En kritik dönem

Seçim sathı mahalline girdiğimiz bu son dönemeçte 'her şey' olabilir. Evet, aklımıza bile gelmeyecek işler yaşayabiliriz.

AKP iktidarı boyunca çok tuhaf siyasi yakınlaşmalar, ayrışmalar, başka yakınlaşmalar gördük.

Kanlı provokasyonların siyasette başarıyla kullanıldığına tanık olduk.

Her vakanın, her sözün her şekilde çarpıtılabildiğini biliyoruz.

İktidar, bizzat halkın paralarıyla, kamu bankalarından asla geri ödenmeyen krediler kullandırarak medya gücünü kendi denetimine geçirdi ve Tayyip Erdoğan artık canlı yayında 'köşe yazısı' talimatları vermeye başladı.

İktidar ve medya arasındaki hiyerarşik ilişkiyi gizlemeye gerek bile duymuyorlar.

Muhalif bir kanalda bir ekonomistin yılın ilk yedi ayındaki 37 milyar dolarlık cari açığa değinmesi ve 24,6 milyar dolar kaynağı belirsiz paranın bunu kapatmak için sisteme sokulduğu hatırlatması yandaş medyada büyük tepki çekti.

Zira ekonomist Güldem Atabey canlı yayında bu paranın önemli bir kısmının uyuşturucu parası olabileceğine dikkat çekmişti.

Sisteme giren ve kaynağı açıklanamayan söz konusu paraya bu satırlarda da dikkat çekmiştik.

Uluslararası medyada aynı paranın konu olduğunu vurgulamıştık.

İktidar yandaşı medya paranın izini süreceğine, yani 'haber değeri' olan vakayı takip edip gazetecilik yapacağına, "Devleti suçluyorlar" diye büyük bir gürültü yükseltti.

O halde birileri çıkıp bu paranın kaynağını açıklamalı, öyle değil mi?

Hayır, öyle olmuyor, ortalık büyük bir yaygaraya boğuluyor, halkın gerçeklere ulaşması imkansız hale getiriliyor...

Şimdilik düşük şiddette seyreden bu gürültü seçim atmosferinin kızıştığı 'son düzlük'te sağır edici bir hal alacaktır.

İktisattan siyasete, siyaseti de içine alan polisiye vakalara, muhalefetle ilgili aslı belli olmayan iddialara, kaynağına ulaşılamayacak şiddet eylemlerine kadar pek çok vakaya herkes hazır olmalıdır.

Öyle ki, Türkiye'deki toplumsal yapı, siyasi atmosfer, demografik değişimle beraber bir önceki seçimlere oranla çok daha kırılgan, çok daha provokasyona açık hale gelmiştir.

Misal, kendi adıma, Mersin'deki Polis Evi saldırısına hiçbir anlam veremedim.

Son 40 yılın siyasi gelişmelerini takip eden, bilgisine vakıf olan hiç kimse de bu saldırıyı anlamlandıramamış olsa gerektir.

Ortada süregelen bu tür eylemler yokken birden bire böyle bir saldırının gerçekleşmiş olmasını anlamlandırmak mümkün değil.

Hele vakanın hemen CHP'nin bundan yıllar önce hazırlamış olduğu 'hapisteki gazeteciler' raporu üzerinden muhalefetle ilişkilendirilmesi, bunun ışık hızıyla yapılması son derece ilgi çekici.

Elbette İçişleri Bakanlığı'ndan medyaya kadar bitişik nizamlı bir hızdı bu.

Sedat Peker'in ortaya attığı, kanıtları da ortada olan pek çok iddiayı muhteşem bir suskunlukla geçiştiren devlet kurumları ve iktidar medyası, bu vakada nasıl da cevval bir hareket tarzı geliştirdi, değil mi?

Konu hakkında derinlemesine bilgi sahibi olamadığımız için fazlasını yazmayı doğru bulmuyorum.

Ne var ki, söz konusu vakayı seçimler yaklaştıkça anlam veremediğimiz pek çok işin yaşanabileceğine dair bir işaret olarak görüyorum...

Öte taraftan, AKP liderliğinin 20 yıllık iktidarı boyunca en iyi yaptığı şey karşısındaki ittifakları ya da olası ittifakları dağıtmak ve kendisinin yanında parlamenter çoğunluğu tutabilecek bir güç yaratmak oldu.

Bazı kesimleri tarafsızlaştırarak rakip alanı küçülttü.

Böylelikle 'güçler ayrılığı' içinde bir rolü olması gereken tüm devlet kurumlarını adım adım Saray'a bağladı.

Önümüzdeki seçim sürecinde de iktidar karşısındaki mevcut ve potansiyel ittifakların dağıtılması Saray'ın öncelikli hedefi olacaktır. Zaten bugünden hamlelerini görüyoruz.

Üstelik bir önceki seçim sürecine göre devlet kurumları ve medya iktidarın mutlak kontrolündedir.

O halde, en sağından en soluna kadar, muhalefetin hiçbir kesiminin sorumsuzluk yapma lüksü yok demektir.

Aksi takdirde ülkemiz belirsiz bir akıbete doğru sürüklenecektir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir. 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR