'Molla Rejimi', 'Saray Rejimi' ve biz faniler...

İran'daki protestolar hâlâ sürüyor ve ulaşabildiğimiz haberlere bakılırsa yaygınlaşmış görünüyor.

Öyle basit bir vakadan söz etmiyoruz; en az 200 kişinin yaşamını yitirdiği, binlercesinin işkence görüp tutuklandığı çok ağır bir süreç yaşanıyor.

Sosyal medya üzerinden yayılan görüntülere bakıyoruz, özellikle kadınların ve gençlerin insanüstü direngenliğine tanık oluyoruz.

İran'daki 'Molla Rejimi' ya da Türkiye'deki 'Saray Rejimi' gibi baskıcı iktidarlar kendilerine yönelen her halk tepkisini elbette "dış güçlerin oyunu" olarak tarif edecektir.

Misal, AKP... 'Dış güçler'le münasebetini şöyle bir hatırlayalım:

ABD'ye 'takdim edildi', kabul gördü, o rüzgarla ve çarpık seçim sistemiyle parlamentoda çoğunluk oldu, iktidara yükseldi...

Ardından tarihte görülmüş en fütursuz -şuursuz da denebilir- özelleştirmeleri gerçekleştirerek tüm kilit sektörlerin dev emperyalist şirketlerin eline geçmesini sağladı...

Tarımı yine emperyalist tekellerin insafına terk etti, ülkede tarımsal üretim ve hayvancılık çöktü...

Milli gelire yaklaşan devasa dış borca yol açarak ülkeyi uluslararası tefecilerin eline düşürdü...

Yetmedi, bir dönemki ortağıyla beraber orduda mutlak bir tasfiye harekatına girişti ve tüm askeri sırların açığa çıkmasına neden olacak 'kozmik oda' operasyonunu gerçekleştirdi...

Sonra en ufak muhalefet, "dış güçlerin oyunu", öyle mi?!.

Vallahi 'dış güçler' 1950'lerden beri bu memleketin kaderiyle oynayageldi ama aynı 'dış güçler' mevcut 'Saray Rejimi' sayesinde son 20 yıldır tepemizde horon tepiyor!

İktidar ülke içinde kolluk gücüne yaslanıp her türlü muhalefeti tehdit ediyor ve 'dış güçler' edebiyatına yaslanıyor ama çöken ekonomiye ve siyasi krizlerine kısa vadeli çözümler bulabilmek adına emperyalist 'Batı' ile Ruya-Çin hattında salınıp duruyor.

Öyle ki, Rusya'yla arayı düzeltebilmek için asla kullanılmayacak ve artık gündem bile olmayan S-400 füzelerine bu milletin milyarları akıtıldı.

ABD'nin tekrar gözüne girmek için kapılarda bekleşildi.

Öte taraftan, burada başka bir olguyu vurgulamak lazım: Her 'dış güçler' tespiti iktidar kaynaklı değil.

Kendisini 'solcu' diye tarif eden bir kesimde de her zaman aynı paranoya pirim yapıyor.

Misal, zamanında Gezi Parkı'nda başlayan ve tüm ülkeye yayılan protestolara açıktan ya da örtülü biçimde aynı paranoyayla bakıyorlar.

Aynı paranoya İran'daki yeni isyan dalgasında çok kolay açığa çıkıyor.

Onlara göre İran, emperyalist 'Batı'ya karşı şekillenen 'Avrasya' bloğunun bir parçası ve orada yaşanacak bir rejim değişikliği Batı'nın elini güçlendirecektir.

Avrasya bloğu zayıflarsa emperyalizm dizginsiz kalacak, dünyada istediği gibi at koşturacaktır...

O halde ne yapılmalıdır?

Bahis konusu ülkelerde, mevcut durumda İran'da ayaklanan kitleler 'dış güçler'in oyununa gelmemeli, 'garantili' bir sol iktidar alternatifinin bulunmadığı koşullarda, "Kaderimse çekerim" demeli, evlerine dönmelidir.

Bu anlayış, mermilerin üzerine yürüyen İranlı kadınları, tahtalarla dövülerek sakat bırakılan gençleri, özgürlük bestesi yaptığı için zindana atılan şarkıcıyı ahmak yerine koymaktan öte bir şey demiyor.

Bir an Türkiye'ye dönelim ve 'Yasama'nın, 'Yürütme'nin, 'Yargı'nın, hatta tüm medyanın bir tek 'Saray'da toplandığı mevcut koşullarda, son birkaç günde yaşadıklarımıza bir bakalım:

Saray marifetiyle Adalet Bakanlığı'na 'daire başkanı' yapılan eski Nizamı Alem Ocakları Başkanı eşini öldürüp intihar etti; yine aynı Saray'dan Çalışma Bakanlığı'na bürokrat olarak atanan sabıkalı şahıslar bir müzisyenin boğazını kesti!..

Aynı Saray iradesi sahte diplomalı bir güreşçiyi bir kamu bankasına yönetim kurulu üyesi olarak atamış, 'Yeliz' namıyla bilinen şahıstan milletvekili yaratmış, 'Bakara-Makara' marka bir ayakkabı kutusundan 'diplomasi' çıkarmıştır...

Millet ekseriyetinin hayat standartları dibe vuruyor da, bundan daha vahimi hayatımız tımarhaneye dönüyor...

Şimdi bir an kendinize dönüp bir sorun: İran'da ahlak polisinin elindeki tahta sopaları her an ensesinde hisseden, meydanlarda kırbaçlanan, zindanlara atılan, vinçlerde idam edilen gencecik insanlar ne yapsın?!.

40 yılı aşkın süredir şu an Türkiye'yi esir almış akıldışı halden bin beterini yaşamış İran halkı ne yapsın?!.

O yüzden mermilerin üzerine yürüyorlar. Mollaların yolsuz, adaletsiz, insafsız cehenneminden kurtulmak istiyorlar.

Ve emin olun, özgürlüğü için ölümü göze alan kitleler 'dış güçler'in oyuncağı olmaz.

Tersine, zorbalardan kurtulduklarında daha güzel bir geleceği kurabilecek yolu bulmaya çok daha yakın hale gelirler...

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir. 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR