Beynimiz erirken...

İktidar ile ana muhalefet arasında bir 'uyuşturucu' tartışması başladı. Türkiye'nin şu tarihsel zaman diliminde belki de en olması gereken tartışma budur. Çok hayırlı bir tartışmadır.

Sentetik/kimyasal uyuşturucular Türkiye'de sokakları ele geçirdi.

Sadece büyük kentlerden söz etmiyorum, kasabalara, hatta köylere kadar girdi kimyasal uyuşturucular.

Gençlerin beyinlerini bitiren metamfetamin henüz ergenliğe adım atmamış çocuklara bile ulaşıyor.

Biz bu gerçekliği, 2010'dan bu yana yasal bir zorunluluk olduğu halde suç istatistiklerini açıklamayan TÜİK'ten (Türkiye İstatistik Kurumu) öğrenemiyoruz tabii.

Hepimiz sokaklarda dolaşıyoruz. Sokaklarda neler yaşandığını görüyoruz, seziyoruz. Etrafımızda gençler uyuşturucudan ölüyor.

Ve uyuşturucu tacirleri gözümüzün önünde birbirini öldürüyor!..

Peki, muhalefetin iddia ettiği gibi, iktidar bütçe açıklarını kapatmak için uyuşturucu parası mı kullanıyor?

Bu aslında sadece muhalefetin iddiası değil. Dünyanın önde gelen medya kuruluşlarında ortaya atılan hatırı sayılır analizler var.

'Varlık Barışı' adı altında Türkiye'ye mükerreren giren ve kaynağı sorulmayan paralar var.

AKP kurucusu, üç dönem milletvekili, son ucube 'Anayasa'nın mimarı ve tabii Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olan Burhan Kuzu üzerinden İranlı uyuşturucu baronu Naci Şerifi Zindaşti ile kurulmuş ilişkiler var.

Türkiye'de uyuşturucu kaçakçılığı ve cinayetten yargılanan Zindaşti'nin tahliyesi var.

Muhalefetin giderek daha fazla yükselttiği, "Burhan Kuzu doğal yollarla ölmedi, öldürüldü" iddiası var.

Orta ve Güney Amerika'dan gelen kokainler var. Bu uyuşturucu sevkiyatlarının failleri ortada yok, yani 'bir türlü fail bulamama' durumu var...

Yahu ortada bir siyasi parti binasından "yerli ve milli Escobar" diye sallandırılan bir pankart bile var!..

Bu liste epey uzatılabilir, ayrıntılandırılabilir, zaten konuyla ilgili önemli araştırmalara imza atan haberciler ortada, bu mevzuda hatırı sayılır bir külliyat oluştu, cilt cilt kitap var...

Aslında Türkiye'nin adı çok uzun zamandır uyuşturucuyla birlikte anılıyor.

Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde Alman devlet televizyon kanalında ulusal bayrağımız şırınga ile birlikte gösterilmişti ve hep beraber büyük bir utanç yaşamıştık.

Türkiye'nin narko-trafikteki transit geçiş konumuna dikkat çekilen o dönemden çok daha farklı bir dönemi yaşamaya başladık.

AKP'li 20 yıllık süreçte Türkiye dev bir uyuşturucu pazarı haline geldi.

Piyasada 'her bütçeye uygun' uyuşturucular dolaşıyor.

Zenginler, hatta zaman zaman ortaya çıktığı üzere iktidara pek yakın isimler kokain gibi pahalı uyuşturucularla 'keyif yaparken', yoksullar fare zehrinden üretilen ölümcül sentetik uyuşturuculara türlü maddeyi kullanıyor.

Hiç kuşkusuz bu yaygınlaşmada Türkiye'nin gelire oranla en pahalı alkolün satıldığı ülke olması, hatta gece belli saatten sonra alkol satışının yasaklanması da var.

Böylece keyiften ya da dertten 'kafayı bulmak' için uyuşturucu aleminde farklı arayışlara girmek 'normalleşiyor'.

Ve tabii dünya uyuşturucu pazarından daha büyük pay alarak zenginleşmenin bir 'tercih' olabileceği açık açık konuşuluyor.

Neticede pek çok bildik isim uyuşturucu için lojistik değer taşıyan liman ve marinalarda denetimi ele geçirmek için uğraşıyor.

İktidar bloğundaki partilerin yöneticileri ya da akrabaları zaman zaman operasyonlara takılıyor.

Pek çok operasyonda Emniyet görevlileri suç örgütlerinin bir parçası olarak açığa çıkıyor.

Bir liste çıkaracak olursak şok edici bir manzarayla karşılaşacağımızı söyleyebilirim.

Belki de suç istatistikleri bunun için açıklanmıyor...

Uyuşturucu ve suç örgütleriyle ilgili olarak yıllardır çalışma yapan gazeteci-yazar Cengiz Erdinç'le, "Bu işin müsebbibi nedir, kimdir?" diye konuştum, "Bir af için büyük çaba sarf eden ve mafyanın işlerine gelen kesimini serbest bıraktıran güçler kimse" oraya bakmamız gerektiğini ifade etti.

Nereye ve nereden bakarsanız bakın, ortada çok büyük bir sorun var...

Şimdi... Çok açık vurgulamak gerekiyor, Türkiye nihayet Dünya Sefalet Endeksi'nde en tepeye yerleşti.

Başka deyişle 'en sefil ülke' haline geldik.

Bir beslenme krizi yaşıyoruz ve nüfusun giderek daha da yoksullaşan büyük çoğunluğu çocuklarını sağlıklı besleyemiyor.

Pek çok uzman sağlıklı beslenememenin yeni kuşaklarda bir IQ gerilemesine yol açtığını savunuyor.

Üzerine bir de uyuşturucu genç kuşakların beynini uçuruyor.

Velhasıl, 'yerli ve milli beynimiz' eriyor.

Benden söylemesi...

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir. 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR