Lula'nın dönüşü Latin Amerika ve uluslararası sol harekete etki edecek

Kolaj: Independent Türkçe

Latin Amerika'daki diğer örneklerden farklı olarak Brezilya ekonomisi ve özellikle ağır sanayisi askeri diktatörlük döneminde önemli bir gelişme kaydetmişti. 

Bu yüzden Brezilya'da 18 yıl süren askeri cunta yönetiminden sonra 15 Kasım 1982'de serbest seçimler yapıldığında durum sol açısından pek parlak değildi. 

Fakat merkez etrafında kümelenen partilerin dışında yeni bir siyasi aktör de ilk kez sahneye çıkmıştı.

1980'de bir grup sendika lideri tarafında kurulan (Türkiye'de "İşçi Partisi" olarak tanınan) "Partido dos Trabalhadores" (PT) girdiği bu ilk seçimlerde beklediği çıkışı yapamamıştı. Meclise ancak 8 milletvekili gönderebilmişti.

PT'nin lideri Luis Inacio Lula da Silva ise bu seçimlerde Sao Paulo eyalet valisi adayıydı ve dördüncü sırada yarışı tamamlayabilmişti.

İyi bir başlangıç sayılmazdı. 1978'te 300 bin işçiye 4 ay grev yaptıran, 1979'da 600 fabrikada şalter indirten ve diktatörlüğü felç ederek maaşlarda istediği artışı alan Lula ve arkadaşları siyaset alanında beklediği desteği bulamamıştı.

Aradan birkaç yıl geçtiğinde Brezilya solunun halen kafası karışıktı. PT içinde Sovyet ve Çin kanatları, Stalinistler ve Troçkistler sonu gelmez tartışmalarını sürdürüyorlardı.

Sol içinde çok az kişi yeni dönemin koşullarına yeni bir dil ve yeni örgütlenmeler yaratarak cevap verme gereğinin farkındaydı. 

1985'te tüm bu karmaşanın ortasında artık bir karar vermesi gereken PT lideri bir Sendikal Kongreye davetli olduğu Küba başkentinde bulunuyordu. 

Herkesle tek tek ilgilenmek ve insanların aklından geçeni anlamak gibi özel bir yeteneğe sahip olan Küba lideri Fidel Castro, Lula'ya yaklaştı; 

Bana bir milyon küsur oy aldığını söylediler.


O da, önemsiz bir şey gibi omzunu silkerek, "evet" diye cevap verdi;

- Bu yüzden kendini baskı altında mı hissediyorsun?

- Evet, evet, sendikal hayata geri döneceğim, böylece emekçiler için daha anlamlı bir katkıda bulunacağım.


Bunun üzerine Fidel şu yorumu yaptı:

Hayır, hayır, izin verirsen sana katılmıyorum. Bir toplumda seçim kurumunun var olduğundan bu yana, yani bu şey icat edildiğinden beri,  bir tek vaka yoktur ki elleri nasırlaşmış ve tek parmağı olmayan bir ağır sanayi işçisi, Brezilya gibi muhafazakâr bir toplumda bir milyon iki yüz bin oy almış olsun.

(Lula, Fernando Morais,
Editorial Companhía das Letras, 2021) 


Lula bir cevap ya da söz vermedi. Ancak Fidel'in tavsiyesine uydu: Aylar sonra yapılan ilk seçimde, askeri diktatörlüğün bitiminde, kurucu mecliste aday oldu ve o tarihe kadar Brezilya'da alınan en yüksek oyla sandalyeye oturmaya hak kazandı. 

1989 seçimlerine giderken Lula artık daha kararlıydı. Siyaset sahnesi Brezilya gibi ırksal ve kültürel zenginliği devasa bir ülkede salt sınıfsal bir formda kurulamazdı.

Çatışan kanatları uzaklaştırarak parti içindeki kısır tartışmaları sona erdirdi. Taban örgütlenmesini sosyal adalet temasıyla alabildiğine yaymaya önem verdi. Ve parti liderliğini iktidar hedefine kilitledi. 

Nihayet 1989'da askeri cunta sonrası ilk cumhurbaşkanlığı için doğrudan seçimler yapıldı. Lula başkan adayıydı ve seçimden haftalar öncesine kadar tüm anketlerde öndeydi. 

Soğuk Savaş'tan yeni çıkmış ve askeri cuntayla yönetilmiş bu ülkede sermayenin Lula'nın karşısında blok olarak durması zor olmadı.

Rakibi Fernando Collor de Melo eski bir sendikacı olan Lula'nın iktidara gelme ihtimalinden korkan orta sınıf ve sanayicilerin büyük kısmından güçlü destek aldı. 

