salonundan tepki yükseldi. Baykal, “11 evrakta değişiklik yapılmış. Ama Yaser Can’ın ifadesinin değiştirildiğine dair bir belge yok” dedi.

SANIK AVUKATI: BU DAVA İŞKENCE DAVASI OLMALI

Sanık Zafer Kökdemir’in avukatı da dosyanın işkence ve ölüme sebebiyet dosyası olarak ele alınması gerektiğini söyledi: “Bu dava bir hukuk ayıbıdır, eğer sadece evrakta sahtecilikten ceza verirseniz bu da büyük bir hukuk ayıbıdır. İşkenceye ilişkin bir ara karar oluşturulmasını ve bu konuda suç duyurusunda bulunulmasını ben de talep ediyorum.” Kökdemir’e yönelik suçlamaları kabul etmediklerini söyleyen avukat, “Eğer bir suçlu arıyorsanız ‘CD’leri at diyen savcı da suçlu” dedi.

BİR SONRAKİ DURUŞMA 2 ARALIK SAAT 14.00

Verilen aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanık Hakan Aydın'ın zorla getirilme talebinin kabulüne Bursa'da SEGBİS ile dinlenmesine, işkence tanığı Yavuz Koç'un bilgilerinin istenmesi, Zafer Köktemir'in vareste tutulmasına karar verdi. Diğer sanıkların vareste tutulma telebi de Hakan Aydın'ın dinlenmesi sonra değerlendirilecek. Duruşma 2 Aralık 2022 saat 14.00'e ertelendi.

YASER’İN ONURUNU KIRDILAR, ANNE-BABASININ DİRENCİNİ…

NE OLMUŞTU?

Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Fakültesi mezunu 28 yaşındaki Onur Yaser Can, 2 Haziran 2010’da İstanbul Beyoğlu’da on gram esrar alırken gözaltına alındı, işkence gördü. Nöbetçi savcının ‘İfadesini alıp bırakın’ kararına rağmen devam etti işkence. Sonunda bıraktılar ancak iki gün sonra ‘Tutanaklarda eksik var’ denilerek yeniden çağrıldı, yine işkence gördü. Arkadaşlarına korktuğunu anlatıyordu. Üçüncü kez şubeye çağrıldığı 23 Haziran 2010’da odasından çırılçıplak atlayarak intihar etti. İntiharın öncesinde arkadaşlarına, “Onurumla oynadılar, hakaret ettiler. Çırılçıplak soydular. Yere çökerttiler” demişti. Cebinden çıkan notta da öyle yazıyordu. Aile oğullarını kaybettiği gün adalet mücadelesine başladı. Acılarını yaşamadan yargıya sığındılar. Adil bir karar yüreklerini soğutacaktı bir nebze. Ama polisler korundu kollandı, bütün başvurular reddedildi. Hikaye tanıdıktı; sadece 2 polis hakim karşısına çıktı; suçlama evrakta sahtecilikti ve iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırıldılar. Yargıtay kararı bozunca dava yeniden başladı. Yaşamına devam edebilmek için uzun süre tedavi gören anne Hatice Can, 2 Mart 2014’te hayatını sonlandırdı. Mevlüt Can “iki mavişim” diye sevdiği oğlunu ve eşini yitirmişti. Artık oğlu ve eşi için adalet istiyordu. “Duvara konuşuyorsunuz, duvardan bile ses gelir. Adalet istiyorum, adaleti görseydik böyle olmazdı” demişti bir keresinde. 

2019’un 7 Ekim’ini 8 Ekim’e bağlayan gece göçüp gitti o da. Ölümünden 17 gün sonraki yeniden yapılan yargılamada o iki polis memuruna 6 yıl 5 ay 15’er gün hapis cezası verildi. Ancak yargılama sırasında dört polis ve bir bilirkişinin daha verileri yok ettiği ve kayıtları sildiği ortaya çıktı. Mahkeme, olayda sorumluluğu bulunan beş kişi hakkında da suç duyurusunda bulundu, İstanbul Valiliği iddiaların soyut olduğu gerekçesiyle iki kez soruşturma izni vermedi. Karara karşı İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz yapıldı ve nihayet mahkeme valiliğin soruşturma izni vermemesine ilişkin kararı kaldırılmasına karar verdi. İşte bugün görülen duruşma 12 yıllık böyle bir mücadele sonucunda başlayabildi.

Evrensel
 


PAYLAŞ