Medya nın PT karşıtı ve Lula'yı karalayan yayınları sermayenin tavrını yansıtıyordu. Lula'dan hamile kaldığını ve onun zoruyla kürtaj olduğunu iddia eden Afro-Brezilyalı bir kadını haftalarca konuşturdular.

Hatta buna dayanarak Lula'nın ırkçı olduğu propagandasını yaptılar. Televizyon tartışmasında bile rakibine Lula'dan daha fazla süre tanıdılar.

Seçim günü Lula'nın güçlü olduğu yoksul mahallerden sandıklara toplu taşıma yapılmadı. Zaten sandıklarda hile kaçınılmazdı vs…

Fakat Lula'nın kampanyasına en büyük darbe, seçim sonucuna asıl etki eden şey beklenmedik bir yerden, Latin Amerika silahlı solundan geldi. 

Başkanlık seçimlerinin tam ikinci turuna 6 gün kala Brezilya'nın en zengin patronlarından "Pão de Açúcar" grubunun sahibi Abílio Diniz kaçırıldı.

Liderliğini Arjantinli Horacio ve Humberto Paz kardeşlerin yaptığı MIR üyesi beşi Şilili, ikisi Kanadalı ve biri Brezilyalı bir grup gerilla -El Salvador'da savaşan cepheye (FMLN) maddi destek sağlamak için- Brezilyalı iş insanını kaçırdı. 

Seçimlere 36 saat kala eylemcilerin yerleri tespit edildi. Kirli yöntemler kullanmakla ünlü Brezilya polisi ele geçirdiği Humberto'nun canına karşılık Abílio Diniz'i istedi.

Televizyonlar rehine olayını canlı yayınladılar. Ve eylemcileri tam seçim günü teslim alan polis onları üzerinde Lula'nın resmi olan İşçi Partisi logolu tişörtlerle basının önüne çıkardı.

Evde silahların bulunduğu masanın altına da çok sayıda PT tişörtü konulmuştu.

Olay sadece Brezilya İşçi Partisi'nde değil Latin Amerika solunda sarsıcı bir etki yarattı.

Bu tip yöntemlerin artık siyasette yeri olmadığı ve yeni mücadele biçimleriyle bağdaşmadığı kanaati kesinleşti. 

Lula'nın İşçi Partisi daha ilk çıkışından itibaren sol açısından öğretici tecrübelere dayandı.

Doğrudan sınıf mücadelesi içinden gelen bir sendikal hareketin partileşmesi bugün dahi örneğine rastlanır bir şey değildir. 

Genellikle karşılaştığımız şey tam tersidir: Sınıfın dışında örgütlenmiş bir grup "kadro" sınıfa bilinç taşımak üzere partileşir.

Bu illa ki bürokrasi ve dogmatizmle sonuçlanmaz. Hatta yenilikçi öneriler de getirebilir.

Fakat bu tip bir parti işçi sınıfı içinde kökleşmek için en az çeyrek asra ihtiyaç duyacağından ve büyük ihtimalle asla bunu gerçekleştiremeyeceğinden önerileri de karşılık bulmayacaktır.

Oysa Lula ve arkadaşları uzun süredir kitlesel ve modern bir işçi sınıfı hareketini yönettiklerinden tüm önerileri emekçiler içinde etki uyandırıyordu. 

Bir başka özellikleri de siyasete atıldıktan sonra sendikal hareketi başıboş bırakmamalarıydı. Birleşik Merkez Sendika CUT'u kurarak sendikal mücadeleyi kurumlaştırdılar.

Bu da yetmedi; "Halk ve Sendika Hareketlerinin Ulusal Birleşimi" ANAMPOS'u ve "Halk Hareketleri Merkezi" CMP'yi kurdular.

PT'yi kırsala yayan kadrolarının çoğu da "Topraksızlar Hareketi" MST'den geldi. Bu yeni örgütlenme biçimleri Latin Amerika solunun son 30 yılına damgasını vurdu.  

Kaçırılma olayı belki Lula'ya başkanlık seçimi kaybettirdi ama Latin Amerika soluna eski yöntemleri terk etme konusunda kesin bir etkide bulundu.

Eylemci grup kendi örgütleri tarafından sahiplenilmedi ve açık özeleştiri vermek zorunda kaldı. 

Lula kaybettiği seçimden 1 yıl sonra dünya solunu etkileyecek "Dünya Sosyal Forumu"na evirilecek "Sao Paulo Forumu"nu kurdu.

Bu açıdan Brezilya'daki İşçi Partisi deneyimi dünya solunun siyaset yapma ve düşünme biçimini etkiledi. 

Lula 1989 seçimini kaybetti ama 90'larda PT birçok önemli belediyeyi kazandı ve yerel yönetimde dünya çapında tanınan uygulamalar geliştirdi.

Demokratik kent katılımcılığı neredeyse bir PT icadıdır. Bu şehirlerde halk, meclisler aracılığıyla ve doğrudan oylayarak bütçeyi belirledi.

Bugün PT'nin o yıllardaki belediyecilik uygulamaları Latin Amerika genelinde aşılabilmiş değildir.

Lula, Latin Amerika'nın en karizmatik liderlerden biri ama aynı zamanda belki de en yoksul, en alt sınıftan geleni de. 

Bulunduğu yere fırsatları değerlendirerek "asansörle" gelenlerden değil; basamakları tırnaklarıyla tutunarak çıkan türden bir lider.

Açlık ve sefaletten gelip; tek parmağını tornada bırakan, ağır sanayi işçiliğinde tarihin gördüğü en parlak sendikacılardan biri olan Lula siyasette de engelleri yıkarak ilerledi.

Üç defa üst üste seçim kaybetti. Birileri onun için her şeyin bittiğini sanırken daha güçlü biçimde geri döndü. 

75 yaşında hapsedildiğinde artık sadece düşmanları değil en yakınındakiler bile Lula'nın tarihten kazındığını düşünüyordu.

Ama o 580 gün tutsaklıktan sonra serbest bırakılıp siyasi hakları iade edilmeden çok önce başkanlığa yeniden adaylığını açıkladı. 

Üstelik bu meydan okumayı yalnızca bir siyasetçinin subjektif koşullarının en aleyhte olduğu (yaşlılık, yolsuzluk suçlamasıyla hapis vd) bir dönemde yapmadı aynı zamanda Brezilya solunun tarihinin en örgütsüz ve etkisiz olduğu döneminde gerçekleştirdi. 

Lula'nın yaptığı şey bir tür çılgınlıktı. Hazır özgürlüğüne kavuşmuş, siyasi itibarı iade edilmişken büyük bir vakfın danışmanlarından biri olup uluslararası arenada akıl hocalığı yapabilirdi. Bu biçimde büyük ödüllere ve itibara layık görülebilirdi. 

Oysa o Brezilya gibi kaotik ve derin eşitsizliklerle sakatlanmış bir ülkede hiçbir zaman yeterince güçlü olamayacağı bir parlamenter sistemde, yetkileri sınırlı bir başkan olarak mücadelesini sürdürmeyi tercih etti. 

Bolsonaro gibi küresel çapta sağın büyük kitlelerle güçlü bağlar kurabilmiş ender ve en cüretkâr liderini bu koşullarda yenmeyi başardı. 

Brezilya'da Tanrı bir yana futbol bir yana.  Belki tuhaf gelecek ama Lula şu günlerde Katar'a giden Brezilya milli takımını da yendi.

Seçim sürecinde Neymar başta olmak üzere birkaç futbolcu açıkça Bolsonaro'yu destekledi.

Flamengo'nun ve birçok Brezilya kulübünün başkanı Bolsonaro'ya açık destek verdi. Fakat milli takımda hiçbir futbolcu Lula'nın adını ağzına almadı. 

Bunu 220 milyon nüfuslu Brezilya'da bir tek Lula başarabilirdi. 

Gerçek şu ki bugün sol adına Brezilya'da ayakta kalmış tek şey 77 yaşındaki Lula'dır.

Ancak bununla beraber Lula, sadece Latin Amerika'nın değil dünya solunun en özgün örgütlenme biçimlerini yaratan, kitlelerle biçimsel olmayan adeta ruhsal bir aidiyet kurmayı başaran Brezilya sol hareketinin tüm tarihsel birikimini temsil ediyor.

Seçim sürecinden itibaren Bolsonaro'ya karşı kurduğu ittifaklar ve dinamik siyaset yapış tarzı önümüzdeki dönemde de dikkatle takip edilmeli. Küresel planda yükselen NeoCon harekete karşı mücadelenin ve onu aşmanın ipuçları Lula'nın siyasetlerinde yatıyor.

Lula'nın bu üçüncü başkanlığı Latin Amerika siyasetini uzun süredir ihtiyacı olan dengeye kavuşturacak. 

Brezilya'nın zengin kaynaklara, büyük bir nüfusa ve sanayiye sahip olması kuşkusuz etkisini artırıyor.

Fakat Lula hem Şili, Kolombiya gibi yeni sol yönetimler hem de Venezuela, Küba gibi eski tipteki idareler tarafından da dikkate alınan tek lider.

Bu yönüyle eski ile yeni arasında köprü olacak ve sistemlerdeki tıkanmayı aşacak dönüşümlere önayak olacaktır.


Bu yazı Independent Türkçe'den alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR